ADIM ADIM TARİHİ YARIMADA: SAMATYA – YEDİKULE

SAMATYA – YEDİKULE Tayfun NASUHBEYOĞLU
31 Ekim 2021 Cumartesi

Bu hafta Tarihi Yarıma Gezimize Samatya bölgesi ile devam ediyoruz. Daha önceden bazı yerleri görmüştük (Samatya Hastanesi, Cerrahpaşa Hastanesi, Hekimoğlu Ali Paşa Cami vs) Ancak adım adım ilerleyerek not ederek, önüne ne çıkacağını bilmeden gezmek farklı bir şey. Samatya bölgesinde çok sayıda Rum ve Ermeni Kilisesi görüyoruz. Vatan Cad, Oğuzhan Cad, Kızıl Elma Cad, Etyemez Sk ve Org Abdurrahman Nazif Gürman Cadddesi güzergahını izleyerek, aracımızı Org Abdurrahman Nazif Gürman Caddesi üzerinde İETT Ağa Hamamı durağı gerisine bırakıyoruz. İndiğimizde hemen yanımızda hamam olduğunu tahmin ettiğimiz yapıyı görüyoruz. Hamamın caddeye bakan kısmı farklı bir şekilde giydirilmiş. Hemen yanında küçük bir otopark bulunmaktadır. Biz de fotoğrafı otopark içerisine girerek çektik. Hamamın isminin duraktaki isim olduğunu düşünerek Ağa Hamamı köşesinden sağa yokuşa doğru Cambaziye Mektebi Sokağına doğru çıkıyoruz. Hamamın girişi bu sokaktan. Ancak kapalı, yeni restore olmuş gibi. Camdan içerisinin fotoğrafını çekiyoruz. Aynı sokak yukarı doğru sağa doğru kıvrılıyor. Oraya kadar çıkıyoruz. Oradan da fotoğraf çektikten sonra aşağıya iniyoruz.

-AĞA HAMAMI
-SAMATYA ÖZEL ERMENİ ORTAOKULU
-ABDİ ÇELEBİ CAMİİ
-KÜÇÜK PARK
-MARMARA SEMT KONAĞI

Ana caddeye çıkmadan sağımızda kalan sokak demeye bin şahit isteyen Kilise Altı Sokağına girdik. Sokak patika yol gibi. Çıkmaz sokak olabileceğini düşünerek girsek mi girmesek mi diye aklımızdan geçirdik. Sokağa devam ettik. Uzaktan bir minare gördük. Milli Müdafaa caddesine çıktık. Caddeyi kesen sokakta pazar kurulu idi. Sağ köşede Samatya Sahakyan Nunyan Özel Ermeni Ortaokulunu gördük. Açık olan kapıdan kilisenin kulesi gözüküyor. Pazarın kurulduğu sokakta sola döndük. Hemen köşede Abdi Çelebi Camiine ulaştık. Cami açıktı. Genelde küçük camiler öğlene kadar kapalı oluyordu. Caminin girişindeki koridorun sol tarafına düzenli olarak içerisinde hadislerin yazılı olduğu yuvarlak tablolar asılmış. Cemaate hem mesaj olmuş hem de girişi daha güzel gösteriyor. Bu ebattaki camiler için son cemaat yeri de kısmen geniş. Çoğu Tavan genelde fıstık yeşili çıtalarla çevrelenmişken bu camide mavi çıtalarla estetik bir desen verilmiş. Pencereler çiçek desenleriyle kaplanmış. Güzel bir cami. Avlusu yok denecek kadar küçük. Üst katta Kuran Kursu hizmet veriyor. Abdi Çelebi Camii tabelasında -ki şimdiye kadar ki tabelaların tamamı yatay dikdörtgenken burada ise tabela eni kısa boyu uzun, sanki boy aynası ebatında- :“Çelebi Abdullah b. Abdurrahman tarafından h. 940 /1533-34 tarihinde Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Çilingir Sankiyedim, Yedimiçtim cami isimleriyle de bilinir. Dört paye üzerinde tek kubbeli yapı II. Abdulhamid devrinde ihya edilmiş Balkan ve I. Cihan Harbi sıralarında bakımsızlıktan harap olmuştur. 1933 yılında hayırseverlerin yardımıyla tamir edilmiş ve ibadete açılmıştır. Bu tamirde kubbe yerine ahşap tavan yapılmıştır. Tavan göbeğinde tuğrakeş Hakkı Bey’in celi sülüs hattı bulunmaktadır.” Camiden çıktıktan sonra Fatih Belediyesi Marmara Semt Konağını görüyoruz. Semt Konağının önündeki 3 adet çöp konteynırı hoş bir görüntü oluşturmamış. Cami ile semt konağı arasında küçük bir park var. Çocuk oyun gurubu ve bir kaç bank bulunuyor. Bu küçük parkın bir köşesinde Aile Sağlığı Merkezi bulunmaktadır. Tekrar geri dönüyoruz. Ermeni okulunun olduğu sokakta bir tabela dikkatimizi çekiyor: “Vaftiz- Düğün-Cenaze işleri Uluslararası yurt içi- yurt dışı cenaze hizmetleri”. Bilindiği gibi Samatya bölgesi Ermeni ve Rum vatandaşlarımızın yoğun yaşadığı semtlerden. Zaten gezimiz boyunca çok sayıda kiliseye denk geldik.

-SURP KEVORK ERMENİ KİLİSESİ
AYRINTILI BİLGİ İÇİN
TÜRKİYE ERMENİLERİ PATRİKLİĞİ
WEB SİTESİNE BAKABİLİRSİNİZ

Uzaktan kulesini gördüğümüz Surp Kevork Ermeni Kilisesinin açık olan kapısından, görevliden izin alarak girmek istiyoruz. Görevli içeri girmenin yasak olduğunu, ancak fotoğraf çekmemek şartı ile bizleri içeriye alabileceğini söyledi. Avluya açılan binalar var. İçeride cenaze töreni için hazırlıklar varmış görevlinin söylediğine göre. Kilisenin içerisine giriyoruz ön kısımlara geçmeden uzaktan bakıyoruz. Kapının girişinde üzerine siyah örtü serilmiş bir masa vardı. Kilise konumu itibariyle yüksekte. Avlusundan Marmara Denizine bakıyoruz. Marmara denizini fotoğraflamak için izin koparıyoruz. Görevlinin anlattığına göre güvenlik sebebi ile içeriye dışarıdan kimseyi almıyorlarmış. İçeri gezmek için girenler kiliseyi paylaşımları ile zor durumda bırakıyorlarmış. Kilise eskiden ahşapmış, yangın sonucu harap olmuş. Avluda mezarlıkları bulunan vatandaşların ailesi binayı yeniden taştan tekrar yaptırmış. Teşekkür ederek ayrılıyoruz. Türkiye Ermenileri Patrikliği resmi web sitesinden edindiğimiz bilgiye göre Fatih Sultan Mehmet döneminde İstanbul’un köylerinde yaşayan Ermenileri Samatya’ya yerleştirmiş. Bu kilise “Panaia Perivlebdos” (Surp Asdvadzadzin, Azize Meryem Ana) adlı Bizans manastırı üzerine inşa edilmiştir.  (Marmara Sokaktan ilerlediğinizde sağınızda Sahakyan Nunyan Özel Ermeni Lisesi varmış. Ancak tezgah ve pazarın tenteleri kapattığından biz göremeden geçtik.) Sağdan Cambaziye Mektebi sokaktan aşağı doğru inmeye başladık. Hava sıcak olduğundan montumuzu aracımıza bıraktık. Ana caddeden ilerleyerek bu kez caddenin alt kısmındaki sokaktan Kehribar Sokaktan içeri girdik. 10-20 metre sonra sokak ikiye ayrılıyor. Köşede onarılmış ahşap 3 katlı binayı fotoğraflıyoruz.

-SAMATYA AYA YORGİ RUM ORTODOKS KİLİSESİ VAKFI
-AYA MİNA RUM ORTODOKS KİLİSESİ

Binayı solumuza alarak Büyük Kuleli Sokağında devam ediyoruz. Sağımızda ana cadde üzerinde girişi olan -daha net görünen Samatya Aya Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı binası var. Kilisenin bu sokaktan da girişi var. Sokakta devam ediyoruz. Ara ara onarılmış renkli binalar görmek hoşumuza gidiyor. Bir kaçını fotoğraflıyoruz. 100 metre daha ilerledikten sonra sağımızda kalan sokaktan Ateşbaz sokağından tekrar yukarı doğru ana caddeye doğru yürüyoruz. Bugünkü gezimizde kah ana caddenin üst kısımlarında dolaştık, kah alt kısımlarında dolaştık. Ancak bugün çok yol katettik. Ana caddeye çıktığımızda -Rum vakfı binasını üst kısımdan ana caddeden fotoğraflamak için- tekrar geriye doğru yürüdük fotoğraf çektik. Hatta biraz daha yüksekten çekelim diye Vakfın tam karşısında bulunan yukarı doğru merdivenle çıkılan sokağın merdivenlerini çıktık. Vakfın tam karşısından fotoğraf çektik. Ana caddede ilerlemeye devam ediyoruz. Yedikule yönüne doğru. Sağımızda Aya Mina Rum Ortodoks Kilisesi yer alıyor. Kilise yüksekte yer alıyor. Bazı açılardan rahatlıkla görülebiliyor. Kilise hakkında internette çok kısa bir bilgiyi wikipedia da buluyoruz. “Aya Mina Kilisesi,4. ya da 5. yüzyılda inşa edilen Aziz Polikarpos’un Erken Hristiyan Martirionu üzerine 1833’te mimar Konstantis Yolasığmazis tarafından inşa edilmiştir.”

-ERMENİ KATOLİK KİLİSESİ
-AYA KONSTANTİNO RUM ORTODOKS KİLİSESİ

Caddede uzun bir yürüyüşten sonra sağ tarafımızda Ermeni Katolik Kilisesinin sadece kapısını görüyoruz. Kilisenin ismine duvarlarında yada kapı üzerinde rastlamıyoruz. Ancak internetten araştırdığımızda Ermeni Katolik Kilisesi olduğunu öğreniyoruz. Yani bir özel ismi var mı bilmiyorum. İstanbul’daki gördüğüm kiliseler içerisinde ilk kez Katolik Kilisesine rastlıyoruz. Kilise, yolun üst kısmında olduğundan duvarları cadde tarafından yüksek. Caddeden içteki yapılardan sadece kilisenin çanını ve çok az da çatısını görüyoruz. Kilisenin yanındaki tarihi yapı ise, bugün Özel Yüksek Öğrenim Yurdu olarak hizmet vermektedir. Biraz daha ilerledikten sonra solumuzda Yunus Emre Ortaokulunu görüyoruz. Caddenin ismi tam bu noktada değişiyor ve İmrahor İlyas Bey Caddesi ismini alıyor. Bu kez İmrahor İlyas Bey Caddesinde ilerliyoruz. Ancak cadde daralıyor iyice. Uzakta yüksek ağaçlar, saat kulesi benzeri bir yapı gözüküyor. Merak ediyoruz. Adımlarımızı hızlandırıyoruz. Yakınına vardığımızda güzel estetik bir çan kulesi görüyoruz. Kule üç katlı. Alt kısım aynı zamanda kemer şeklinde kapı girişi. Hemen üstü sunta / osb ile çevrilmiş. Restore mi ediliyor. Yoksa yukarıdan parçalar mı dökülüyor bilinmez. Ancak kötü bir görüntü verdiği muhakkak. Beyaz Sütun ve kemerler arasında bordo renk güzel bir uyum sağlamış. Kapalı olduğu için içeriye giremedik. Çan kulesinin hemen caddenin kenarında olduğu bu yapı Aya Konstantino Rum Ortodoks Kilisesidir.

Kilisenin hemen yanındaki sokaktan Kilise Sokağından aşağı doğru denize doğru ilerliyoruz. Solumuzda üst paragrafta bahsettiğim kilisenin duvarı var. Biraz ilerledikten sonra solda tarafta kalan aralıktan içeri girdik. İmam Aşir Sokağına çıktık. Solumuzda tek katlı Fatih Belediyesi Yedikule Çok Amaçlı Salonunu görüyoruz. İçeriye girmeden devam ediyoruz. Hemen karşımızda restore edilmeyi bekleyen Doğu Roma Döneminden kalan en eski yapı olduğu söylenen İmrahor Camii kalıntılarını görüyoruz. Şerefe kısmından sonrası olamayan minaresi uzaktan gözüküyor. Leylek yuvalarına benziyor. Bu bölgeden daha sonrada geçeceğimiz için ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki satırlarda bulabilirsiniz.

-FATİH BELEDİYESİ YEDİKULE ÇOK AMAÇLI SALONU
-UŞŞAKİ CAMİİ
-UŞŞAKİ TEKKESİ ÇEŞMESİ
AYRINITILI BİLGİ İÇİN BAKINIZ

-GENÇ AĞA YEŞİL ALANLAR

İmam Aşir Sokaktan tekrar İmrahor İlyas Bey Caddesine yani ana caddeye çıkıyoruz. İmrahor Caddesi de adını camiden almış. Sokaktan caddenin karşısında bulunan uzaktan okunan Uşşaki Camiini görüyoruz. Camiye giriyoruz küçük bir avlusu var. Birde tek bir kabir var. Mezar taşında yazan yazıya göre burada medfun bulunan zatın ismi Mehmet Emin Tevfik. caminin içerisine giriyoruz. Kapısı açık. Güzel bir halısı var. Mihrap altın sarısı cırtlak bir renkle çerçevelenmiş. Yerden 1-1,5 metresi ahşap lambri, tavana kadar fayans ile döşenmiş. Çok uyumlu değil ancak çok uyumsuzda değil. Caminin Tabelasında; “Nâzır Mehmed Halil Efendi tarafından H. 1297 / 1879 tarihinde Uşşaki dergahı olarak yaptırılmıştır. Tekkenin kapatılmasıyla başka amaçlarla kullanılan eser 1951 – 52 yıllarında halkın yardımıyla tamir edilmiş ve ibadete açılmıştır. Çevre duvarına gömülü H. 970 /1562 tarihli nefis kitabeli çeşme tekkeden daha eskidir. Kitabe yazısı Hattat Ahmet Karahisari’ye aittir.” Camiden çıktıktan sonra hemen solda caddeye bakan bir çeşme var. İsmi Uşşaki Tekkesi Çeşmesi. İlk kez çeşmenin kubbeli kısmı musluk kısmına kadar tel çitle kapatılmış. Akla ziyan. Çeşmenin gövdesinde yeşil zemin üzerine “Hattat Karahisari’nin şaheser sayılan bir yazısı kemerinin içinde mermer ayna taşında durmaktadır. Çeşitli çiçek ve selvi motifleriyle süslü bu kitabenin birinci satırında ( Vakaattarih inna a’taynakelkevser) ibaresi ebced hesabıyla çeşmenin yapılış tarihini göstermektedir. Bu yazının altında ( Fetekabbelha Rabbiha) âyeti, onun altında Karahisarî’nin Türk ve İslam Eserleri Müzesinde bulunan besmelesinin benzeri bir yazı ile çok sanatkarane yazılmış Kelime-i Tevhid yer almaktadır. Çeşmenin kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.” Kaynak: https://kulturenvanteri.com/yer/narli-kapi-cesmesi/#16/40.996536/28.927517 E.T:6.11.2021)

İmrahor Caddesi de ara ara genişliyor ve daralıyor. Caddede ilerlemeye devam ediyoruz. Yaya trafiğine kapatılmış, yeşillendirilmiş Belediyece Genç Ağa Yeşil Alanlar roket panosunun olduğu aynı isimli sokağa giriyoruz. Sokak boyunca aşağı doğru ilerliyoruz. Restore edilmiş, edilmeyi bekleyen apartmanların arasından geçerek Kuyulu Bakkal Sokağına dönüyoruz. Yol boyunca sokaktan bazı kareler yakalıyoruz. Eski çubukçu Sokağından Yedikule İstasyonu Caddesine çıkıyoruz. Yedikule yönüne doğru oldukça dar bir cadde ilerliyoruz. Sol tarafımızda tren hattı var. Sağ tarafımızda karşımıza eski onarılmayı bekleyen ahşap apartmanlar çıkıyor. Sol tarafımızda Tren İstasyon görevlileri için yapıldığını düşündüğümüz tek katlı, tek tip bitişik nizam evler sıralanmış. Son ev 2 katlı. Belki öncesinde ev olarak yapılmamıştı, sonradan eve çevrilmişti bilemiyorum.

-YENİDEN İNŞA EDİLEN CAMİİ
-YENİ RESTORE EDİLMİŞ BİNA
-TARİHİ KALINTI ÇEŞME?
-YEDİKULE BURÇ VE SURLARI

Biraz ilerledikten sonra sol tarafımızda etrafı sac panellerle çevrilmiş, yıkık, cami, tekrar ayağa sıfırdan tekrar ayağa kaldırılıyor. Göründüğü kadarıyla yol tarafındaki pencere kemerleri tamamlanmış. Ayağa kaldırılan bu cami etrafında herhangi bir bilgi tabela, hangi kurum tarafından yapıldığına dair bilgi yok. Belki de şahıslar yaptırıyor. Sac panelin üzerinde sadece Fatih Belediyesinin uyarı levhası bulunmaktadır. Can ve mal emniyeti açısından araç park edilmemesi için… Bu inşaatın cami olduğunu İnşaatta çalışan işçimizden öğreniyoruz. Ancak caminin ismi nedir onu bilmiyoruz. Yedikule İstasyon Caddesi sonuna doğru Kale Hisarı/Kulesi gözüküyor. Yol ağzına geldiğimizde sol köşede restorasyonu bitmiş, avlusuna tek katlı ve iki katlı binaların açıldığı güzel şirin bir yapı görüyoruz. Avludan içeri görevliden izin alarak giriyoruz. Buranın ne olarak kullanılacağını soruyoruz ancak bilgisinin olmadığını anlıyoruz. Yakında açılışının yapılacağını söylüyor. (Google Earth da eski görüntülerden burasının Fatih Belediyesi tarafından 2.derece tescilli eser restorasyonu işi olduğunu öğreniyoruz. 12-15 ay gibi sürede restorasyon işi bitmiş.) Yol ayrımında köşede (Restore edilen binanın tam karşısında) Yedikule İstasyon Caddesi ile Kuyulu Bakkal sokağın kesiştiği köşede dikdörtgen şeklinde (5×4 metre) tarihi bir kalıntı vardı. Bu kalıntının 3 tarafı bordur taşları ile çevrilmiş, bir tarafına ise -başka bir yer bulamamış olacaklar ki-belediye çöp konteynırları konulmuş. Söylemeye gerek yok. Hoş bir görüntü olmamış. Tam surların sıfır noktasındayız. Soldan devam edildiğinde Zeytinburnu ilçe sınırına giriliyor. Yedikule Hisarı Etrafı çevrilmiş. Restorasyona alınmış. Bu sebeple uzaktan bol bol fotoğraf çekiyoruz. Kuleye asılmış afişte efsaneleriyle ünlü Yedikule Hisarında rehber eşliğinde turların başladığı yazısını okuyoruz.

-YEDİKULE SUR PARKI
-ALTIPARMAK AHMED BABA KABRİ
-KÜRKÇÜBAŞI HACI HÜSEYİN AĞA CAMİİ
-YEDİKULE KAPISI

Cami 1945 yılında da bir tamir geçirmiştir.Cami 1.Sokağın sol köşesinde Kürkçübaşı Hacı Hüseyin Ağa Camii gözüküyor uzaktan… Camiye doğru ilerliyoruz. Caminin yanında Yedikule İETT durağının arkasında bulunan uzunlamasına parkta dinlemek için mola veriyoruz. Bugün çok yol kaydettik. Bu işin bir de dönüşü var. Durağın yanındaki halk ekmekten altın ekmek alıyoruz banka oturup ekmeğimizi yiyoruz. Zeynep iki de bir “saat 12 oldu geri dönme vakti. Hani 12’de gezimizi bitirecektik, bize hatırlat demiştiniz, bir daha ki hafta ben gelmeyeceğim” diyor. Allahtan parktayız salıncakta sallanıyor. Biraz dinlendikten sonra Zeynebi eşimle birlikte bırakarak parkın arka tarafındaki aralıktan (panolarla kapalı olduğu için yaya yoluna açık bir kısım bırakılmış) geçerek diğer caddeye Yedikule Caddesine ulaşıyorum. Cadde üzerinde küçük bir mezarlık görüyorum. Burası “Altıparmak Ahmed Baba Kabri.” Tabelasından “Kabirde, 1453’te İstanbul’un fethine katılan mutlu askerlerden (Ni’mel’l-Ceyş) Fatih Sultan Mehmed’in nahilbendbaşısı olduğu kabul edilen Ahmed Baba yatmaktadır. Hayatı hakkında çok az bilgi olan Ahmed baba’nın “Altıparmak” lakabı ile şöhret bulduğu bilinmektedir. Nahil, bal mumundan süs ağacı anlamına gelir. Bu ağacı yapan ustalara ise nahilbend ya da halk arasındaki deyişiyle nakilbend denirdi. Altıparmak Ahmed Baba Kabri 15.yüzyıldan günümüze İstanbul halkı tarafından gösterilen sevgi ve saygı sayesinde varlığını sürdürmüştür. yazısını okuyoruz. Kabir tam Kulenin dibinde. Yeni onarılmış. Surları farklı açılardan fotoğrafladıktan sonra tekrar aralıktan parka dönüyorum. Hep birlikte biraz önce uzaktan gördüğümüz Kürkçübaşı Hacı Hüseyin Ağa Camiine doğru yürüyoruz. Cami, Cami 1.sokak ile Yedikule Caddesinin kesiştiği bize göre sol köşede. Camiye bitişik küçük bir mezarlık görüyoruz. Üç tarafı çevrili sadece sokağa bakan kısmın demir korkuluklu penceresinden içerisini görüyoruz. Mezarlık unutulmuş, mahsun kalmış, her tarafını otlar sarmış, bakımsız bir halde. Caminin minaresi taştan yapılmış orijinal gibi duruyor. Cami girişi, cadde üzerinden… Avlususu son derece yetersiz. Cami girişi caddeye çok yakın. Son cemaat yerinin de olduğu küçük bir cami. İç mekan çinileri daha uyumlu seçilebilirmiş. Tavan -çatı katlarında ki gibi- ters tavan şeklinde… Kibrit çöplerinin yan yana dizildiği maketlerdeki gibi gözüküyor. Caminin dış giriş kapısında sağda bulunan tabelada caminin tarihçesi hakkında şu bilgilere ulaşıyoruz: “Kitabesinden anlaşıldığı üzere Kürkçübaşı Hacı Hüseyin Ağa tarafından H. 1022 / 1613 tarihinde yaptırılmıştır. Duvarları kâgir; çatısı ahşap, minaresi taş-tuğla örgülü, caminin kapısındaki 1871 tarihli besmele, tamiri sırasında yazılmıştır.” Dış giriş kapısı desenli en üst kısmı bombeli bir şekilde tasarlanmış. En üstte ortada Allah lafzı altında besmele ve besmelenin sin ve mim harfi arasındaki boşlukta ise euzü… hüsni hat yazısı yer alıyor. Hat yazısının zemini ilgisiz bir şekilde pembeye boyanmış. Orijinal olduğunu sanmıyorum.

-NARLIKAPI ÇEŞMESİ
AYRINTILI BİLGİ İÇİN BAKINIZ!

-KÜÇÜK PARK
-ALT GEÇİT-ÜST GEÇİT
-MARMARA DENİZİ

Aracımızı park ettiğimiz yere doğru farklı yollardan yürüyerek dönüşe geçiyoruz. İmam Hüseyin sokağında ilerliyoruz. Ara ara bazı apartmanları fotoğraflıyoruz. Ali Efendi Sokağı düz devam etmiyor. Sola kapalı mecburi olarak sağa dönüyoruz. İmrahor Camiinin yıkık minaresini başka bir açıdan fotoğraflıyoruz. Sağa doğru aşağıya devam eden Ali Efendi Sokağında ilerliyoruz. Sokağın sağında kalan Narlıkapı Çeşmesi Sokağı ile kesiştiği köşede binaların arasında kalmış bir çeşme görüyoruz. bir tarafı apartmana yaslı, diğer üç tarafı açıkta. Çeşmenin Kare şeklindeki yapı onarılmayı bekliyor. Çeşmenin bulunduğu ön yüz Ali Efendi Sokağına bakıyor. Üstte hala ayakta kalan kitabesi bulunmaktadır. Kitabenin üzerinde 1320 tarihini okuyoruz. Yani bundan yaklaşık 123 yıl önce ya yaptırılmış ya da tamir ettirilmiş.. Çeşme de musluk yoktur. Çeşmenin adının sokak ismiyle aynı olacağını düşünerek Narlıkapı Çeşmesi notunu düşüyoruz. (Sonrasında internette araştırdığımda çeşmenin kitabesinde 1162 senesinde el-Hâc Mustafa bin el-Hâc Mehemmed Efendi tarafından yaptırıldığı, Şefika Hanım tarafından da 1320 yılında tamir ettirildiği yazılıdır. Çeşme Şefika Hanım Çeşmesi ve El-Hac Mustafa Çeşmesi olarak da bilinir. Kaynak :https://kulturenvanteri.com/ (Erişim Tarihi:6.11.2021)

Ali Efendi Sokağında devam ederek tekrar Yedikule İstasyon Caddesine çıkıyoruz. Bu kez sola dönüyoruz. Biraz ilerledikten sonra yol ikiye çatallaşıyor. Soldan aynı cadde devam ediyor. Sağdan ise Narlıkapı Caddesi başlıyor. Bu cadde üstünden tren raylarının bulunduğu, taştan yapılmış eski bir alt geçitle tren hattının diğer tarafına geçiyor. Alt geçit ancak bir araç geçebilecek kadar genişlikte. Köşedeki apartmanlarında fotoğrafını çektikten sonra ismini bilmediğimiz küçük parkta oturuyoruz. Alt geçit ve devamındaki yolu merak ediyoruz. Narlıkapı caddesi ve devamı için ön keşif olarak eşimi ve Zeyneb’i parkta bırakarak alt geçide merdivenli kısımdan inerek devam ediyorum. Yol önce sağa sonra sola kıvrılarak düz bir şekilde yenikapı yönüne doğru deniz kenarındaki yola paralel olarak sur kalıntıları kenarından devam ediyor. Allah’tan araç geçişi sınırlı. Karşıdan bir araç gelse diğeri bazı köşelerdeki boş alanlarda aracın geçmesi için beklemesi gerekecek. Denize kenarına ulaşmak için asansörlü üst geçit yapılmış. Tekrar geri dönüp parka geliyorum. Bu kez hep birlikte aynı yolu tekrar gidiyoruz. Asansörlü üst geçitten geçerek deniz kenarında bulunan bankta dinleniyoruz. Zeyneb’in hoşuna gidiyor deniz kenarı. Yenikapı yönüne doğru yolunuz düşerse ana caddeden tali yol ayrılıyor deniz kenarına doğru. Yol boyunca park edebiliyorsunuz.

-EMRE BELÖZOĞLU PARKI

Aynı yolu geri gelip parkın yanındaki sokaktan İmam Aşir Sokağından yukarı doğru ilerliyoruz. Sokakta eski apartmanlardan birkaç tanesini fotoğraflıyoruz. Sokağın sağında Emre Belezoğlu Parkının Fatih Belediyesince yenilendiğini görüyoruz. Yenilenen parkın parçası olarak yukarı kısmında çay bahçesi var. Açık alana masa sandalye konmuş. Kapalı mekanında ise oyun oynanıyordu. Halka açık bu tür mekanlarda oyun oynanması (okey, kağıt vs) akla ziyan. Üstelik İslami hassasiyetleri olan belediyelerde hiç mi hiç olmaması gerekiyor. Maalesef Bayrampaşa’da da belediyeye ait parkların içerisinde spor kulüplerine tahsis edilmiş kafeler zaman öldürmek, dedikodu yapmak ve bu tür oyunlar oynanması için kullanılıyor. Açık alan da halka da çay verirken içeride taş sesleri… Parklar halkımızın çoluk çocuk kullandığı mekanlar, ancak bir çok belediye sporu teşvik etmek kastıyla spor kulüplerine bu tür yerler tahsis ediyorlar. Onlarda bu yerleri bu amaçlar için gelir getirsin diye toplumun gözüne sokarcasına -örnek olması gerekirken- oyun oynanan yer haline getiriyorlar. Belediyece verilen mekanlar zamanla genişliyor. Üst katlar eklenebiliyor. Halkın kullanımına açık yeşil alanlarda gelişigüzel yayılmış masalar, sesli, küfürlü konuşmalar. Kimin umurunda… Örneğin, Sivas’ın en gözde parklarından Ethem Bey Parkı içerisinde günün her saatinde vatandaşın daha huzurlu (!) bir şekilde okey taşlarının sesi altında oyununu oynasın büyük bir kafe hizmet (!) veriyor. Parkın içerisinden geçen her yaştan çocukta bu manzarayı seyrediyor teşvik edilircesine… Fatih’te şu ana kadar bir çok parkı gezdim, kafe gördüm, ancak ilk kez içeride oyun oynandığını gördüm. İnşaallah yenileme sonrası bu uygulama kalkar.

-İMRAHOR CAMİİ (RESTORE)

Sol tarafımızda İmrahor Camiinin kalıntılarını daha yakından görüyoruz. Çeşitli açılardan bol bol fotoğraf çekiyoruz. Biran önce tadilat ve restorasyonunun bitirilmesini ümit ediyoruz. İmrahor Caminin önündeki dikdörtgen prizma şeklindeki bilgilendirme sütununda şu bilgilere yer verilmiş: “İstanbul’da Doğu Roma döneminde yapılmış ayakta kalan en eski dini yapıdır. Doğu Konsülü Studios tarafından bugünkü Yedikule’de 545 yılında kurulan Aya İoannes Prodomos (Vaftizci Yahya) kilisesidir. Latin istilası sırasında harap olan manastır ve kilise 1293 yılında tamir edilmiştir. Osmanlı padişahı II. Bayezid döneminde İmrahor İlyas Bey tarafından 1486 ‘ya doğru zaviye ve cami haline getirilmiştir. Erken Hıristiyanlık dönemine ait mimari özellikler taşıdığından dolayı önemli bir yapıdır. Kilise bazalika planına göre yapılmıştır. Bir büyük apsis, güzel sütunlarla bir narteks ve üç nef vardır. Sol taraftaki nefleri merkezdekinden ayıran yeşil somaki sütunlar günümüze kadar gelmiştir. Sağ taraftakiler ise kalmamıştır. Süslü zeminde korunmuştur ve görülmeye değerdir. Apsisin yanında muhtemelen kutsal emanetleri saklamak için yapılmış bir hücreye inen dar bir geçit mevcuttur. Şimdi bir kazaya neden olmamak maksadıyla kapalıdır. Osmanlı döneminde şehrin en büyük camilerinden biri olarak hizmet vermiştir. 1782 yangını ve 1894 depreminde büyük zarar görmüş, 1908 yılında çatısı çökmüştür. Bugün de yapıdan geriye sadece dış duvarları kalmıştır.” Caminin ismi , bazı kayıtlarda İmrahor İlyas Bey Camii olarak geçiyor. (Ayrıntı için Diyanet İslam Ansiklopedisi İmrahor İlyas Bey Camii maddesi E.T:7.11.2021)

-MALCI ÇIRAĞI MEHMED PAŞA CAMİİ

İmrahor İlyas Bey Caddesine çıkıyoruz. Biraz ilerledikten sonra sola Merhaba Caddesine dönerek yukarı doğru çıkıyoruz. Cadde dar uzun bir cadde. Sağlı sollu restore edilmeyi bekleyen tarihi evler var. Uzunca bir süre yokuş yukarı yürüdükten sonra sokak bitiyor. Sağa ve yukarı Hacı Kadın Caddesi olarak devam ediyor. Sola ise Hacı Hüseyin Çeşmesi Sokak olarak devam ediyor. Biz yukarıya doğru Hacı Kadın caddesinde ilerleyişimize devam ediyoruz. Sol tarafımızda Malcı Mehmed Paşa Kız Kur’an Kursu bulunmaktadır. Devamında sağında Mezarlık solumuzda ise “Malcı Çırağı Mehmed Paşa Camii” bulunuyor. Mezarlık sanki caminin bir parçası gibi sonradan sokak ikiye ayırmış gibi. Genişçe bir mezarlık. Malcı Çırağı Mehmed Paşa Camii tabelasından şu bilgilere ulaşıyoruz: “Şamdancı Hasan Ağa tarafından H.1100 / 1688-89 tarihinde yaptırıldığından “Şamdancı Hasan Ağa Mescid” de denir. Minberini Malcı Mehmed Efendi koydurduğundan bu isimle meşhur olmuştur. Oğlu Osman Çelebi de caminin karşısına bir sibyan mektebi yaptırmıştır. Duvarları kâgir, çatısı ahşaptır. Banisi, oğlunun yaptırdığı mektebin bahçesinde medfundur.”  Tabelanın hemen altında zemini açık yeşile boyalı caminin tarihçesi ile ilgili olduğunu sandığımız bir kitabe mermer bir muhafaza ile korunmuş bir şekilde görüyoruz. Cami kapalı olduğundan camından içerisini fotoğraflıyoruz. Yeşili bol bir konumu yüksekçe bir camii. Caddeyi devam ettiğinizde sağa doğru mezarlığın etrafında kıvrılarak devam ediyor.

-HACI BEŞİRAĞA ÇEŞMESİ
(HACI BEŞİRAĞA ERKEK KURAN KURSU)
-ALİ FAKİH CAMİİ
-NUH EFENDİ MEDRESESİ HAZİRESİ
-SÜMBÜL EFENDİ MEYDANI PARKI

Sağımızda kalan mezarlığı bitirdikten sonra Sağdaki Ali Fatih Caddesine giriyoruz. Uzunca bir süre aynı caddede yürüyoruz. Sonunda solumuzda kalan “Ali Fakih Camiine ulaşıyoruz. Caddenin sol tarafında Havacı Şinasi Sokağının köşesinde bahçe duvarına yaslı güzel bir çeşme görüyoruz. Çeşme, çeşmenin bulunduğu avlu ve bina yeni restore edilmiş. Hacı Beşirağa Erkek Kuran Kursu olarak hizmet vermektedir. Çeşme üzerinde 7 satır 2 sütun kitabesi bulunmaktadır. Çeşmenin adı Kur’an Kursuna da ismini veren Hacı Beşirağa Çeşmesi olarak biliniyor. Üzerinde yer alan inşa kitabesine göre yapı H.1150 / M.1737-1738 yıllarında Hacı Beşir Ağa tarafından yaptırılmıştır. Kaynak: www.kulturenvanteri.com

Yapının kitabe metnini Şair Yumni yazmıştır
Kitabe
Pâdişah-ı bahr-u ber hâkân-ı kerrûbi seyr
Hazret-i sultan-ı Mahmud-ı mekarimi’ttisaf

Saye-i hıfzında ol şah-ı adalet-güster
Kişver-i âlemden oldu mün’adim ehli hilaf

Ol şahın Darü’s-saâde Ağasın hak eylemiş
Mai-li asar-ı hayr-u talib nehrü afaf

Hazret-i Hacı Beşir Ağa-yı Ekrem kim ânın
Bahr-u cudundan ider misvare-i alem itiraf

Sain-i meşgul ide Mevla-ki minnet eyleyüb
İtdi bu nev çeşmeye bir mekteb-i âli muzaf

Tarhını seyreylese kendü kusurun sû-be-sû
Eyler … bâki kasr-ı hûri itiraf

Yûmniyâ davet idüb atşana tarihin didim
Nûrdur bu çeşme-i dil-cûya gel iç ma-i saf
1150
Kaynak: www.kulturenvanteri.com

Camii girişi üzerinde 1475 Ali Fakih Camii yazıyor. Avlusunda caminin banisi Ali Fatih Efendinin kabri mevcuttur. Cami hakkındaki bilgileri tabeladan okuyalım: “Fatih Sultan Mehmed’in çobanbaşısı, Ni’me’l Ceyşten Ali Fakih tarafından Fatih devrinde yaptırılmıştır. 1893 zelzelesinde yıkılan cami, 1910 yılında Mısırlı hayırsever bir kadın tarafından yeniden yaptırılmışken, 1986’da yıktırılıp eski temelleri üzerine yeniden inşa edilmiştir. Kare planlı, kesme taş-tuğla örgülü caminin minare kaidesi eski binadan kalmadır. Banisi burada medfundur.” Cami yine kapalıydı. Camdan içerisini fotoğrafladık. Cami girişinde etrafı çerçevelenmiş olan 1284 tarihli bir hüsni hat yazısını görüyoruz. Ali Fakih Caddesinde ilerlemeye devam ediyoruz. Sokağın sonunda küçük bir meydana Sümbül Efendi Meydanına çıkıyoruz. Ali Fakif Caddesi soldan devam ediyor. Biz sağdaki Koca Mustafapaşa Medresesi Sokağına dönüyoruz. Sağımızda Nuh Efendi Medresesi Haziresi yer alıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski dönemlerde İstanbul Hazireleri üst başlığı altında kabirleri onarmış ve tek tip tabela yaptırmış. Emeği geçenlere teşekkürler. Nuh Efendi Medresesi Haziresi tabelasında: “Hazire 18.yüzyıl başlarında inşa edilmiş ancak günümüze gelememiş Nuh Efendi Medresesi’ne aittir. Medresenin banisi Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa’nın babası, saray hekimi Nuh efendidir. 18. ve 19.yüzyıllarda çok sayıda şahsiyetin defnedildiği hazirede, 1115 /1703-4 senesinde vefat etmiş Nuh Efendi de medfundur. Kendisinin yanı sıra ailesinden kardeşi Rukiye Hanım, oğlu “evliya” olarak şöhret bulmuş Yusuf Efendi, torunları …. bu hazireye defnedilmişlerdir.” yazısını okuyoruz.

-SÜMBÜL EFENDİ CAMİİ
-KOCA MUSTAFA PAŞA KÜLLİYESİ
Ayrıntılı Bilgi İçin DİA maddesi (E.T:9.11.2021)

-KOCA MUSTAFA PAŞA İLKOKULU
-KOCA MUSTAFA PAŞA PARKI

Hazirenin hemen bitiminde Koca Mustafa Paşa Külliyesi başlıyor. Külliye daha çok Sümbül Efendi Cami olarak biliniyor. Giriş B kapısında Sümbül Efendi Cami yazısı bulunan kemerli avludan içeri giriyoruz. Camiye daha önce arkadaşlarla birlikte gelmiştik. Cuma günü olduğundan kalabalıktı. Bugün sakin rahatça ziyaret ediyoruz. Cami avlusunda üstü açık mezarlıklar, çeşmeler, kuşların su içmesi için yapılmış yapılar, şadırvan ve atölyeler yer alıyor. Avludaki mezarlardan birisinin tabelasında: “Müslüman olduktan sonra Sıdıka Hatun (sarı Sıdıka) ismini almış Bizans imparatoru
Konstantin’in kızı Katerina’nın burada medfun olduğu rivayet edildiği”
yazmaktadır. Kapalı mekânlarda sandukaların bulunduğu yerlerde Sümbül Efendi, Safiye Sultan vs zatlar medfundur. Kapalı olduğu için içeri giremedik, içerisini camdan fotoğraflayabildik. Caminin iç kısımlarını ziyaret etmeden avluyu geziyorum. Hızlıca A kapısından dışarı çıkıyorum. Tarihi binası olan Koca Mustafa Paşa İlkokulunu fotoğrafladıktan sonra tekrar avludan içeri giriyoruz. Caminin A kapısında Kocamustafapaşa Sümbül Efendi Camii tabelası altında ikinci bir tabelada / kitabede caminin tarihçesini anlatan uzunca metin yer almış. Metinde: “II. Bayezid devri sadrazamlarından ve Ni’me’l-ceyşten Koca Mustafa Paşa tarafından eski bir Bizans yapısı olan Ayios Andreas Manastırının Kilisesinden H.891 / M 1486’da padişah, devlet ricali ve yabancıların katıldığı büyük bir törenle camiye çevrilmiştir. Vakfiyesine göre camii; imaret, medrese, hankah ve mektepten oluşan külliyenin merkezinde yer alır. Gelir sağlamak için ayrıca bir çifte hamam yapılmıştır. Koca Mustafa Paşa Camii, Sünbül Sinan Efendi’nin ismiyle şöhret bulmuştur. Bizans dönemi manastırlarından bugün yalnızca, camiye dönüştürülen kilise binası kalmıştır. Batı-doğu istikametinde uzanan kilisenin batıdaki girişi kapatılmış, kuzey yönüne son cemaat yeri eklenerek girişler buraya alınmıştır…. Cami ve bazı binalar 1766 depreminden sonra tamirat geçirmiş, 1834’te II. Mahmud ve 1847’de Sultan Abdulmecid tarafından tamir ettirilmiş, ayrıca 1950’li  1980’li yıllarda da restorasyon görmüştür. Şehrin önemli dini merkezlerinden biri olan caminin avlusunda Sünbül Efendi, Serasker Rıza paşa, Şeyh Nuredin Efendi, Safiye Hatun Daye Hatun’a ait türbeler ile …. muvakkithane ve türbedar dairesi bulunmaktadır… Bir rivayete göre minare şerefelerinde kandil yakılması adeti ilk defa bu camide başlamıştır. Fatih Müftülüğü Ekim 2000”  Cami kiliseden dönme, güzel bir camii. Renk olarak beyaza ek olarak fıstık yeşili, satı tonlar kullanılmış. Sütunlar dalgalı yeşil mermerlerden yapılmış. Mihrabı yeşilin ve kahverenginin tonlarının kullanıldığı, kalın perde dekoru ile süslenmiş. Değişik. Alışılmış değil. Öğlen namazını eda ettikten sonra, İlkokul yönünde dönüşümüze devam ediyoruz. Çıkışın hemen sağındaki küçük bina Sümbül Efendi Camii Aile Akademisi olarak kullanılıyor. Bina üzerindeki duvarda program ayrıntısının yer aldığı panoyu görüyoruz. Gayretli mü’minlerin olması bizleri sevindiriyor. Okulun önünden devam ediyoruz. Apartmanların arasından bir yeşillik gözümüze çarpıyor. Ortasında havuzu, piknik masaları, bankları bulunan Koca Mustafapaşa Parkını insan yoğunluğundan dolayı fotoğraflamakta zorlanıyoruz.

-ÜÇGÖZLÜ DEDE KABRİ
-HACI KADIN ÇEŞMESİ
-MİHRİŞAH HACI KADIN CAMİİ

Hacı Kadın Caddesi boyunca uzun bir müddet yürüyoruz. Solumuzda bulunan Mehmet Akif İlkokulunu geçiyoruz. Biraz daha ilerledikten sonra sağ tarafımızda küçük bir mezarlık ile karşılaşıyoruz. Üçgözlü Dede Türbesi. Mezarlık korkuluklarına asılmış tabeladan bu zatların Fatih Sultan Mehmed Han zamanında yaşayan gönül erleri olduğunu anlıyoruz. Bu alanda eskiden medrese varmış. Türbede Şeyh Mehmed Efendi ve Hacı Osman Ağa kabirleri bulunmaktadır. Mezarlığın az ilerisinde köşede bir çeşme ve cami gözüküyor. Çeşme yeni onarılmış, üzerinde Çeşmenin ismi Hacı Kadın Çeşmesi olarak yazıyor. Yazının altında besmele yazısı bulunurken, musluğun her iki yanında selvi ağaçları resmedilmiş. Çeşmenin onarılması anlamlı olmuş, ancak süslemeler sanki acemice gibi. Caminin avluya giriş kapısında Mihrişah M.1540 yazısı altında ise Hacı Kadın camii yazısını görüyoruz. Caminin avlusunda mezarlıklar yerini almış. Cami duvarındaki asılı tabeladan şunları öğreniyoruz: “İlk İstanbul kadısı, Ni’me’l-ceyşten Hızır Bey tarafından 1527 yılında yaptırılmıştır. “Hızır Bey Mescidi” olarak da anılan camiyi bazı kaynaklarda Vezir İskender Paşa kızı Mihrişah Sultan’ın yaptırdığı zikredilir. İlk haliyle kare planlı olan yapının duvarları moloz taşla örülmüş, ahşap bir çatı ile örtülmüştür. 1968’de betonarme son cemaat yeri ve kadınlar mahfili eklenmiştir. Fatih Müftülüğü Ekim 2000Güzel bir cami. mihrabı ve yan duvarları çinilerle kaplanmış. Hacı Kadın Çeşmesi Sokaktan aşağı doğru iniyoruz. Sağdaki sokağa Pulcu sokağa dönüyoruz. Taş duvarlı içteki binaları pembe boyalı Kiliseyi görüyoruz. Kapısı açık. İçeri bahçeye giriyorum. Sağ tarafta kiliseye ait lojman olduğunu sandığım bir yapı, solumda ise üzerinde jiletli telin bulunduğu etrafı çitlerle çevrilmiş yapılar görüyorum. Bu yapı yukarı da bahsi geçen Ermeni Katolik Kilisesinin Pulcu Sokak tarafı. Tam içeriden çıkarken sucu ile karşılaştım. Burasının kilise olduğunu söyledi.

-CERRAHPAŞA KÜTÜPHANESİ
-ESEKAPI ÇEŞMESİ (AHMET AĞA ÇEŞMESİ)
ESEKAPI MESCİDİ hakkında ayrıntılı bilgi için
DİA bakınız. (E.T.10.11.2021).

Aracımıza nihayet ulaşıyoruz. Telefonunun şarjı bitti bitecek. Ayaklarımızda derman kalmadı. Araçla geldiğimiz yoldan geri dönmek üzere hareket ediyorum. Ancak turumuzu tamamlamak adına gelirken gördüğümüz camileri geçmek istemiyoruz. Eşimin ve Zeyneb’in artık dayanacak halleri yok. Aracı uygun bir yere park ederek hızlıca etrafımdaki yapıları dolaşıyorum. Fatih Belediyesi Cerrahpaşa Kütüphanesini fotoğrafladıktan sonra hemen yanında bulunan mescide yöneliyorum. Yeni restore edildiği belli olan Esekapı Mescidinin avlu giriş kapısının sağında çeşme bulunmaktadır. Çeşmenin üzerinde 4 satır 2 sütun kitabesi göz dolduruyor. (Kitabede ne yazdığını merak edenler linke bakabilir.) Bu çeşme Ahmet Ağa Çeşmesidir ki, Esekapı Çeşmesi olarak da bilinir. (Ayrıntılı Bilgi İçin bakınız E.T: 9.11.2021) Mescidden içeriye girdiğimde avlunun çimle kaplı olduğunu, çimlerin üzerinde bazı kalıntıların teşhir edildiğini görüyorsunuz. Bahçenin ortasından taş döşeli yoldan geçerek mescide ulaşıyorsunuz. Mescidin son cemaat yeri altı ahşap direk üzerine… Cami içi uzunlamasına. Pencere kısmı orijinal haliyle bırakılmış sıvanmamış, yüksek kemerli bir yapısı var. Güzel, temiz bir mescid. (Esekapı Mescidi ayrıntılı bilgi için Diyanet İslam Ansiklopedisi erişim tarihi 10.11.2021)

-HEKİMOĞLU ALİ PAŞA ÇEŞMESİ
-HEKİMOĞLU ALİ PAŞA CAMİİ VE KÜLLİYESİ
Ayrıntılı Bilgi için DİA bakınız (E.T:10.11.2021)

-ALTIMERMER PANAYİA RUM ORTODOKS KİLİSESİ

Esekapı Sokaktan Hekimoğlu Ali Paşa Camii’ne doğru ilerliyoruz. Sağımızda restorasyonu yapılmış binalar, solumuzda ise caminin duvarında bir çeşme görüyoruz. Çeşmenin musluğu ve herhangi bir kitabesi bulunmamaktadır. Çeşme, cami duvarına bitişik olduğundan aynı adla anıldığını tahmin ediyoruz. Sebilin önünden uzunlamasına ana kapı uzamında fotoğraf çektik. Acele ettiğimizden dıştan türbenin bitiminde üzerinde kitabesi bulunan bir çeşme daha bulunmaktadır. Ancak biz çeşmeyi yakından çekemedik. Sol tarafımızda bulunan kapıdan avluya giriş yapıyoruz. Sağımızda caminin banisininde medfun olduğu türbe bulunmaktadır. Ayrıca
avluda çok sayıda kabir bulunmaktadır. Cami yüksekçe,. 7-8 basamakla çıkılıyor. Ana giriş kapısı, kapının üzerindeki yapı ile değişik bir görüntü veriyor. Giriş kapısının üzerindeki bina “Uygulamalı Türk-İslam Sanatları Kütüphanesi” olarak hizmet vermektedir. Ana kapıdan tekrar dışarı çıkıp fotoğraf çekiyorum. Kapının kemerinin üzerinde 3 sütun 4 satır kitabe bulunmaktadır. Kapının sağında Hekimoğlu Ali Paşa Camii ve Külliyesi hakkında bilgi verilen tabelada hakkında özetle şunlar yazıyordu: “Banisi Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa’dır. Yazılanlara göre 1735’te hizmete girmiştir. Külliyede, camii, kütüphane, sebil, çeşme, şadırvan ve tekke yapıları bulunmaktadır. Mimarı Çuhadar Ömer Ağa ile Hacı Mustafa’dır. Caminin  esas girişi, ağı konsollar üzerinde biraz dışarı taşan kütüphanenin altındandır… Caminin esas girişi dışında iki girişi daha vardır…  Hekimoğlu Ali  Paşa’nın türbesi tromplu iki kubbe ile örtülü bir dikdörtgen olarak tasarlanmıştır… Caminin sebili, Lale Devri bezemesini en olgun tasarımıyla temsil eden yapılardan biridir. Bu kubbeli sebilin geç rokoko karakterli, gerilimli bir desenle tasarlanmış bronz parmaklıkları, 18.yy sebil şebekeleri içinde tektir.” Başka bir tabeladan edindiğimiz ek bilgilere göre; cami İstanbul’un yedi tepesi üzerinde bulunur. Caminin iç kısmı çok güzel yüksekçe ferah bir yapı. Mihrabı çok zarif, çinileri Tekfur Sarayı ve Kütahya’dan getirtilmiş. İlk cemaat yerinin sağında Kâbe tasvirli çini pano dikkat çekiyor. Mihrabın Kubbe sitemi ana kubbe etrafında 6 küçük kubbe ile çevrelenmiş. Caminin içerisinden bol bol fotoğraf çekip caminin üçüncü kapısına kadar uzanıyorum. Cami avlusuna dönüp Ana giriş kapısından dışarı çıkıyorum. Şarj bitmek üzere. yine iyi dayandı. Arabaya doğru ilerlerken bir kilise görüyorum. Caminin karşısında caddenin diğer yanında. Kilisenin kapısı açık. Kapıdan girdiğimizde dikdörtgen gibi uzayan bakımlı bir bahçe ve sağınızda ise kilise binasını görüyorum. Kilisenin içerisine de girmek istiyorum, ancak şarj bitiyor. Artık fotoğraf çekemiyorum. İçeriden yanlış duymadı isem kilise müziği sesi geliyordu. İçeri girmedim. Tekrar avludan geçerek dış kapıya yöneldim. Aracımıza geldiğimde 30 dakikayı geçmişti. Bugünkü gezimizde çok yol yürüdük ancak çok bereketli oldu. (Hekimoğlu Ali Paşa Camii ve Külliyesi ayrıntılı bilgi için Diyanet İslam Ansiklopedisi ilgili maddesine bakınız Erişim Tarihi:10.11.2021)

EK (20 Kasım 2021)

Hekimoğlu Ali Paşa Parkı caminin hemen bitişiğinde güzel bakımlı bir park. Ayrıca bir önceki gezimizde eksik kalan Hekimoğlu Ali Paşa Cami dış avlu duvarında yer alan aynı isimli çeşme ve hazireye ait fotoğrafları ekledik. Yine o bölgeden geçerken Altımermer Panayia Rum Ortodoks Kilisesinin dıştan farklı açıdan fotoğraflarını ilave ettik.

BAZI SOKAK İSİMLERİ

HANGİ MAHALLELERDEN GEÇTİK?  KOCA MUSTAFA PAŞA, YEDİKULE, SÜMBÜL EFENDİ, CERRAHPAŞA

GEZİ GÜZERGAHI: -AĞA HAMAMI, -SAMATYA ÖZEL ERMENİ ORTAOKULU, -ABDİ ÇELEBİ CAMİİ , -KÜÇÜK PARK, -FATİH BELEDİYESİ MARMARA SEMT KONAĞI, -SURP KEVORK ERMENİ KİLİSESİ, SAMATYA AYA YORGİ RUM ORTODOKS KİLİSESİ VAKFI, -AYA MİNA RUM ORTODOKS KİLİSESİ, -ERMENİ KATOLİK KİLİSESİ,-AYA KONSTANTİNO RUM ORTODOKS KİLİSESİ, -FATİH BELEDİYESİ YEDİKULE ÇOK AMAÇLI SALONU, -UŞŞAKİ CAMİİ VE ÇEŞMESİ -GENÇ AĞA YEŞİL ALANLAR, -RESTORE CAMİİ, -YEDİKULE BURÇ VE SURLARI, -YEDİKULE SUR PARKI, -ALTIPARMAK AHMED BABA KABRİ, -KÜRKÇÜBAŞI HACI HÜSEYİN AĞA CAMİİ, -YEDİKULE KAPISI, -NARLIKAPI ÇEŞMESİ, -KÜÇÜK PARK, -ALT GEÇİT-ÜST GEÇİT MARMARA DENİZİ, -EMRE BELÖZOĞLU PARKI, -İMRAHOR CAMİİ (RESTORE), -MALCI ÇIRAĞI MEHMED PAŞA CAMİİ, -ÇEŞME (HACI BEŞİRAĞA ERKEK KURAN KURSU), -ALİ FAKİH CAMİİ, -NUH EFENDİ MEDRESESİ HAZİRESİ, -SÜMBÜL EFENDİ MEYDANI PARKI , -SÜMBÜL EFENDİ CAMİİ, -KOCA MUSTAFA PAŞA KÜLLİYESİ, -KOCA MUSTAFA PAŞA İLKOKULU, -KOCA MUSTAFA PAŞA PARKI, -ÜÇGÖZLÜ DEDE KABRİ, -HACI KADIN ÇEŞMESİ, -MİHRİŞAH HACI KADIN CAMİİ, -CERRAHPAŞA KÜTÜPHANESİ, -ESEKAPI ÇEŞMESİ (AHMET AĞA ÇEŞMESİ), -ESEKAPI MESCİDİ, -HEKİMOĞLU ALİ PAŞA ÇEŞMESİ, -HEKİMOĞLU ALİ PAŞA CAMİİ VE KÜLLİYESİ, -ALTIMERMER PANAYİA RUM ORTODOKS KİLİSESİ