ADIM ADIM TARİHİ YARIMADA: EDİRNEKAPI

3. DURAK 2 Ekim 2021 Cumartesi EDİRNEKAPI Tayfun Nasuhbeyoğlu
MİHRİMAH SULTAN CAMİİ

Tarihi Yarımada gezimize bu hafta Edirnekapı bölgesinde devam ediyoruz. Kapalı ve ara ara yağmurlu kasvetli bir hava da yola çıktık. İlk durağımız Mihrimah Sultan Camii. Aracımızı hemen caminin önündeki caddeye park ederek gezimize başlıyoruz. Mihrimah Sultan Camiine daha önceden bir kaç kez gelmiştik. Bu kez surların daha bakımlı olduğunu, etrafındaki bazı binaların yıkıldığını, bazı binaların restore edildiğini gördük. Ancak sur dibinde minibüslerin kalkış durağının olması, cami avlu duvarının önüne araçların park etmesi hoş bir görüntü değil. Caminin sur dibi tarafına doğru ilerliyoruz. Caminin surlara bakan ilk kapısından içeri girdik. Girişin hemen yanında küçük bir mezarlık vardı. Mezarlığa bitişik Fatih Müftülüğüne bağlı Kur’an Kursu binası göze çarpıyor. Cami avlusuna doğru ilerledik, avluda bir kaç çocuk koşuşturuyordu. Caminin avlusuna açılan revakların altında çeşitli atölyeler bulunuyor. Ancak bugün haftasonu olduğu için kapalı idi. Camiye girdiğimizde onlarca çocuğun onlarca ayrı halka oluşturduğunu abilerini dinlediklerini görmek bizi sevindirdi. Bu sebeple cami içerisinde bir iki fotoğrafın dışında fotoğraf çekemedim. Bu camide hayat var. Çocuk ve gençler camileri doldurduğunda camiler gerçek fonksiyonlarını icra etmiş olacaklar. Bir an da hafızam 2009 senesine gitti. O yıl umre ziyaretine Şam gezisini de eklemiştik. Şam Emevi camisi avlusunda yere örtü sermiş çocukları ile birlikte oturan belki bir şeyler atıştıran aileleri, avluda anne babasının gözetiminde koşuşturan çocukları hatırladım. Ne hoş bir görüntü idi. Bütün camilerimiz her zaman cıvıl cıvıl kuş sesleri gibi çocuk sesleri ile dolsa, gençler sohbet halkaları oluştursalar, avluda çocuk ve gençlerin ilgisini çeken atölyeler olsa… Sportif etkinlikler, kültür, sanat, beceri, deney vb. atölyelerde faaliyet gösterilse… Bu etkinlikler Diyanet İşleri, Milli Eğitim ve STK işbirliği ile gerçekleşse ne güzel olurdu.

Her ne ise caminin avlusunu dört dönüyorum tabiri caizse. Caminin avlusuna en yakın cadde üzerindeki dükkanın üst katı -sonradan eklendiği belli- çirkin göründüğünü söylememe gerek yok. Tarihi camilerin etrafında iğreti duran bu tür binalar ya yıkılmalı, ya da kat sınırlaması getirilmeli, onarımdan geçirilmeli yani dokuya uygun olmalı. Özellikle son 20 yılda bu alanda ilerleme katedildi. Ancak hala yapacak çok iş var. İstanbul sur içinde her adım da tarih ile karşılaşıyorsunuz. Cami girişinin arka tarafında Kur’an Kursunun -arka kısmı- bir odasında başka mezarlıklar da yer aldığını cama yaklaşarak bakıldığında dışarıdan görebiliyorsunuz. Haftasonu olduğu için içeri girilebiliyor mu bilmiyorum. Arka avluda sırtınızı camiye verdiğinizde karşıda 2-3 katlı binaları görüyorsunuz. Bu binalar sulukule kentsel dönüşüm kapsamında yapılmış binalar.

AYA YORGİ KİLİSESİ

Caminin Fevzi Paşa caddesi tarafındaki kapısından merdivenlerden iniyoruz. Hasta, yaşlı ve engelliler için merdivenin kenarına merdiven korkuluğu gibi borular üzerinde koltukla yukarı doğru veya aşağı yönde hareket eden sistem kurulmuş. Çalışır halde mi bilmiyorum. Ancak iyi düşünülmüş. Caminin önündeki parktan geçerek restore edilmiş Aya Yorgi Kilise doğru yöneliyoruz. Kilise kapalı, zili bir kaç kez çaldık belki açan olur diye, nafile açan olmadı. Kilisenin etrafında uygun açıklıklardan fotoğraf çekiyoruz. Sur dibinde minibüsçüler derme çatma baraka gibi bir yerde oturmuş saatlerinin gelmesini bekliyorlar. Görüntü estetik değil. Buraya estetik bir dinlenme istasyonu türü bir şey yapılabilir. Ya da tümden kaldırılabilir. Kilisenin sur dibi tarafına bakan kısımda etrafı çevrili bir yapı vardı. Ya yıkılacak ya da restore dilecek diye düşündük. İçeriye köpek bağlamışlar. Köpeğin havlamasından dolayı fazla yaklaşamadık.

Tekfur Sarayı ve Kariye Camini görmek üzere caddenin karşı tarafına geçtik. Fatih Sultan Mehmet’in heykeli ve önündeki yerden fışkıran fıskiyeleri geçerek surlara doğru yürüyoruz. Surların iç kısmına nasıl ulaşacağız diye etrafı kolaçan ederken surun köşesindeki burcun yanında kafe görüyoruz. Merakla kafeye doğru merdivenlerden çıkıyoruz. Merdivenleri çıktığımızda bu yolun surdibi boyunca Ayvansaray’a doğru aşağı yönde devam eden yol olduğunu anlıyoruz. Sur dibinden aşağı doğru Hoca Çakır Caddesi boyunca iniyoruz. Yol boyunca sol tarafımızdaki surlar çoğu yerde onarılmış. Surlara doğru yukarı çıkan merdivenlerin girişi kapatılmış. Bazı kemerlerin altı -az da olsa- patates ve soğan deposu olarak kullanıldığını görüyoruz. Caddede ara ara restore edilmiş veya tarihi görünüm verilmiş apartmanlara rastlıyoruz. Biraz daha yol aldıktan sonra Tekfur Sarayı Müzesi tabelasını görüyoruz. Müzeye ulaşmak için bir süre daha yürüyoruz. Müze Edirnekapı’ya göre Ayvansaray’a daha yakın… Hoca Çakır Caddesi üzerinde sağda -ki zaten sol tarafımızda surlar var- küçük bir mahalle mescidi Çakırağa Camii vardı. Kapısı kapalıydı. Dıştan fotoğraf çekmekle yetindik. Cami mermer tabelasındaki yazılar biraz silinmişti. Altındaki ikinci bir tabeladaki yazıda “caminin 15.yüzyılda Fatih Sultan Mehmet’in sekbanbaşılarından Çakır Ağa tarafından yaptırıldığı, ilk yapılışının kargir minareli ahşap bir mescid olduğunu, 1918-20’li yıllarda yıkıldığı, sadece temeli ve banisinin kabrinin kaldığını, 1987 senesinde hayırseverler tarafından yeniden ayağa kaldırıldığı” ibaresini görüyoruz.

TEKFUR SARAYI MÜZESİ

Tekfur Sarayı Müzesine ilk kez geliyoruz. Yukarıdan itibaren kesintisiz devam eden surlarda kısa bir açıklık var. Bu açıklıkta spor kulübü binası ve futbol sahaları yer alıyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 3 yıl önce onarımı biterek ziyaretçiye açılmış. Hava hafif yağışlı, ara ara sıra yağmur biraz daha şiddetini artırıyor. Yağmura yakalanmadan güvenlikten içeri HES kodumuzu göstererek giriş yapıyoruz. Kemerli kapıdan girdikten sonra sizi büyükçe bir avlu bekliyor. Avluya girdikten sonra hemen sağ tarafında Tekfur Sarayının hikayesi anlatılıyor. Yazıdan “III.Ahmed dönemi sadrazamlarından Damat İbrahim Paşanın geleneksel üretimleri canlandırma politikaları kapsamında İznik’ten çini ustaları ve fırın planları getirtilerek çini atölyesi kurulmasına ön ayak olduğunu” öğreniyoruz. Avluda Doğu Roma (Bizans) dönemine ait mermer sütun kalıntıları sergileniyor. Avlunun zemini ahşapla kaplı. Ahşaptan köprüler ile diğer bölümlere geçebiliyorsunuz. Tekfur Sarayı Binası avludan bakıldığında 3 katlı bir yapı. Yapının giriş katında Surdibi bölgesinin maketi sizi karşılıyor. Bilgilendirme ekranında sarayın tarihçesi ve geçirdiği serüveni sesli bir şekilde izleyebiliyorsunuz. Üst kata ahşap merdivenlerden çıkıyoruz. Üst katta binada yer alan ve kazılarda ortaya çıkan eserler, -bir kısmı parçalanmış olarak- kategorik olarak camekan arkasından sergilenmiş. Camekanına bitişik ekranda sergilenen eser türüne ait yapım hikayesi video formatında görüntülü olarak 2 dilde anlatılıyor. Gerçekten güzel düşünülmüş, kaliteli bir iş çıkarılmış. Örneğin “Tekfur Sarayı kazılarında bulunan cam üretimi artıkları ve aynı dönemde yapılmış benzer örnekler”, “Tekfur Sarayı fırınlarında üretilen çömlekler ve benzer örnekleri” gibi. En üst kata çıkmadan yine dijital görseller pano da Doğu Roma (Bizans) şehri oluşturan unsurlara ait bilgiler ile birlikte sunulmuş. Dijital ekranda kilise, ticaret, gibi kategorilerden birisini seçtiğinizde ona ait görseller geliyor. Klasik müze anlayışının yanında dijital imkanlarda kullanılarak, dijital müzecilik örnekleri verilmiş.

En üst kata çıkıyoruz. Merdivenin hemen yanında çinilerle süslü mihrab sizi karşılıyor. Panodaki bilgilerden bu mihrabın Kandilli Camii Mihrabı olduğunu anlıyoruz. Panoda yazan “Kandilli vapur iskelesi yakınında yer alan camii, I. Mahmud’un emriyle 1751’de yaptırılmıştır… Caminin mihrabı, Tekfur Sarayı çini atölyesinde üretilen çinilerle kaplanmıştır.” açıklamayı okuyoruz. Ancak bu cami mihrabı imitasyondur diye düşünüyorum. Tekfur Sarayında üretilen çinilerin kullanılan alanlardan bir örnek olsun diye buraya konulmuş. Mihrabı süsleyen çiniler, motifleri büyük emek ürünü. Hemen mihrabın yanında Tekfur Sarayında üretilen çiniler oluşan bir eserin -bir başka imitasyon- ünlü Louvre Müzesinde olduğunu anlıyoruz. Tekfur Sarayında üretilen 19.yy Eyüp Seramik örnekleri, birbirinden güzel renkli testiler, şamdanlık, tabak vb örnekler sergilenmiş. Bu arada Eyüp Çömlekçileri başlıklı pano ilgimizi çekiyor. “İstanbul’da Roma ve Bizans (Doğu Roma) dönemlerinde çömlek üretildiği, kara surlarının Haliç’te deniz surları ile birleştiği bölgeye ‘ceramica’ adı verildiği ve tuğla üretiminin yoğun olarak burada yapıldığı”, Osmanlı Devleti döneminde bu bölgede çömlekçilerin varlığının bilindiği, bu mahalledeki son çömlekçi atölyesinin 1936 yılında kapandığı belirtiliyor. İstanbul sur dışında en yakın ilçesi Eyüp Sultan ‘da 15.yüzyıldan beri çömlekçiler Mahallesi bulunmaktadır. Çömlekçiler Arkası, Arpacı Hayretin ve Çömlekçiler isimli sokaklar Eyüp Sultan’da çömlek atölyelerinin bulunduğu yelerdi. Bu mahallede yapılan araştırma ve kazılar neticesinde “kaba yapılı geç Osmanlı üretimi” örneklerine rastlanmıştır.

Bir başka panoda Tekfur Sarayında bulunan fırınların planı yer alıyor. Fırın 9 bölümden oluşuyormuş. (Ateşlik (Külhan), Delikli Alan, Üst bölüm, Tonoz, Tüteklik, Pencere, Raf, Makara, Yalıtım Çukuru) Bu müzede dijital materyaller çok iyi şekilde kullanılmış. Duvara yansıtılan ışıkta cami duvarlarını süsleyen çini örnekleri, Ayetel Kürsi hat örneği harika bir kompozisyon oluşturmuş. Müzede çocuklarda unutulmamış. Dijital çini motiflerini yap-boz olarak oynayabiliyorsunuz. Yine dijital olarak İstanbul ve birçok ülkeden seçtiğiniz cami ve tarihi eserleri dev ekrana yansıtan bölüm güzel düşünülmüş. İstanbul’da çinlerle kaplı camilerin isimleri ve kullanılan çini motiflerinden örnekler sunulmuş (Ağalar Camii, Mehmetağa Camii, Topkapı Sarayı Harem Camii gibi). Yine Cezeri Kasım Paşa Camiinden birebir kopyalanan “Kabe Panosu” ilgi çekici. Caminin kitabesinde çinilerin 1726 senesinde “İznikli Osman Bin Ahmed tarafından yapıldığı yazmaktadır. Eserin aslının Ankara Vakıf Eserleri Müzesinde olduğunu öğreniyoruz. 1734-35 yılları arasında yaptırılan Hekimoğlu Ali Paşa Camiinin içinin de Tekfur Sarayı çini atölyesinde üretilen çinilerle kaplanmıştır. Ki bu camide de Kabe’yi gösteren panodur. Kabe tasvirli pano, 1×1 metre boyutunda 16 çini karodan oluşmaktadır. Meraklısı için bu cami Davutpaşa – Koca Mustafa Paşa arasında yer almaktadır.

Ziyaretimizde en son üst katın içerisinden merdivenle çıkarak seyir terasına ulaşıyoruz. Tarihi Yarımada daki surlara ilk kez çıkıyoruz. Terastan İstanbul manzarasına bakıyoruz. Hava kapalı olduğundan görüş alanımız sınırlıda olsa Çamlıca’daki kuleye kadar bir çok yer görülebiliyor. Seyir terasından da bol bol fotoğraf çektikten sonra müzeden -emeği geçen herkese teşekkür ederek ayrılıyoruz.

HATİCE SULTAN CAMİİ

Tekfur Sarayından çıktıktan sonra hemen aşağıdaki camiyi görüyoruz. Geriye dönüşü bu camiyi de gördükten sonra başlatıyoruz. Cami bahçeli, küçük, sevimli bir camii. En azından etrafı açık. Cami tek isimle anılmıyor. Her halde her dönemde farklı isimli anılmış olmalı ki cami duvarındaki tabelanın birisinde “Adile Şah Kadı Hatice Sultan Camii” yazarken altındaki tabela da -tabela Fatih Müftülüğü tarafından hazırlanmış- “Hatice Sultan Camii” altında parantez içerisinde “Şişehane Mescidi” yazmaktadır. Yazıda mescidin III. Mustafa’nın kızları Beyhan ve Hatice Sultan tarafından anneleri Adile Şah Kadın’ın ruhu için Hicri 1220 Miladi 1805-06 tarihinde yaptırıldığı notu düşülmüş. Evvelce civarın da bulunan şişe atelyesinden dolayı “Şişehane Camii” olarak ta anılmış. Caminin içerisine girdiğimizde caminin ana bölümünün kapalı olduğunu ancak üst katın -hanımlar bölümünün- açık olduğundan merdivenden hanım ve Zeynep önde ben arka da bu saatte yukarıda hanım olmaz umuduyla yukarı çıktık. Oradan caminin iç kısmını fotoğrafladık.

Camiyi solumuza alarak Sulu sokağından aşağı doğru ilerliyoruz. Sağa dönüyoruz. Bu cadde Mumhane Caddesi. Caddede 30 metre kadar yürüdükten sonra sonra sokak ikiye çatallaşıyor. Mumhane Caddesi sol taraftan devam ediyor. Sağdaki kalan sokak Edirnekapı başlangıcından beri devam eden Hoca Çakır Sokak. Çatalın ortasında etrafı taş duvarla çevrili giriş kapısından birisinin sacla kapatıldığı tarihi metruk bir yapı görüyoruz. Duvarların dışından içeride ayakta kalan bir yapı gözükmüyor. Taş duvarın dışında ayakta 2 kapı kalmış. 2 sütun üzerine kurulu kapının üzerinde güneş figürü ve yazılar var. İnternetten araştırmak üzere yola devam ediyoruz. (bu yapı Hoca Çakır Sokağı, Mumhane Caddesi, Beşirgazi Sokağı ve Yanbolu Sokağı arasında)

Mumhane Caddesinin sonuna kadar devam ediyoruz. Sola doğru baktığımızda Minaresi onarımda olan küçük bir camii gördük. Caminin hemen yanında büyük bir bahçesi olan Molla Aşki Teras Cafe vardı. Haliç manzaralı kafe gezdiğimiz saatlerde sakindi. Kapısında “müşteri olmayanlar giremez” ibaresini görmek bize çok itici geldi. Bizde bahçe içerisinde ilerlemedik. İşletme sahibi kişilerin gönüllerinin ne kadar da dar olduğunu düşünmeden edemedik. Kafeye bitişik Molla Aşki Camiine doğru ilerliyoruz. Cami duvarında ki tabelada “Caminin Fatih Devri şair ve devlet adamı Ni’me’l-ceyşlen Aşki Mehmed Efendi tarafından inşa ettirildiğini, caminin giriş kapısında bulunan kitabede ise Fatma hanım tarafından 1238/1822 de ihya edildiği bildirilmektedir. Yuvarlak kemerli ince uzun pencerelerin üslubundan II. Abdulhamid döneminde de bir tamirat gördüğü anlaşılmaktadır. İlk yapıldığı dönemden bir iz kalmayan kagir duvarlı, ahşap çatılı caminin bânisinin kabri mihrab duvarı önündedir.” ibaresini okuyoruz. Cami açık küçük güzel bir mescid. Fotoğraf çektikten sonra ayrılıyoruz. Geldiğimiz yöne doğru ilerleyerek Kariye Camine doğru yol alıyoruz. Yolda onarılmış yada yeniden aslına uygun yapılmış klasik 2-3 katlı evleri görüyoruz. Kazmacı Sokakta ilerlerken duvarları kırmızı tuğlalı küçük bina dikkatimizi çekiyor. Kapısının üzerinde haç bulunduğundan kiliseye ait olduğunu anlıyoruz. Binanın diğer cephelerini görmeden yola devam ediyoruz. (Daha sonra google earttan bu yapının görmediğimiz diğer kapısında “Tekfursaray Panayia Rum Klisesi Vakıfı” yazısını görüyoruz. Çekildiği tarih itibariyle tabi ki)

KARİYE CAMİİ

Kuyulu Bahçe sokağından yokuş yukarı devam ettik. Nihayet düzlüğe çıktık. Biraz ilerledikten sonra sağımızda Fatih Belediyesi Kariye Kütüphanesini gördük. Fatih Belediyesi son yıllarda Kütüphane hizmetlerine büyük önem verdi. Bir çok yeni kütüphane açtı. Kütüphanenin hemen karşısı sokağı Kariye Camii Sokağı. Yine aşağı doğru iniyoruz. Camiye doğru inerken tarihi doku ile uyumlu bitişik nizam apartmanları görüyoruz. Kariye Camii restorasyonda olduğundan içerisini göremedik. Kariye çıkmazına doğru ilerledik solda onarılmış akar bir çeşme gördük. Çeşmenin fotoğrafını kediyi de karemize dahil ederek çekiyoruz. Caminin etrafı küçük yapılar çevrelemiş. Caminin bitişiğinde Ebu Said el Hudri Hazretlerinin türbedarına ait 1324 ibareli mezar bulunmaktadır. Ruhlarına Fatiha gönderdikten sonra çıkmaz sokağı bitirerek caddeye çıkıyoruz.

Kariye Bostanı Sokağındaki rengarenk boyalı 2 katlı ahşap giydirmeli tarihi dokuyu canlandıran apartmanlar sokağa renk katmış. Bölgedeki bilbordlarda Fatih Belediyesinin “Lonca Güzelleşiyor. 400 binanın cephesini Lonca’nın çehresini yeniliyoruz!” ifadesinden yenileme projesinin olduğunu öğreniyoruz. Küçük Kariye Parkı ve Kariye Meydan Parkının yanından geçtikten sonra tekrar geldiğimiz noktaya geri dönüyoruz. Son olarak karemize orta refüjdeki çinilerle bezenmiş havuz takılıyor. Bu hafta süremizi daha iyi kullandık. Buna rağmen 13.30 gibi gezimizi bitirebildik.

EK: (3 ARALIK 2021 CUMA)

-EKMEKÇİ BABA KABRİ
-ÇEŞME

Aracımıza …. (eksik)

BAZI SOKAK İSİMLERİ

HANGİ MAHALLELERDEN GEÇTİK? KARAGÜMRÜK, DERVİŞALİ, AYVANSARAY

GEZİ GÜZERGAHI: -MİHRİMAH SULTAN CAMİİ, -AYA YORGİ KİLİSESİ, -ÇAKIRAĞA CAMİİ, -TEKFUR SARAYI MÜZESİ, -HATİCE SULTAN CAMİİ, -MOLLA AŞKİ CAMİİ, -TEKFURSARAY PANAYİA RUM KİLİSESİ VAKFI, -FATİH BELEDİYESİ KARİYE KÜTÜPHANESİ, -KARİYE CAMİİ, -EBU SAİD EL HUDRİ HAZRETLERİNİN TÜRBEDARI KABRİ, -KÜÇÜK KARİYE PARKI VE KARİYE MEYDAN PARKI, -LONCA APARTMANLARI

EK-GEZİ GÜZERGAHI (3 ARALIK 2021 CUMA): EKMEKÇİ BABA KABRİ, ÇEŞME