ADIM ADIM TARİHİ YARIMADA: MEVLANAKAPI-SİLİVRİKAPI

6. DURAK 24 Ekim 2021 CumartesiMEVLANAKAPI-SİLİVRİKAPITayfun NASUHBEYOĞLU
-FATİH BELEDİYESİ MEVLANAKAPI
ÇOK AMAÇLI SALONU

Bu haftaki durağımız Mevlanakapı. Daha önce Mevlanakapıyı sorsalar sahile yakın bir mahalle olduğunu söylerdim. Geziye çıkarken kafamızda Millet Caddesinden Aksaray’a doğru sağ tarafta kalan İETT garajı boyunca denize doğru hat boyunca gezmeyi planlamıştık. Topkapı Ulubatlı kavşağından sağa doğru dönüp Millet Caddesine girmeyi planlamıştık. Ancak dalgınlıkla geçtik. Hemen ilerden sağa ayrıldık. Yukarı doğru Topkapı Caddesine çıktık. Gazi Ahmet Paşa Camii önündeki kavşaktan dönerek Pazar Tekke Durağından karşıya Çok Programlı Anadolu Lisesi kenarından sokağa girdik. Önce sağa, sonra sola doğru kıvrılan yoldan devam ederek aracımızı park edecek yer aradık. Biraz daha gittikten sonra uygun bir park yeri bulduk. Meğer Fatih Belediyesinin yeni hizmete açtığı Mevlanakapı Çok Amaçlı Salonun olduğu parkın kenarına kadar gelmişiz. Park yeri sur dibi boyunca geniş bir alana sahip. Parkın içerisinde mimari olarak güzel planlanmış çok amaçlı salon, yürüyüş yolları, çocuk parkı, bulunuyor. Sur dibinin parça parça yeşil alan olarak düzenlenmesi, izbeliklerin yavaş yavaş ortadan kalkması çok güzel bir gelişme. Fatih Belediyesi başta olmak üzere emeği geçenlere teşekkürler. Hedef, tüm sur dibinin düzenlenmesi, kesintisiz, yürüyerek, yeşillikler içerisinde, güvenle Tarihi Yarımada surlarının gezilebilecek hale getirilmesi. Salonun balkonu önüne içerisinde kuğu heykelinin olduğu güzel bir havuz yapılmış. Balkonda 8 sütun üzerine estetik bir görüntü verilmeye çalışılmış. O anda aklımıza İran’ın en güzel şehri İsfehanda bulunun 40 sütunlu saray aklımıza geldi. Sütunlar biraz daha yüksek ve sayısı fazla ve havuzda daha uzunlamasına yapılmış olsaydı binanın gölgesi havuza yansıdığında muhteşem bir görüntü olurdu diye aklımızdan geçti. (40 sütunlu saray normalde 20 sütunu var. Ancak yansımadan dolayı 40 sütun olarak isimlendiriliyor.) Nedense Türkiye’de bu tür havuz kültürü / mimari tasarımı yok. Su ve yeşil bir arada çok güzel bir kompozisyon oluşturduğunu söylememe gerek yok.

Salonun içerisini geziyoruz. Salon etkinlikler için kiralanabiliyormuş. Belediye sadece basit bir ses sistemi hoparlör desteğinde bulunuyor. Diğer bütün ikram dahil malzemeleri ilgili kişiler temin ediyor. Nezih bir ortam. Sabah saatlerinde sakindi.

-KIRIM PARKI
-MEHMET EMİN EFENDİ CAMİİ
(Şeyh Matrak Tekkesi)

Mevlanakapı Parkından çıktıktan sonra hemen yakındaki Kırım Parkının içerisinden geçerek Mehmet Emin Efendi Camiine ulaşılıyor. Kırım parkı binalar arasında ortama ferahlık katmış. Parka giriş yaptığımız noktada küçük bir çay ocağı yer alıyor. Parkın içerisine piknik masları yerleştirilmiş. Havuz parkı ikiye bölerek daralarak uzunlamasına devam ediyor. Park sabah saatlerinde oldukça sakin, temiz ve bakımlı. Parkın diğer ucundan çıkıyoruz. Sağa doğru Lalezade Sokaktan devam ediyoruz. Lalezade sokağı ile Selamağası sokağının kesiştiği köşede Mehmet Emin Efendi Camii bulunmaktadır. Camii tipik bir mahalle mescidi. Bu kez caminin dış kapısı da kapalı idi. Gezimizin sonunda tekrar yolumuz bu camiye düşüyor. Bizde avlusuna girdik. İçeride çocuklara Kuran öğretiyordu. Bu sebeple rahatsız olmasınlar diye içerisine girmedik. Hocamızla tanışmadık ancak gayretli olduğu belli. Camiinin giriş kapısındaki panoda Şeyh Matrak Tekkesi başlıklı yazı yer alıyordu. Yazıdan burasının bir tekke olduğu anlaşılıyor gibi…

-HASIRCI MELEK CAMİİ
-KILIÇ BABA TÜRBESİ,

Lalezade sokağında ilerliyoruz. Sağımızda eskiden inşa edilmiş Türktaş sitesi blokları yer alıyor. Merkezi bir yerde az katlı site tarzı binaların olması ilgimizi çekiyor. Sol tarafımızda Melek Hatun İlkokulunu görüyoruz. Bahçe duvarlarının üzeri dışarıyla irtibatı kesmesi için yeşil panel ile çevrelenmiş, onunda üzerinde jiletli tel yer almış. Okulun önüne kadar geldik, tekrar geri döndük. Hasırcı Melek sokaktan ilerleyerek Hasırcı Melek Camiine ulaşıyoruz. Hasırcı Melek Camii, aynı isimli sokak ile Katip Murat Sokağın kesiştiği noktada köşe başında yer alıyor. Tabelasından II. Bayezid zamanında zelzelede yıkılan kalelerin bina eminine kâtiplik yapan Katip Murat Efendi tarafından yaptırılmış daha sonraki zamanlarda harap olmuştur. Mahalle sakinlerinin hasır çektiği mescid, “Hasırcı Mescidi” ismiyle şöhret bulmuştur. Harap olan mescid semt sakinlerinin yardımıyla 1996 yılında tekrar ibadete açılmıştır. Hasırcı Melek Sokağında ilerliyoruz. Sokak sona doğru sanki daha da daralıyor. Sokağın bitiminde Mevlanakapı Caddesine giriyoruz. Caddede biraz ilerledikten sonra sol tarafta tek katlı, yeşile boyanmış bir küçük bir yapı görüyoruz. Yapının penceresinde Kılıç Baba Türbesi yazısını okuyoruz. “Kalaycı Tekkesi” olarak ta bilinmektedir. Banisi Şeyh Mehmet Efendidir. Tekkenin ahşap tevhidhanesi yok olmuş günümüze sadece türbe kalmış. Türbe derken fotoğrafta da görüleceği derme çatma bir yapı görünümünde. Camdan içerisinin fotoğrafını çekiyoruz. İçeride 4 mezar görüyoruz. Ancak pencereye asılmış yazıda 2 isim yazmaktadır. (Şeyh Mehmed Zahid Efendi Hz. ve Şeyh Mehmed Vasfi Efendi Hz.)

-MİMAR ACEM CAMİİ (ÖRÜMCEKSİZ)
-EMİNE SULTAN ÇEŞMESİ
-ÖRÜMCEKSİZ DEDE TÜRBESİ

Mevlanakapı Caddesinde ilerliyoruz. Uzaktan bir minare görüyoruz. Camiye doğru yol alıyoruz. Solda camiye bitişik bir vakfın İslami İlimler Külliyesini görüyoruz. Tek katlı Mimar Acem Kız Kuran Kursu hemen yanındaki kapıdan caminin avlusuna giriyoruz. Mimar Acem Ali Cami duvarındaki tabelada: “Caminin tekke ve sıbyan mektebinden oluştuğunu ve mimar Sinan’dan önceki baş mimar Acem Ali kendi adına inşa ettirmiş. Cami, 18.yüzyıl başlarında II. Mustafa’nın kızı Emine Sultan tarafından tamir ettirilmiş, sonrasında çıkan yangınlar sonucu harap olmuştur. Daha sonra Sultan Mehmet Reşat tarafından H.1329 / 1911 yılında yenilendi kapısı üzerindeki kitabeden anlaşılmaktadır. Cumhuriyet döneminde Tekkelerin kapatılmasıyla cami dışındaki bölümler (tekke-okul) ortadan kalkmıştır. Cami dikdörtgen planlı kâgir duvarlı ve ahşap çatılı cami yakınındaki “Örümceksiz Dede”ye atfedilen bir türbeden dolayı halk arasında “Örümceksiz Dede Camii” olarak da anılmaktadır. Cami avlusundaki hazirede (mezarlık) Mimar Acem Ali ve giriş kapısının yanına bir çeşme yaptıran Emine Sultan medfundur.”  yazısını okuyoruz.

Cami avlusunun diğer kapısından Küçük Saray Meydanı Sokağına çıkıyoruz. Kapıdan çıkışta hemen caminin duvarında bulunan Emine Sultan tarafından yaptırılan çeşmeyi görüyoruz. Çeşmenin musluğu yoktu maalesef. Çeşmenin üzerinde kitabe bulunmaktadır. Yıkımlar sırasında Allah’tan bu kitabeye dokunmamışlar. Çıkışta sola döndüğünüzde bir türbe göze çarpıyor. Küçük mezarlığın Türbe kısmından iki mezar bulunmaktadır. Bahçesinde ise diğer mezarlıklar var. Ancak türbe etrafında hiçbir yazılı bilgi bulunmamaktadır. Ancak Mimar Acem Ali Camii tabelasında yazılanlardan burasının “Örümceksiz Dede Türbesi” olduğunu tahmin ediyoruz.

-ÇEŞME
-İBRAHİM ÇAVUŞ PARKI

Mevlanakapı Caddesi ile Eliflamet sokağın kesiştiği köşe de restore edilmiş ancak musluğu olmayan bir çeşmeye daha rastlıyoruz. Bu bölgede çok sayıda çeşme ile karşılaşıyoruz. Çeşmenin ismini henüz bilmiyorum. Bir girişi Çorlulu Ali Paşa sokağından ilerleyerek İbrahim Çavuş Parkına ulaşıyoruz. Bu parkta da diğer parklar da olduğu gibi piknik masaları, kafe, havuz, çocuk oyun gurubu bulunmaktadır. Rahatlıkla oturup çayınızı içebileceğiniz bir ortam. Temiz bakımlı…

-ARAKİYECİ MEHMED AĞA CAMİİ
-ÇORLULU ALİ PAŞA ÇEŞMESİ
Çorlulu Ali Paşa Çeşmesi
Yapılış Tarihi: H. 1122 / M. 1710-1711
İnşa Kitabesi;
Sahib-ül hayrat Sadrazam-ı esbak merhum ve magfur
Çorlulu Ali Paşa Hazretleri 1132
Tamir Kitabesi;
Sadr-ı a’zam Çorlulu merhum Ali Paşa idi
Evvela bu çeşmeyi ihya eden merd-i bihin

Evliya namiyle ma’ruf camii inşa eden
Hazret-i Tevfik efendi sâkin-i hald-i berin

İşte ol zat-i şerifin zevce-i pâkizesi
Menba’-ı himmet Hanife nam Hatun-i güzin

Sonra işbu çeşmeyi tecdidi-ü ihya eyledi
Mazhar-ı ecr-i azim itsün anı Rabb-i muin

Bir su içdüm Fahmî âmin-han olub tarihini
Nâil-i kevser ola ervah-i pâk-i müslimin
(1320)

Tamir Kitabesi;
“Bismillâhirrahmanirrahim”
Taʽmîr-i çeşme
M. 1953
Kaynak: https://kulturenvanteri.com (E.T:30.11.2021)

Çorlulu Ali Paşa sokağında yürümeye devam ediyoruz. Sol tarafımızda Arakiyeci Mehmet Ağa Camii kalıyor. Cami görünümü, avlusunun genişliği ile diğer küçük camilerden daha ferah gözüküyor. Avludaki palmiye ağacı da güzellik katmış. Cami duvarında asılı olan tabelada Arakiyeci Mehmed Ağa Camii hakkında şunlar yazıyor: “Arakiyeci Mehmed Ağa tarafından H.926 /1520 tarihinde yaptırılmıştır. Ahşap olarak yapılan mescid zamanla bakımsız kalmış 1951-58 yılları arasında yenilenmiştir. Banisi mihrap önündeki bölümde medfundur.” Cami kapalı olduğundan içerisini göremiyoruz. Camii çıkışında sola döndüğümüzde 10 metre ileride binaların arasında garip kalmış tarihi bir çeşme görüyoruz. Musluğu yok ve de mermerin çeşmenin bulunduğu köşesi kırılmış. Çeşme iki sokak arasında bulunmakta. Araştırdığımız kadarıyla çeşmenin ismi Çorlulu Ali Paşa Çeşmesi. Halk arasında Yeni Çeşmede denmektedir. Çeşme H. 1122 / M. 1710-1711 tarihinde yapılmış olup, çeşitli zamanlarda tamirat görmüştür. Çeşme üzerinde 3 ayrı kitabe bulunmaktadır. Üstte sağda 2 satır, üstte sola 2 sütun 5 satır ve musluğun hemen üzerinde besmele ve 1953 yazısı. Acil onarıma ihtiyaç duyan çeşmelerimizden birisi. Çeşmeye yüzümüzü döndüğümüzde soldaki sokak Karabaş Akarcası Sokağı… Biz sağdaki daracık sokaktan Tarsuslu Cami Sokağından surdibine doğru yürüyoruz.

TARSUSİ MEHMET EFENDİ MESCİDİ

Karşımıza Tarsusi Mehmet Efendi Mescidi çıkıyor. Cami, sur dibinde. Etrafında ve sur dibinde bir çok bina yıkılmış, istimlak edilmiş. Etraf açılmış. Zamanla yeşil alan olarak düzenlenecek… Bu mescidi bahçe düzenlemesi dahil Arakiyeci Mehmed Ağa Camine benzetiyorum. Bahçe duvarları sarmaşıkla örülmüş güzel görünüyor. Avlu caminin büyüklüğüne göre büyük ve ferah gözüküyor. Avlunun tam ortasında etrafı çevreli tek bir mezar ve mezarın içerisinde yeni budanmış bir ağaç bulunmaktadır. Yine duvardaki tabeladan cami hakkında bilgi ediniyoruz: “Mescid Fatih Sultan Mehmet’in çobanı Ali Fakih tarafından 15.yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmıştır. Banisi Ali Fakih’in Fatih Koca Mustafa Paşa Mahallesinde kendi adıyla anılan bir mescidi bulunmakta olup, kabri de buradadır. Mescid adını orada (koca Mustafa paşa da?) imamlık yapan ve Tarsuslu olan Mehmet Efendi’den dolayı almıştır… Yanında, kendi adıyla anılan bir mektep ve çeşme bulunmaktaydı. Geçirdiği yangınlar neticesinde harabe haline dönen yapının sadece kalın gövdeli minaresinin kaide ve kürsüsü ile bazı duvarları ayakta kalmıştır. İçi ve bahçesi gecekonducular ve dökümcüler tarafından işgal edilmişken, Fatih Belediyesi tarafından ihya ettirilerek, 2012 yılında yeniden ibadete açılmıştır…” Fatih Müftülüğü veya Vakıflar Genel Müdürlüğü veya Fatih Belediyesi tarafından daha güzel bir tabela / kitabe yaptırılabilirdi. Fatih Belediyesi tek tek mahsun kalmış, kırık dökük belki yerinde yeller esen camileri bir bir hayata kazandırıyor. Caminin içerisini görelim diye kapısına yöneliyoruz. Ancak kapı açılmıyor kilitli. Avluda temizlik yapan görevli bizi görüyor ve camiyi ziyaret etmemiz için kapıyı açıyor. Cami, diğer mahalle mescidleri gibi kısmen biraz daha geniş. tavan beyaz zemin üzerine açık yeşil çıtalar ile estetik bir görünüm kazandırılmış. Sade bir camii. Camiden çıkarak Veledi Karabaş Parkına doğru ilerliyoruz.

-VELEDİ KARABAŞ PARKI

Veledi Karabaş Parkı da tıpkı Mevlanakapı Parkı gibi sur dibinde yapılan çalışmalar sonrasında yeşil alan olarak halkımıza kazandırılmış. Park, öğlene 1 saat kalmasına rağmen sakin, temiz. Diğer parklarda olduğu gibi, kafesi, çocuk oyun gurupları, havuzu, piknik masaları ile güzel bir alan. Parktan biraz önce uğradığımız Tarsusi Mehmet Efendi Mescidi gözüküyor. Yakında arada kalan boşluk büyük ihtimalle birleştirilerek yeşil alan kullanımı artacak ve daha güzel bir görünüme kavuşacaktır. Parkın diğer tarafında yıkım işlemi bitmiş, molozlar kaldırılmış, anladığım kadarıyla tesviye yapılmış yakında işlem görecek gibi. Surun hemen dibinde oturmak, ayrıca değer katıyor. Surları, parkı fotoğraflayarak parktan ayrılıyoruz. Fatih gezisi öncesi bu kadar yeşil alan olabileceğini aklıma gelmezdi. Yukarda bahsettiğim gibi Fatihi dar sokakların, tarihi mekanların binalar arasına kaybolduğu, sur diplerinin mezbelelik olduğu yerler geliyordu. Dar sokaklar yine çok. Ancak büyük ilerleme kaydedilmiş. Birçok yeşil alan açılmış, tarihi eserler daha bakımlı…

-VELEDİ KARABAŞ CAMİİ
-KARABAŞ ÇEŞMESİ

Aynalı Bakkal sokağında bulunan biraz önceki parkında ismini buradan aldığı Veledi Karabaş Camiine ulaşıyoruz. Cami kapalıydı. Bahçesinden bir kaç kare fotoğraf çekiyoruz. Bilgilendirme tabelası bu kez caminin dışarıdan avluya giriş kapısının her iki yanında bulunmakta. Tabelada, “Caminin Hırka-i Şerif’teki Karabaş Caminin bânisi Şeyh Abdurrahman Efendinin oğlu Hacı Mehmed Efendi tarafından 17. asırda yaptırıldığını okuyoruz. Zamanla bakımsız kalan cami Sadık Efendi tarafından tamir edilmiş, daha sonra II. Abbdulhamid Han tarafından 1903 senesinde, dikdörtgen planlı, kagir duvarlı ve ahşap çatılı olarak yenilenmiştir.” Allah rahmet eylesin caminin banileri baba -oğul kendi isimlerini camiye vermemişler. Güzel, ferah bir bahçesi var.

Caminin yanındaki sokaktan, Nişastahane Sokağından aşağı doğru ilerliyoruz. Sokağın sonuna doğru bir çok yeni binanın yapıldığını görüyoruz. Sokak sola doğru kıvrılarak devam ediyor. Karşımıza Mevlanakapı Yüksek Öğrenim Kız Öğrenci Yurdu binası çıkıyor. Sola dönüyoruz. Bala Tekkesi Sokakta, sağımızda yurt binası olduğu halde devam ediyoruz. Yurt binasının bitiminde köşede yol seviyesinin biraz altında kalmış tarihi bir çeşme görüyoruz. Çeşmeye ait herhangi bir yazı göremiyoruz. Sokağın isminden çeşmenin isminin Karabaş Çeşmesi olduğunu anlıyoruz. Muslukları olmayan, yakın zamanda restore edilmiş gibi gözüken çeşmeyi fotoğrafladıktan sonra çeşmeyi sağımız alarak Karabaş Çeşmesi Sokağına giriyoruz. Sokakta biraz ilerledikten sonra sağda Fatih Belediyesince işletilen ve yeni açılan otoparkı görüyoruz. Bunu özellikle belirtiyorum ki buraya yolu düşen olursa otoparkı kullanabilsin. Karabaş Çeşmesi Sokağının sonuna kadar gidiyoruz.

-KARAGÖZ MEHMED PAŞA CAMİİ
(KARAGÖZ TEKKESİ)
-KARAGÖZ MEHMED PAŞA ÇEŞMESİ

Sokağın bitiminde köşede Karagöz Mehmed Paşa Camiyi görüyoruz. Cami daracık sokakların arasında kalmış etrafı binalarla çevrili küçük bir mahalle mescidi. Kırmızı tuğlalı kısa minaresi, çok küçük bir avlusu bulunan caminin tabelasında: “Sadullah Çavuş tarafından H.1201 /1786 ‘da ahşap olarak yaptırılmış caminin yakınında Karagöz Mehmed Paşa’nın yaptırmış olduğu çeşmeden dolayı Karagöz Mehmed Paşa Camii olarak anılmaktadır. Etrafında tesis edilen tekkenin tevhidhanesi olarak da kullanılan moloz taş örgülü duvarları, ahşap son cemaat yeri ve basık kemerli demir parmaklı pencereleri bulunmaktaydı. 1961 yılında halk tarafından eski temeller üzerine yeniden inşa edilmiştir.” Caminin içi bilindik şekilde. Ancak tavandaki tavanda kare mavi zemin üzerine renkli çiçek motifi dikkati çekiyor. Caminin avlusunda tekkenin vakıf-ı sanisi şeyhin kabri bulunmaktadır. Caminin duvarına bitişik çeşme üzerinde dikdörtgen şeklinde sağ alt köşesi kırılmış bir tabela var. Çeşmeyi Karagöz Mehmed Paşa’nın yaptırdığından yukarıda bahsetmiştik.

Karagöz Tekkesi Sokaktan ilerleyerek sokak bitiminde sola döndük. Döndüğümüz sokak Lalezar Camii Sokaktı. 100 metre kadar ilerledikten sonra sağ yanımızda yeni onarılmış tarihi bir çeşme vardı. Musluğu yoktu belki ancak çeşmenin yukarı kısmının ortasında tuğranın yer aldığı bir kitabesi vardı. Tuğranın sağında ve solunda 6 ‘şar satırlık harika bir hat yazısı örneği vardı. Tuğranın altında 1207 tarihi vardı. Hemen çeşmenin yanında Uzun Yusuf Parkı başlıyor. Parkın girişinde sol tarafta Fatih Belediyesi Uzun Yusuf Eğitim Birimi binası yer alıyor. Eğitim Birimi derken ne kastediliyor bilmiyorum. Binanın yanında parkın içerisinde Uzun Yusuf Aile Sağlığı Merkezi bulunuyor. Parkın elden geçtiği belli. Çocuk oyun gurubu, üzeri kapalı piknik masaları, havuzu, kafesi ile güzel bir park…

-ÇEŞME
-UZUN YUSUF PARKI
-LALEZAR CAMİİ
-MUSTAFA NAFİ PARKI
-ŞEYH SEYYİD SEYFULLAH Hz. TÜRBESİ
-SALİHA SULTAN ÇEŞMESİ

Parkta birkaç kare fotoğraf çektikten sonra Lalezar Camii Sokakta ilerlemeye devam ediyoruz. Yine sokağın köşesinde sokağa ismini veren Lalezar Camiini görüyoruz. Tabelasında “İlk banisinin ve yapım tarihinin kesin olarak bilinmediğini, uzun yıllar harap kaldığını, bu sebeple Viran Camii adını aldığını. Tefsir sahibi Ahmed Efendi ihya ettirmişse de tekrar harp olmuştur. 1997-98 yıllarında cami yeniden inşa edilerek ibadete açılmıştır.” Caminin avlusu ideal, minare diğer cami örneklerine göre daha uzun. Yeni olduğu belli. Diğer camilerde yıkılıp yeniden yapılanlarda minareler daha kısa ve aslına uygunmuş gibi gözüküyor. Cami öğlene yarım saat kalmasına rağmen kapalıydı. Bu sebeple caminin içerisinden fotoğraf çekemedik. Lalezar Camii Sokağın bitiminden sağa doğru Seyfullah Efendi sokaktan devam ettik. Biraz ilerledikten sola Mustafa Nafi Sokağına döndük. Sağımızda Mustafa Nafi Parkını gördük. Park dediysek bu kez küçük bir park. Parkın bahçe duvarları üzerine demir korkuluk onunda üzerinde jiletli tel çekilmiş. Parkın içerisinde küçük bir oyun gurubu, kafe ve bir köşesinde de prefabrik yapı bulunuyor. Yapıya dikkatlice baktığımızda asılı iki tabeladan Fatih Belediyesince diş hekimlerinin kurduğu derneğe tahsis edildiğini tahmin ediyoruz. Sokağın bitiminde sağa, Vani Dergahı sokağına giriyoruz. Akaryakıt istasyonunu geçtikten sonra sağa dönüyoruz. Sİlivrikapı Caddesinde ilerliyoruz. Silivrikapı caddesine açılan Seyfullah Efendi Sokağı ile Yedi Emirler Çeşmesinin ortasında restore edilmiş büyükçe bir mezarlığa rastlıyoruz. Mezarı çevreleyen duvarın üzerinde asılı tabelada “Hz. Muhammed’in (s.a.v) torunlarından Şeyh Seyyid Seyfullah Hz.” yazısını okuyoruz. Mezarlığın içerine giriyoruz. Dua ediyoruz tüm geçmişlerimiz için… Mezarlığın girişi Seyfullah Efendi Sokaktan yapılıyor. Mezarlığa kemerli bir kapıdan giriyorsunuz. Girişin sağında Osmanlıca solunda Latince yazılmış tabelada mezarlığa ismini veren zatın ismi yazıyor. Girişte restorasyonun 2008 tarihinde bir vakıf tarafından yapıldığı yazıyor (Fetihler Hayır Hizmetleri Vakfı).

Ziyareti bitirip Silivrikapı Caddesine tekrar çıkıyoruz. Yedi Emirler Çeşmesi sokağı tarafında tarihi bir çeşmeye daha rastlıyoruz. Sırtını binalara dönmüş, maalesef binalara bitişik bir halde. Çeşme yamuk bir şekilde yapılmış. Üç yüzü açık. Restore edilmeyi bekliyor. Ancak su akıyordu. Çeşmenin üzerinde 3 sütün 4 satırdan oluşan kitabesi dikkati çekiyor. Yanlış görmemişsem 1148 tarihini okuyorum. 4 rakamı olarak Farsçadaki rakam kullanılmış. Çeşmenin ismini bilmiyorum. önce sokak ismi ile aynı olabileceğini düşünerek Yedi Emirler Çeşmesi notunu düşüyorum. Ancak internetten araştırdığımda çeşmenin Saliha Sultan tarafından yaptırıldığı öğreniyorum. Siteden, kitabede yazılı metnin latinize edilmiş halini okuyoruz. Ancak metnin altında 1138 kaydı düşülmüş. Çektiğim fotoğrafı yakından incelediğimde rakamın 3 olma ihtimali yok gibi… (İlgilisi için ayrıntılı bilgiyi su vakfı sitesinden öğrenebilirsiniz)

-SİTTİ HATUN MESCİDİ
-SİLİVRİKAPI PARKI

Silivrikapı Caddesinde devam ediyoruz. Sol tarafımızda Sitti Hatun Mescidini görüyoruz. Mescidin avlusu geniş. Kısa beyaz renki bir minaresi ile güzel görünüyor. Fatih Müftülüğü tarafından 2000 yılında yaptırılan tabelada: “Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi’nin kızı Sitti Hatun tarafından 16.yüzyılda yaptırılmıştır. Zamanla harap olan mescid, küçük bir son cemaat yeri ilavesiyle 1952 yılında ihya edilmiştir.” yazısını okuyoruz. Bahçedeki limon ağacını fotoğrafladıktan sonra camiden ayrılıyoruz. Tekrar Silivrikapı Caddesi boyunca yürüyoruz. Uzunca bir süre yürüdükten sonra solda Silivrikapı Parkını görüyoruz. Park Fatih Standartlarında orta büyüklükte bir park.
Silivrikapı Parkı, da diğer parklar gibi ortasında havuzu, üstü kapalı piknik masaları, çocuk oyun gurubu, basket sahası ve kafesi ile ferahlık katmış mahalleye. Uzaktan parkın diğer köşesinde bulunan camiyi daha doğrusu minaresini görüyorum. Cami önünde eski yapı veya benzetilmiş beyaz renkli, pencere etrafı gri iki katlı güzel bir apartman görüyoruz. Dinlensinler diye Gezgin ekibimi parkta bırakarak hızlıca camiye yöneliyorum.

-ARAKİYECİ AHMED ÇELEBİ CAMİİ

Arakiyeci Ahmet Çelebi Camii iki sokağın birleştiği noktada köşede. Bu durum camiyi daha görünür kılmış. Yine tabeladaki yazılanlara müracat ediyoruz: “Arakiyeci Ahmed Çelebi tarafından XVI. yüzyılda Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Meşeli Mescid veya Takkeci Ahmed Çelebi Mescidi olarak da anılan eser sonradan bazı değişikliklere uğramıştır. Taş duvarlı, ahşap çatılı mescid 1973’te yenilenmiş ve son cemaat yerinde değişiklikler yapılmıştır. Şerefeye kadar orijinal olan minaresi dibinde mescidin banisi medfundur.” Tabelayı okuduktan sonra caminin içerisine giriyoruz. Namaz vakti yakın. İç kısma mavinin tonları hakim. Mihrap ise, yeşil ve kahverengi tonunda. Değişik, ilgi çekici bir mihrabı var. Doğal olarak caminin banisi Ahmed Çeledinin ünvanını merak ediyoruz. Gerçi tabelada caminin bir isminin de takkeci Ahmed Çelebi Mescidi olduğu yazıyor. Buradan yola çıkarak, araştırdığımızda “Arakiyeci”, takke vb başlık üreten veya satan kişi anlamına geldiğini görüyoruz.

-ÇEŞME
-HADIM İBRAHİM PAŞA CAMİİ VE TÜRBESİ
-SİLİVRİKAPI

Aynı caddeden yola devam. Uzaktan cami gözüküyor. Etrafı açılmış bazı binalar yıkılmış gibi.
Hadım İbrahim Paşa Camii yürüyüş yönümüze göre sol tarafımızda kalıyor. Caminin dış duvarında yüzü yola dönük bir çeşme gördük. Çeşme de musluk yoktu. Ancak bakımsızda değildi. Öğlen vakti olduğu için bir iki fotoğraftan sonra camiye giriyoruz. Cemaatle namaz kıldıktan sonra cemaat çıkınca iç kısmında fotoğraflarını çektik. Hadım İbrahim Paşa Camii; “Kanuni devri vezirlerinden Hadım İbrahim Paşa tarafından H.958 / 1551 tarihinde yaptırılmıştır. Cami, türbe, hamam ve mektebiyle küçük bir külliye olarak Mimar Sinan tarafından inşa edilen eserin hamam ve mektebinden duvar bakiyeleri dışında bir iz kalmamıştır. Osmanlı mimarisi klasik devir eseri olan cami, kare planlı, kesme taş tuğla örgülü, tek büyük kubbenin öttüğü harim kısmı ve beş gözlü son cemaat yerinden oluşmaktadır. Çini, kalem işleri, mermer ve ahşap işçiliği gibi devrinin güzel süsleme örnekleriyle bezenmiştir. Cami geçirdiği depremlerden sonra 1763-64 yıllarında tamir görmüş, minaresi yeniden inşa edilmiştir. 1933-34 yıllarında tamirat geçiren caminin banisi külliye içerisindeki açık türbede medfundur.” yazısını tabeladan okuyoruz. (Caminin güvenliği İBB tarafından sağlanıyor. İstanbul’daki Selatin Camilerde çok eskiden beri İBB güvenlik ve temizlik işlerini yapıyor) Namazdan sonra caminin avlusunu geziyoruz. Cami mimarisi ,bahçesi, şadırvanı, mezarlıkları ile gerçekten güzel bir camii. Görmenizi tavsiye ederim.

Caminin avlusundan Silivrikapı yönünde çıkış yapıyoruz. Silivrikapı’dan araçlar tek yön geçerek Zeytinburnu sınırına geçiyorlar. Sur boyunca fotoğraf çektikten sonra dönüş için farklı yollardan geçerek aracımıza doğru yürüyoruz. Tekke Maslağı Sokağında ilerliyoruz. Sokak sağa doğru kıvrılıyor. Önümüze solda tek katlı uzunlamasına devam eden pembe boyalı sade bir bina ve uzakta bir cami çıkıyor. Bu tarihi binanın şu an Silivrikapı Anaokulu olarak kullanıldığını tabelasından anlıyoruz. Sağımızda anaokulu, sokakta ilerliyoruz. Anaokulunun bitiminde sokağın sağında -özellikle çatı kısmı- onarılmayı bekleyen tarihi yapıları görüyoruz. Binanın her iki ucunda türbelerde olduğu gibi dışarıya bombeli pencereli bir yapı ve bu yapının ortasında estetik güzel bir çeşme bulunuyor. Çeşmenin musluğu yok. Atalarımız bir çeşme deyip geçmemişler. Şu ana kadar gördüğüm işçiliği, zarafeti en yüksek çeşme budur diye düşünüyorum. Emeği geçenlere Rabbim rahmet etsin. Çeşmenin üst kısmında etrafı çevrelenmiş, yeşil zemin üzerine sarı tek satır kitabe bulunmaktadır. Anaokulunun giriş kapısı Bâlâ Tekkesi Sokağından. Anaokulunun tam tabelasının altında oldukça estetik ve zarif küçük bir çeşme bulunuyor. İsminin Perestü Kadın Çeşmesi olduğunu öğreniyoruz daha sonraki araştırmalarımızda.

-BALA TEKKESİ ÇEŞME VE SEBİLİ
-PERESTÛ KADIN ÇEŞMESİ (Anaokulu Duvarı)
-BÂLA SÜLEYMAN AĞA CAMİİ

Anaokulunun karşısında Bâlâ Süleyman Ağa Camii yer alıyor. Hemen tabelasında yazılanlara bakalım; “Fatih’in topçubaşılarından ve Ni’me’l-ceyşten Bâlâ Süleyman Ağa tarafından 1453-1457 arası yaptırılmıştır. Süleyman Ağa, vefatından sonra kagir duvarlı, ahşap çatılı bu ilk mescidin yanına defnedilmiştir. Bâlâ Mescidi etrafında muhtemelen 18.asır sonlarında bir tekke tesis edilmiştir. Zamanla harab olan Bâlâ Mescidi, tekkesi ve türbesi H.1279 / 1862-63 tarihinde Sazkâr Kalfa isimli saraylı kadın tarafından yeniden daha teşekküllü olarak yaptırılmıştır. Cami -tevhidhane de bu tarihte kubbeli olarak inşa edilmiştir. 1894 zelzelesinde hasar gören cami, türbe ve bazı tekke binalarını II. Mahmud’un kızı Âdile Sultan yeniden yaptırmıştır. Sultan Abdulmecid’in hanımı Perestû Kadınefendi tekkeye odalar, sebil, çeşme ve muvakkithane ilave ettirmiş, tekkenin yanına da “Bala Mektebi” ismiyle anılan mektebi yaptırmıştır. Tekkelerin kapatılmasından sonra bazı binalar zamanla harap olmuş, cami 1950 ve 1973 yılındaki tamirlerle ihya edilmiştir. Ampir üslubunda, sekizgen planlı ve kubbeli camide sancak-ı şerif ve Hasan Rıza Efendi’nin büyük boy hilyesi bulunmaktadır.” 

Camiye Bala Tekkesi Sokaktan giriş yapıyoruz. Taş kemerli, iki kanatlı ahşap kapının üstünde 1279 tarihli bir yeşil zemin içerisinde altın sarısı yazılı kitabe yer alıyor. Kitabenin tam ortasında zeytin dalları ile çerçevelenmiş bir tuğra, tuğranın her iki yanında 9 satırlık tek sütun yazılar yer alıyor. Giriş kapısının taş kemerin her iki yanında uzun, estetik pencereler bulunuyor. Kapının devamında yapının estetik çatısı kaldırımın üzerine kadar genişliyor. Çatının hemen altında tek sıra yine yeşil zemin üzerine altın sarısı renkle hüsn-i hat yazısı göz dolduruyor. Caminin diğer yüzü minarenin olduğu taraftan başlayan bantta, Besmele ile başlayan ayetel kürsi yer almaktadır. Bu yapı yeni restore edilmiş. Cami avlusu geniş sayılır. Avlu ağaçlı, yeşil, kabirler, şadırvan bulunuyor. Cami olarak kullanılan bölüm kapalı. Camdan içerisini fotoğraflıyoruz. Sağda bulunan kapıdan içeri girdiğimizde 6 adet kabir bulunuyor. (Bala Süleyman Ağa ve hanımı ve Nakşibendi Şeyhi Bala Tekkesinin ikinci post nişini ve bala mescidinin ikinci banisi, Abdioğlu Şeyh Ali Efendi ve zevcesi ve Mekke-i Mükerreme Meşayıhından Şeyh Muhammed Sa’id Can Efendi) Caminin içi camdan gördüğümüz kadarıyla güzel görünüyor. pencerelerin ve mihrabın ince işçiliği hemen göze çarpıyor.

-EMİNE SULTAN ÇEŞMESİ?
-BÜYÜK SARAY MEYDANI / PARK
-İSKENDER AĞA CAMİİ
-ÇEŞME

Yolcu yolunda gerek, Bala Tekkesi Sokakta ilerliyoruz. Sağımızdaki Mevlanakapı Yüksek Öğrenim Öğrenci Yurdunu geçtikten sonra Çorlulu Ali Paşa – Elif Lamet Sk – Küçük Saray Meydanı Caddesi güzergahını izleyerek küçük bir sağımızda küçük bir parka çıkıyoruz. Parkın köşesinde küp şeklinde etrafı açık yeni onarıldığı belli olan çeşmeyi görüyoruz. Çeşme de iki ayrı kitabe bulunmaktadır. Çatının altında 2 satır 2 sütun onun altında 3 satır 2 sütun yazı yer alıyor. (Anlamını araştıracağız inşaallah). Çeşmenin suyu akıyor. Kitabelerin ve musluğun bulunduğu kısmın etrafı ve diğer üç yüzü taşla örülmüş üzerine, kiremitten çatı yapılmış. Küçük Saray Meydanı Caddesinden Büyük Saray Meydanı’na geçiyoruz. İsmine bakarak büyük olduğunu düşünmeyin. Fotoğraftan da anlaşılacağı üzere yine de nefes aldırmış. Küçük ve Büyük Saray Caddesi arasında yeşili, bankları, havuzu bulunan bir alan… Caddeler tek yön olarak taş döşenmiş. Sağımızda Park kalacak şekilde devam ediyoruz. Sol tarafımızda kalan İskender Ağa Cami sokağına giriyoruz. Biraz ilerledikten sonra sokağa adını veren İskender Ağa Cami ile karşılaşıyoruz. Dış kapı girişindeki tabelasında “İskender Ağa 17.inci y.y Hacı Mübin Ağa Camii Y.T.1963” yazısını görüyoruz. İskender Ağa Camii; “Yayabaşlarından İskender Ağa tarafından 16.yüzyılda yaptırılmıştır. XV11.yüzyılda İstanbul’daki yangınlar neticesinde yanmış olan cami, 1963 yılında betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. Ahşap çatılı olan caminin minaresi tek şerefelidir.” Cami de yeşilin tonları oldukça fazla kullanılmış. Mihrabı turkuaz ve sarı renk ağırlıklı güzel görünüyor. Tavanı düz beton, beyaz zemin üzerine besmele ve ihlas suresi dairesel olarak güzelce yazılmış. Kenarlar zeminden 1 metre kadar çini ile kaplanmış. Minaresindeki kaplama veya sıvalar dökülmüş durumda. Caminin avlusuna 2 kapı girişi var. Büyük olan kapı girişinin tadilata ihtiyaç duyan bir çeşme bulunmaktadır. Üzerinde latinize Türkçe yazılmış bir yazı vardı. Belki de tarihi değeri olmayan bir çeşmedir. (Bu çeşmeyi daha sonra google eartta gezdiğimiz sokakları teyit ettiğimizde gördük.) Tekrar Küçük Saray Meydanından – Vaka Nüvis Sk – Mimar Acem Camii Sk – Bıçkı Sk – Dutlu Bakkal Sk- Lalezade Sk – Kırım Parkı içerisinden geçerek, Kemikli Burun Sokakta bulunan aracımıza ulaşıyoruz. Böylelikle saat 10’da başlayan tarihi yarımada gezisinin bu bölümünü 14.40 gibi bitiriyoruz.

BAZI SOKAK İSİMLERİ

HANGİ MAHALLELERDEN GEÇTİK? MEVLANAKAPI, SİLİVRİKAPI, SEYYİD ÖMER, ŞEHREMİNİ,

GEZİ GÜZERGAHI: -FATİH BELEDİYESİ MEVLANAKAPI ÇOK AMAÇLI SALONU, -KIRIM PARKI, -MEHMET EMİN EFENDİ CAMİİ (Şeyh Matrak Tekkesi), -HASIRCI MELEK CAMİİ, -KILIÇ BABA TÜRBESİ, -MİMAR ACEM CAMİİ (ÖRÜMCEKSİZ), -EMİNE SULTAN ÇEŞMESİ, -ÖRÜMCEKSİZ DEDE TÜRBESİ, -ÇEŞME, -İBRAHİM ÇAVUŞ PARKI, -ARAKİYECİ MEHMED AĞA CAMİİ, -ÇEŞME, -TARSUSİ MEHMET EFENDİ MESCİDİ, -VELEDİ KARABAŞ PARKI, -VELEDİ KARABAŞ CAMİİ, -KARABAŞ ÇEŞMESİ , -KARAGÖZ MEHMED PAŞA CAMİİ (KARAGÖZ TEKKESİ), -KARAGÖZ MEHMED PAŞA ÇEŞMESİ, -ÇEŞME, -UZUN YUSUF PARKI (EĞİTİM BİRİMİ-ASM), -LALEZAR CAMİİ, -MUSTAFA NAFİ PARKI, -ŞEYH SEYYİD SEYFULLAH Hz. TÜRBESİ, -SALİHA SULTAN ÇEŞMESİ, -SİTTİ HATUN MESCİDİ, -SİLİVRİKAPI PARKI, -ARAKİYECİ AHMED ÇELEBİ CAMİİ, -ÇEŞME, -HADIM İBRAHİM PAŞA CAMİİ VE TÜRBESİ, -SİLİVRİKAPI, -BALA TEKKESİ ÇEŞME VE SEBİLİ, -PERESTÛ KADIN ÇEŞMESİ (SİLİVRİKAPI ANAOKULU DUVARI), -BÂLA SÜLEYMAN AĞA CAMİİ, -EMİNE SULTAN ÇEŞMESİ ÇEŞME, -BÜYÜK SARAY MEYDANI, -İSKENDER AĞA CAMİİ, –ÇEŞME,