ADIM ADIM TARİHİ YARIMADA: VEFA

16 Ekim 2021 Cumartesi VEFA Tayfun NASUHBEYOĞLU

Bugünkü Tarihi Yarımada durağımız Vefa. Hani vefalı davranışın azaldığını ifade etmek için derler ya “Vefa bir semtin adı”… Şimdi Vefa’dayız. Bu sabah çıkışımız geç oldu. Zeynep’i Başakşehir Spor Okulu yüzmeye yazdırıp yolumuza devam edelim derken Vefa’ya varışımız, aracımızı park etme de geçirdiğimiz zaman kaybı gezimize başlamak 11 den sonraya kalıyor. Aracımızla Unkapanı kemerleri geçtikten hemen sonra sağa Reşat Nuri Tiyatro Sahnesinin bulunduğu caddeye girdik. Aracımızı park yeri aradık, ancak bulamadık. Kağıt toplayıcıların bulunduğu yerlere kadar çıktık yokuş yukarı. Sonunda güvenilir bir yer bulduk. Fatih Belediyesine ait bir otoparka aracımızı park ettik (12 saate kadar 20 TL). Görüntü çok resmi gibi gelmedi, bu sebeple yazısını görmemize rağmen tekrar sorduk burası Fatih Belediyesine mi ait diye? İlgili kişi evet dedikten sonra parasını peşin ödeyerek gezimize başlıyoruz. Ancak bu otopark başta giriş çıkışlar olmak üzere elden geçmesi gerekiyor.

-HIZIR BEY CAMİ

Gezimize otoparktan gözüken cami ile başladık. Hacı Kadın Caddesi üzerinde bulunan Hızır Bey Cami küçük bir camii. Cami bahçesine giriş kapısı üzerinde caminin ismi yazıyor. Ancak cami isminin bulunduğu mermerin üzerine “CAMİ GİRİŞİ” yazısı ve ok işareti konulmuş. Bu manzarayı gördüğünüzde ne kadar uyumsuz bir yazı olduğunu görüyorsunuz. Ayrıca böyle bir yazıya neden ihtiyaç duyulmuş anlayamadık. Zaten caminin kapısı belli değil mi? İlla da asacaksanız daha farklı görüntüyü bozmayacak şekilde bir yere asın. İşin ilginç yanı “CAMİ GİRİŞİ” tabelası Caminin giriş kapısında da asılı. Üstelik mevcut yazının üzerini kapatıyor. Bu tabeladan bu caminin İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey (1407-1459) tarafından yaptırıldığını okuyoruz. Cami kapalı olduğundan içeri giremiyoruz.

-ATLAMATAŞI CAMİİ
-HACI KADIN ÇEŞMESİ

Haliç’e doğru yol alıyoruz. Hacı Kadın Caddesi ile Hızır Bey Cami Sokağın kesiştiği noktada restore edilmeyi bekleyen bir çeşme bulunmaktadır. Basit bir musluk takılmış su akıyor. Çeşmenin üstündeki hat yazısı zemini yeşil boyaya bulanmış. Kitabesinde
 “Vesekahüm Rabbühüm şeraben tahura” (İnsan 21) ayeti kerimesi yazıyor.

Solumuzda İMÇ blokları ara ara görünüyor. Atlamataşı caddesinin başlangıcında Atlamataşı Camiini görüyoruz. Avludan içeri giriyoruz. Cami kapalı. Pencereden içerisini fotoğraflıyoruz. Caminin dış kapısına iki büyük saksı konmuş. Bir tane saksıyı tam da camiyi tanıtan kitabenin önüne koymuşlar kimse okumasın diye…Pir türü çam fidanının dallarını aralayarak yazan bilgileri okuyoruz. Yazıda; Caminin Sultan I. Ahmed devri 1603-1617 eserlerinden olduğunu, Geçmişte Halil Attar Mescidi ve Arabacılar Mescidi gibi isimlerle anıldığını öğreniyoruz. Cami ilk defa 1616 senesinde inşaa edilmiştir.

Atlamataşı Caddesinde ilerliyoruz. Onarılmış veya onarılmayı bekleyen yapılar görüyoruz. Vefa bölgesini gezerken en çok dikkatimizi çeken şey çok sayıda binanın yıkılmış olduğunu, bir çok binanın harabe halinde olduğunu ve yine bir kısım binanın ise onarıldığını ya da aslına uygun yeniden yapıldığını gördük. Ayrıca Yavuz Sinan Mahallesinde çok sayıda demirci esnafı ve kağıt toplama alanlarının olduğunu da ifade etmeliyim. Fatih ilçesinin en bakımsız ve eski mahallesi olduğunu düşünüyorum. Her bütçeye uygun küçük apartman tarzı oteller, fazla aile yaşamıyor gibi. Dönüşüm için çalışmalar sürüyor. Bir kaç sene sonra bölge daha farklı olacaktır.

-YAVUZ ER SİNAN CAMİİ
-HOROZ MEHMED DEDE HAZRETLERİ
-YAVUZ ER SİNAN HAZRETLERİ

Yavuz Sinan Camii Sokak sonunda Sokağın ismini aldığı Yavuz Er Sinan Cami’yi görüyoruz. Camii Ragıp Gümüşpala Caddesi üzerinde bulunmaktadır. Cami kapalı olduğundan içeri giremedik. Camii girişi zamanla çukurda kalmış. Caminin arka tarafına küçük bir park yapılmış. Caminin hemen bitişiğinde Horoz Mehmet Dede Hazretleri ve Yavuz Er Sinan Hazretlerine ait kabirler bulunmaktadır. Camii, “İstanbul’da ayakta kalabilmiş en eski camilerdendir. Vakfiyesi 1484 tarihli olup, Fatih’in alemdarlarından Yavuz Er Sinan tarafından yaptırılmıştır. Yapı 1862, 1905, 1960 yıllarında tamirler geçirmiştir. Sağrıcılar Camii adıyla da bilinir.”

ÜÇ MİHRAPLI CAMİİ

Ragıp Gümüşpala Caddesinden tekrar içteki sokaklara girerek gezimize devam ediyoruz. Pazar Çeşmesi Sokaktan ilerlediğimizde karşı da Üç Mihraplı Camiyi görüyoruz. Caminin önünden geçen Yoğurtçu Nuri Sokağı Ragıp Gümüşpala Caddesinde sona eriyor. Aklımıza neden üç mihraplı demişler diye geliyor. Üç tane mihrabı varmış dediğinizi duyar gibi oluyurum. Bakalım hikayesi nasılmış. Caminin duvarında bulunan kitabede şöyle yazıyor: “Fatih devri (1453-1481) camilerindendir. “Hoca Hayrettin Camii” ve “Kazancılar Mescidi” gibi isimlerle de anılmakta ise de, içerisinde bulunan üç mihrap sebebiyle bugün daha çok “Üç Mihraplı Camii” olarak bilinmektedir. Üç Mihraplı Camii, 1469 yılında Fatih Sultan Mehmed’in hocalarından Hoca Hayrettin Efendi (Ö.1475) tarafından yaptırılmıştır. Cami, önce küçük bir mescid olarak yapılmış, daha sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yandan genişletilerekikinci bir mihrap ilave ettiği kısma bitişik olan evini bir mihrap ilavesiyle camiye katmış, böylece üç mihraba sahip olan mabed “İç Mihraplı Camii” adıyla anılmaya başlanmıştır. Bani Hoca Hayrettin Efendi ile üçüncü mihrabı ilave eden gelininin kabirleri caminin ön tarafında bulunmaktadır.”

-KATİP ŞEMSETTİN CAMİİ
-VEFA CADDESİ
-SÜLEYMANİYE İMARETİ SOKAĞI
-SÜLEYMANİYE KÜLLİYESİ DARÜŞŞİFASI

Süleymaniye Külliyesinin alt kısımlarında bulunan Katip Şemsettin Camiine doğru yokuş yukarı yol alıyoruz. Yıkılmış, tamir görmüş eski binaların olduğu dar sokaklardan geçerek camiye ulaşıyoruz. Yıkılmış hafriyatı alınmış boş arsalarda ne ararsanız var. Katip Şemseddin Camii, “Cankurtaran Mescidi olarak ta anılıyormuş. Banisi Katip Şemseddin’dir. II. Bayezid döneminde yapılmış ancak tarihi bilinmemekte imiş. Cami ahşap ve çatılıdır. Uzun süre harabe kalan cami 1982 yılında cemaatin de desteği ile onarılmış ve ibadete açılmış. Minaresi ve Sofası aslına uygun olarak sonradan yapılmıştır.” (Namahrem Sk, Mehmetpaşa Yokuşu Sk, Katip Şemsettin Cami Sk) Cami kapalı idi. Caminin camından iç kısmı fotoğrafladık. Caminin bahçesinde kabirler bulunmaktadır. Mezarlık bakımsız. Caminin etrafının bir kısmı çevrili, onarım devam ediyor herhalde. Camiden ayrılarak Süleymaniye Külliyesinin alt kısmındaki sokaktan Vefa Caddesinden yürüyoruz. Caddenin sağında bir çok yeni bina yapılmış. Yol 100 metre sonra ikiye çatallaşıyor. Vefa Caddesi sağdan devam ediyor. soldan yani Süleymaniye Külliyesinin duvarları boyunca Süleymaniye İmareti Sokağında ilerliyoruz. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafında Süleymaniye Külliyesi Darüşşifası restorasyon işine rastlıyoruz. Bittiğinde külliyenin bir parçası daha kazanılmış olacaktır.

-MOLLA GÜRANİ CAMİİ
-MOLLA GÜRANİ KABRİSTANI

Molla Gürani Camiine yıkık dökük sokaklardan geçerek ulaşıyoruz. Restorasyonu bitmek üzere. Çevre düzenlemesi henüz yapılmamış. Caminin bitişiğinde etrafı açık küçük bir mezarlık bulunmaktadır. Cami giriş kapısının 10 metre ilerisinde Molla Gürani kabri bulunmaktadır. (Süleymaniye İmareti Sokağı – Yoğurtçuoğlu Sk. – Molla Şemsettin Camii Sk – Trendaz Sk) Molla Gürani ve diğer kabirlerdekiler için dua ediyoruz.

-ATIF EFENDİ KÜTÜPHANESİ
-REHABULA KADIN HAZİRESİ

Trendaz Sokaktan aşağı doğru iniyoruz. Karşıdan tarihi bir bina gözüküyor. Bu tarihi bina Vefa Caddesi üzerinde bulunan Atıf Efendi Kütüphanesi karşılıyor. kapalı olduğu için içeriye giremedik. Ancak dışarıdan güzel görünüyor. Vefa Caddesi ve Sarı Beyazıt Caddesinin kesiştiği köşede Rehabula Kadın Haziresi yer almaktadır. Mezarlık bölümü açık, rahat girilebiliyor. Duamızı ettikten sonra Vefa Caddesi boyunca yürümeye devam ediyoruz. Bugünkü gezimizi Şehzade Camii ile bitirmek istiyoruz. Cadde üzerinde sağ tarafta Şeyh Ebu’l Vefa Camii bulunmaktadır. Caminin duvarında bulunan tabelada Ebü’l Vefâ Konevi ismi altında şöyle yazmaktadır. “İstanbul’daki meşhur velilerden. İsmi Mustafa bin Ahmed, lakabı Muslihuddin’dir. Şeyh Vefâ, Ebü’l Vefâ, İbn-ül-Vefa da denir. Konya’da doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1490 (H.896) tarihinde İstanbul’da vefat etti…” (Ayrıntılı bilgi için İslam Ansiklopedisi Ekmekçizade Ahmed Paşa Medresesi maddesi, E.T:16.11.2021)

-ŞEYH VEFÂ CAMİİ VE KÜLLİYESİ
-MİMAR MEHMET AĞA CAMİİ

Caminin dış avlusundan içeri girdiğinizde sağda ve solda mezarlıklar bulunmaktadır. Şeyh Ebu’l Vefanın kabri burada medfundur. Türbede Ebü’l Vefa’nın bir yanında kız kardeşi, Şehy Ali Dede Vefayî, diğer yanında Şeyh Davûd-û Vefâyî Rûmî ve Şeyh Abûllatîf Vefayî Rûmî hazretleri yatmaktadır. Ebü’l Vefa İstanbul mutasavvıfları içerisinde önde gelenlerdendir. Üsküdar’da Aziz Mahmut Hüdayi, Beşiktaş’ta Yahya Efendi, Beykoz’da Yahya Efendi önemli değerlerimizdendir. İslam ansiklopedisinden caminin ve hamamın Fâtih Sultan Mehmed tarafından Muslihuddin Mustafa Efendi adına yaptırıldığı bilgisine ulaşıyoruz. Medresenin ise II. Bayezid zamanında inşa edildiği düşünülmektedir. Zamanla cami ve hamam tamamen yıkılmış, betonarme olarak 1990’lı yıllarda yeniden inşa edilmiş… (Ebu’l Vefa hakkında ayrıntılı bilgi için İslam Ansiklopedisi Muslihuddin Mustafa maddesi, ve İslam Ansiklopedisi Şeyh Vefa Külliyesi maddesi,E.T:16.11.2021)

Şeyh Ebu’l Vefa Camiinden ayrıldıktan sonra Vefa Caddesi üzerindeki yürüyüşümüze devam ediyoruz. Sağda Katip Çelebi Sokağın hemen başında tkek katlı yan yana “Molla Hüsrev” ve “Hacı Kadın” Mahalle Muhtarlıkları bulunmaktadır. Vefa Caddesinde sağda Mimar Mehmet Ağa Camii yer alıyor. Küçük bir mahalle mescidi. Tuğladan yapılmış kısa bir minare bulunmaktadır. Cami açıktı. Cami giriş kapısının üzerinde yeşil zemin üzerinde “Bismillahirrahmanirrahim” ile başlayan bir hat yer alıyor. Bir kaç fotoğraf çektikten sonra vefa bozacısına doğru yol alıyoruz.

-EKMEKÇİZADE AHMED PAŞA MEDRESESİ

Vefa Caddesinin başında Vefa Bozacısı bulunmaktadır. Tabelasında Hacı Sadık oğlu İsmail Vefa 1876 ibaresi bulunmaktadır. Bozacının önünde ve karşı kaldırımda ayakta veya oturarak boza yiyen kişileri gördüğümüzde içeri de oturacak yer kalmadı diye düşündük. Ancak dükkana yaklaştığımızda içerisinin oldukça müsait olduğunu gördük ve içeriye oturduk. Küçük bir mekan. Kağıt bardakla içerisinde plastik kaşıkla gelen bozamızı içtik. Öğlen namazı vakti yaklaştığından acele ediyoruz. Şehzade Camiine gidebilmek için… Cemal Yener Tosyalı Caddesi üzerinde sol tarafımızda Ekmekçizade Ahmet Paşa Medresesini görüyoruz. Medrese yol seviyesinden aşağıda kalmış. “Medrese, yanındaki türbe ve sebil ile birlikte 1606-1618 yıllarında Ekmekçizade Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanmamıştır. Mimarının Sultanahmet Camii’nin mimarı, dönemin mimarbasısı Sedefkâr Mehmet Ağa olduğu tahmin edilmektedir. Ekmekçizoğlu Ahmet Paşa 1606’da başdefterdar (maliye bakanı) olmuş ve 1618 yılında da vefat etmiştir. Kendi yaptırdığı türbesine defnedilmiştir. Türbede yalnız kendi aile efradı bulunmaktadır. Medrese; dikdörtgen planlı bir avluyu çepeçevre saran revakların gerisinde ‘U’ oluşturacak biçimde dizilen hücreler ve ‘U’nun aşık kalan ucuna yerleştirilen dershaneden oluşmaktadır...diye bilgilendirme panosundan okuyoruz. (Ayrıntılı bilgi için İslam Ansiklopedisi Ekmekçizade Ahmed Paşa Medresesi maddesi, E.T:16.11.2021) Medresenin bitiminde cadde ikiye çatallaşıyor. Çatalın ortasında Molla Hüsrev Camii var. Camiye uğramadan sol tarafa doğru medresenin etrafını hızlıca dolaşıyoruz. Tekrar sol yapmadan tam karşımızda Molla Hüsrev Camiine bitişik tabelasında İlim Yayma Vakfı Hüsrev Kethüda (Darülkurra) Kütüphanesi yazılı tarihi binayı görüyoruz. Medresenin diğer tarafına Müşküle Sokağına giriyoruz. 100 metre kadar ilerliyoruz. Medrese yol seviyesinin altında kaldığından duvarları alçak kalmış, bu sebeple -maalesef- yine etrafı jiletli tellerle çevrilmiş. Medreseyi bitiriyoruz. Sokak sağa doğru kıvrılıyor. Solumuzda medrese duvarının devamı saclarla kapatılmış. Köşede üç katlı kahve kırmızı renkli tuğla ile örülmüş veya kaplanmış tek bir apartman görüyoruz. Apartmana kadar gidip köşesinden ileri doğru dönüyoruz. Apartmanı her yönüyle görüyoruz. İlginç olan apartmanın etrafı birinci katı ile 2.katın arası jiletli tel ile örülmüş. Yukarı çıkamasınlar diye. Hırsızlar kafaya koyduktan sonra merdiven dayayarak çıkarlar diye sesli olarak düşünüyoruz. Tekrar aynı sokaktan geriye doğru gelerek Dede Efendi caddesinden devam ediyoruz. Caddenin sağında geçmişi 1872 tarihine giden Vefa Lisesini fotoğrafladıktan sonra Şehzade Camiine tam zamanında yetişiyoruz. Allah’tan abdestimiz vardı.

-ŞEHZADE CAMİİ VE TÜRBELER

Şehzade Camiinde öğlen namazını kıldıktan sonra iç kısımların fotoğrafını çekiyorum. Cami içerisinde Müslüman bir turist kafilesi imamla ayaküstü sohbet ediyordu. Bu sebeple fotoğraf karesinde insan olmasın belirli kısımları sınırlayarak veya kamerayı yukarı doğru tutmak zorunda kaldım. Şehzade Camii 1543-1548 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman’ın genç yaşta vefat eden oğlu Şehzade Mehmet anısına Mimar Sinan tarafından Külliye olarak inşa edilmiştir. “Külliye, camiden başka, imaret, tabhane, medreseler ve mekteplerden oluşmaktadır. Bağlı yapıları bir avlu çevirmekte olup, avluya 5 kapıdan girilmektedir. Camiinin planı kare şeklindedir. Üzerini 18.42 m. çapında bir orta kubbe ve bunu tamamlayıcı mahiyette 4 büyük yarım kubbe örter. Büyük Kubbe 4 fil ayağı üzerine oturmaktadır ve yerden 38 m. yüksekliktedir. Camiye 3 kapıdan girilmektedir. Avlu 12 sütuna dayanan 16 kubbe ile çevrilidir. Avlunun ortasındaki şadırvan, işçiliği ile dikkati çeker. Caminin sağında ve solunda ikişer şerefeli, ustaca işlenmiş 2 minare bulunmaktadır. Cami haziresinde bir çok türbe bulunmaktadır. Şehzade Mehmet, Rüstem Paşa, Şehzade Mahmut, Hatice ve Fatma Sultanlar, Bosnalı İbrahim Paşa türbeleri bunlar arasındadır.” (Ayrıntılı bilgi için İslam Ansiklopedisi Şehzade Külliyesi maddesi, E.T:16.11.2021)

Şehzade Mehmet Camii olarak ta bilinen Şehzade Mehmet Caminin haziresinde birçok türbe, mezarlar bulunmaktadır. Bu camiye daha önce birçok kez geldiğim halde hazire kısmına hiç girmemiştim. Şehzade Mehmet’e ait türbe diğerlerine göre biraz daha geniş. Türbenin girişin sağında ve solunda üst kısmında ayeti kerimeler, hemen altında, göz kamaştıran çini motifleri ve hüsnü hat yazılı çini dikkati çekiyor. Şehzade Mehmet’in türbesinde Kanuni’nin oğlu Şehzade Cihangir ve Şehzade Mehmed’in kızı Hümaşah Sultan’ın kabri bulunmaktadır. Türbelerin iç kısmının duvarları birbirinden güzel çinilerle kaplanmış. Yine iç ile duvarları hüsn-ü hat yazılı çiniler ile türbenin dört bir tarafını çevrelemiş. Hazirenin bir köşesindeki İlhan Varank’a ait kabir taşında “Allah yolunda öldürülenler için ölüler demeyin. Hayır onlar diridirler, velakin siz farkına varmazsınız. (Bakara154) Şehid Prof Dr. İlhan Varank Milletine düşman vatan haini darbeci bir güruh tarafından, şehzadebaşı meydanında şehid edilmiştir. Tarih-i Tevellüdü: 01.0901971 Tarih-i Şehadeti: 16.07.2016” Allah tüm geçmişlerimize rahmet etsin.

Şehzade Caminin iç avlusu, avlusundaki şadırvanı görüp fotoğrafladıktan sonra bahçesine çıkıyoruz. Caminin bahçesi çok geniş, Bahçede yüzyıllara tanıklık etmiş çınar ağaçları dikkati çekiyor. İstanbul’un tüm yoğunluğuna ve gürültüsüne rağmen cami avlusu sessiz, dinginlik sağlıyor. Sanki apayrı bir dünyaya girilmiş gibi. Cami dış avlusunda yeşillikler arasında biraz dinledikten sonra -1 saatten fazla- Şehzade Camii Sokağına çıkıyoruz. Tarihi yaya tüneli gibi kemerin altından geçerek tekrar Ekmekçizade Ahmed Paşa Medresinin olduğu caddeye çıkıyoruz. Öğle namazından önce dıştan gördüğümüz Molla Hüsrev Camii’nin bu kez içeriye giriyoruz. Molla Hüsrev’in İstanbul’da bulunan üç camisinden birisidir. Esas camii bir yangında harap olmuş yerine bugünkü cami inşa edilmiştir. Cami çatısı ahşap olup, minaresi tek şerefeli ve kesme taş ve tuğladan inşa edilmiştir. Mola Hüsrev 1480 (H 885) yılında İstanbul’da vefat etti. Osmanlı Devletinin üçüncü Şeyhülislamıdır. Caminin dış duvarlarında yol seviyesinin aşağısında kalmış çeşme dikkatimizi çekiyor. Çeşmenin duvarına Cemal Yener Tosyalı Caddesi hakkında Türkçe ve İngilizce olarak kısa bir açıklama içeren tabela asılmış…

-KALENDERHANE CAMİİ

Kalender Medresesi Sokağından ilerleyerek “Kalenderhane Camiine” ulaşıyoruz. “Cami, Doğu Roma döneminden kalma bir yapıdır. Bozdoğan Kemerinin en doğu ucunun güneyinde yer alır. 18.yüzyılda Babüssaade (saray) ağası Maktul Beşir Ağa tarafından camiye dönüştürülmüştür. Plan ve üslup özelliklerine göre 9.veya 10.yüzyıla ait olduğu varsayılır. Yapı Osmanlı döneminde ilk olarak Kalender Tarikatına mensup dervişler tarafından kullanıldığından adı Kalenderhane olmuştur… Cami içerisinde yer alan mermer kaplamalar göz alıcıdır.” (Ayrıntılı bilgi için İslam Ansiklopedisi Kalenderhane Camii maddesi,E.T:16.11.2021)

Cami içerisindeki süslemeler, mermerler ve halılar hepsi bir uyum içerisinde. Caminin ana bölümüne giriş yasaklanmış, uzaktan görebiliyoruz. Yukarıdan parça düşebilir diye… Cami kubbe motifleri çok güzel bir görünüm katmış. Camiden çıkıp, vezneciler metrosunun yanından ana caddeye çıkıyoruz.

-KAŞGARLI MAHMUT KÜTÜPHANESİ
-DAMAT İBRAHİM PAŞA CAMİİ VE KÜLLİYESİ

Şehzade Camine gelmeden sağda köşede Damat İbrahim Paşa Haziresi, sokağın köşesinden döndüğünüzde ise aynı isimli camii ve müştemilatını görüyorsunuz. Damat İbrahim Paşa Külliyesine girdiğinizde genişçe bir avlu sizleri karşılar. Girişin hemen yanında sağda minareli küçük bir camii, sol tarafta ise küçük bir Kaşgarlı Mahmut Kütüphanesi ve ilmi çalışmalar salonu bulunmaktadır. Dış kapıdan girişin hemen karşısında ise kapıları avluya açılan odalar bulunmaktadır. Odaların önündeki çınar ağacı avluya renk katmış. Avlunun bir köşesinde ise dıştan gördüğümüz Damat İbrahim Paşa Haziresini görüyoruz.(Mezarlığı) Caminin içerisini fotoğraflamaya girdiğimde Şehzade Camiinde öğlen namazında karşılaştığımız turist kafilesiyle tekrar karşılaşıyoruz. Caminin içerisinde -ki içerisi oldukça küçük- halka olmuş imamla sohbet ediyorlardı. Bu sebeple yukarı kısımları fotoğraflayabildik. Guruptakilerin aklına sanki onları takip ediyormuşuz gibi bir düşünce gelmiş midir bilinmez. Tebessüm ediyoruz. (Ayrıntılı bilgi için İslam Ansiklopedisi Damat İbrahim Paşa Külliyesi maddesi,E.T:16.11.2021)

-BURMALI MESCİD

Camiden çıktıktan sonra ismi 15 Temmuz darbe girişiminden sonra değiştirilen 15 Temmuz Caddesinde Saraçhane yönünde ilerliyoruz. Telefonumun şarzı bitti bitecek. Şehzade Cami dış avlu duvarına komşu parkın içerisinde bulunan Burmalı Mescidine doğru ilerliyoruz. Mescidin tabelasından anladığımıza göre, 902 / 1497 tarihinde Mısır’da kadılık yapmış Mevlana Nureddin Osman tarafından inşa edilmiş. Mezarı cami avlusunda medfundur. Cami öğleden sonra olmasına rağmen kapalı idi. Bizde camdan olabildiğince iç kısımları fotoğrafladık. Telefonun şarzı nihayet bitti. Bu sebeple gezinin son camisini fotoğraflayamadık. Böylelikle bugünkü gezimizi tamamladık. Ancak dönüş trafik çok yoğundu. (Ayrıntılı bilgi için İslam Ansiklopedisi Burmalı Mescid maddesi,E.T:16.11.2021)

BAZI SOKAK İSİMLERİ

HANGİ MAHALLELERDEN GEÇTİK? HACI KADIN, YAVUZ SİNAN, DEMİRTAŞ, HOCA GIYASETTİN, MOLLA HÜSREV, KALENDERHANE,

GEZİ GÜZERGAHI: -HIZIR BEY CAMİİ, -ATLAMATAŞI CAMİİ, -YAVUZ ER SİNAN CAMİİ, –HOROZ MEHMED DEDE HAZRETLERİ –YAVUZ ER SİNAN HAZRETLERİ, -ÜÇ MİHRAPLI CAMİİ, -KATİP ŞEMSETTİN CAMİİ, -VEFA CADDESİ, -SÜLEYMANİYE İMARETİ SOKAĞI, -SÜLEYMANİYE KÜLLİYESİ DARÜŞŞİFASI, -MOLLA GÜRANİ KABRİSTANI, -MOLLA GÜRANİ CAMİİ, -ATIF EFENDİ KÜTÜPHANESİ, -REHABULA KADIN HAZİRESİ -ŞEYH EBU’L VEFA CAMİİ, –EBU’L VEFA HZ. TÜRBESİ, -MİMAR MEHMET AĞA CAMİİ, -VEFA BOZACISI, -EKMEKÇİZADE AHMED PAŞA MEDRESESİ, -HÜSREV KETHÜDA (DARÜLKURRA) KÜTÜPHANESİ (İLİM YAYMA VAKFI), -VEFA LİSESİ, -ŞEHZADE CAMİİ VE TÜRBELER, -MOLLA HÜSREV CAMİİ, -KALENDERHANE CAMİİ, -KAŞGARLI MAHMUT KÜTÜPHANESİ, -DAMAT İBRAHİM PAŞA CAMİİ, -BURMALI MESCİD