TAYFUN NASUHBEYOĞLU – ADIM ADIM TARİHİ YARIMADA: SULTANAHMET

Tayfun Nasuhbeyoğlu

24. DURAK 17 Temmuz 2022 PazarSULTANAHMETTayfun NASUHBEYOĞLU

Bugün Sultanahmet bölgesi gezimizi tamamlamak niyetiyle yola çıkıyoruz. Metro ile Veznecilere geliyoruz. Bayezid Meydanından geçerek -tramvay yolu- Sultanahmet yönünde ilerliyoruz. Geçmiş gezilerde yarım kalan Karababa Türbesi Sokağından öncelikle aşağıda kalan sokakları gezerek, Sultanahmet Meydanı ve çevresini -Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi sınırına kadar- ve sonrasında, geri dönüş yolunda sol tarafımda kalan Divanyolu, Yeniçeriler Caddesi üzerinde bulunan tarihi eserleri fotoğraflayarak bu bölgeyi eksik bıraktığımız yerlere rağmen bitirdik.

Sultanahmet gezisi sırasında dikkatimi çeken şimdiye kadar belki en çok gezip gördüğümüz, bölgenin gerek Doğu Roma gerekse Osmanlı Devletinin yönetim merkezi olduğu gerçeği idi. Bu gezimde Osmanlı Devlet binaları ilgimi daha çok çekti. Birde aşağıda ayrıntılarını anlatacağım, Ermeni İncil Kilisesinde yaşlı bir amca ile konuşmam.

Sultanhamet Cami ve etrafındaki eserler genel olarak çok fazla bilindiğinden kısaca isimlerinden bahsederek ve de önlerinde bulunan tabelalardaki bilgileri paylaşmakla yetineceğiz.

-ÇEŞME
-KALİÇECİ HASANAĞA CAMİİ
-CANFEDA HATUN ÇEŞMESİ
-DİVAN-I ALİ CAMİİ (Gedikpaşa Camii)
Canfeda Hatun Çeşmesi
Yapılış Tarihi: H. 1195 / M. 1780-1781
Tamir Tarihi: H. 1264 / M. 1847-1848
İnşa Kitabesi;
Sahibetü’l-hayrât ve’l-hasenât merhûme
Kethüda Cânfedâ Kadın aleyhirrahmeti ve’l-gufrân
Tamir Kitabesi;
Eb’ül-hayrât olan Abdülmecîd Hanı kerîm Mevlâ
Müeyyed kıl makâm-ı şevket-ârâsında peyveste

Ahâlî Enderûn yekser olupdur muhyî-i hayrât
Zamân-ı devletinde köhne evkâf oldu nev-reste

Ki ez-cümle bu çeşme-sâr icrâsı ne hoş oldu
Mukaddem bir içim su bulmaz idi bunda bir haste

Hayât-ı câvidân buldu mahallât cümleten ez-ser
Harâb-âbâd iken maʽmûr edince Şevknihâl Uste

Selâmî geldi bir hâtif dedi cevher gibi târîh
Safâ-yâb ber-bekâ ola sarâyda Hâznedâr Uste

Kaynak: https://kulturenvanteri.com
(E.T.: 24.8.2022)

Bugünün ilk fotoğrafı bir duvar çeşmesi. Çeşme mermerden yapılmış. Çeşmeye ait bir kitabe ve de musluk bulunmuyor. Çeşmenin yapısı kemerli bir yapının içine oturtulmuş .Teknesi sağlam çeşme küçük bir dokunuşla restore edilebilir. Laleliden gelirken Bayezid Tramvay durağının hemen sağında köşedeki Kaliçeci Hasanağa Cami çoğumuzun dikkatini çekmiştir. Yeniçeriler Caddesi ile Gedikpaşa Caddesi köşesinde yer alan Kaliçeci Hasanağa Caminin girişi Yeniçeriler Caddesi üzerinden. Caminin avlusu yok. Caddeye açılan kapıdan girdiğinizde, solda cami girişi, karşısında ise abdesthane yer alıyor. Caminin dış giriş kapısının üzerinde 4 satılık bir kitabe yer almaktadır. Kitabenin sol alt köşesinde 1285 tarihi yer alıyor. Cami 12.40 olmasına rağmen kapalıydı. Camiyi tramvay yolunun karşısına geçerek çeşitli açılardan fotoğraflıyorum. Küçük bir cami. Dıştan 4’ü tramvay yönüne bakan toplam 6 adet yüksek pencereleri bulunmaktadır. iki cephesi binaya bitişik. Gedikpaşa Caddesinden aşağı doğru inerek solda bulunan Gedikpaşa Camii Sokağına giriyoruz. Solda köşede tarihi bir çeşme ve karşısında camiyi görüyoruz. Çeşme, Gedikpaşa Camii Sokağı ile Sucu Baki Sokağı köşesinde yer alıyor. Araştırmalarımızda çeşmenin isminin Canfeda Hatun Çeşmesi olduğunu öğreniyoruz. Yapım tarihi 1195 olan çeşme 1264 yılında Şevkinhal Usta tarafından tamir edilmiştir. Çeşme cephesi oldukça süslü, kitabelerin yanında bir çok sembol bulunmaktadır. Orta kısımda yer alan ayna yapısı yanında yanlarda daha çok lavabo benzeri küçük yapılar bulunuyor. Teknesi sağlam, ortadaki aynanın musluğu bulunmaktadır. Çatının hemen altında ortada güneş motifli rozetin ortasında Abdulmecid’e ait tuğra yer almaktadır. Tuğranın her iki yanında ikişer adet uçları düğümlü kumaş veya perde motifi yer almaktadır. Ne anlama geliyor bilmiyorum. Tuğranın altında ilk iki ve son iki satır tek sütun olmak üzere toplam 7 satırlık tamir kitabesi bulunuyor. Kitabenin dörtbir köşesinde kabartma hilal ve yıldız resmedilmiş. İnşa kitabesi ise Sucu Baki Sokağına bakan sol üst köşede yer alıyor. 2 satırlık kitabenin altında 1195 tarihi not düşülmüş. Çeşmenin iki cephesi binalara bitişik. Yapısı küpten biraz farklı olarak Dikdörtgen prizmaya benziyor. Çeşmenin karşısında Divan-ı Ali Cami yer alıyor. Cami Gedikpaşa Camii olarak ta biliniyor. Caminin avlu giriş kapısı üzerinde 3 satır, 2 sütundan oluşan deforme olmuş kitabesi bulunuyor. Kitabenin sol alt köşesinde zor da olsa 1285 tarihini okuyoruz. Avlu giriş kapısının sol tarafında bulunan tabeladan cami hakkında bilgi ediniyoruz: “Kurucusu Divan Katibi Ali Efendi’dir. Gedikpaşa Hamamı yakınında olduğu için Gedikpaşa Camii de denilmektedir. Kagir duvarlı ve üzeri kiremit çatıyla örtülü yapının pencereleri ince, uzun ve yuvarlak kemerlidir. Ahşap minber 19.yüzyıldan kalmadır. Geç dönem süsleme özelliklerini yansıtan minberin köşk kısmı, dört sütunun taşıdığı barok mimari tarzda kemerli ve sivri külahlıdır.” Cami açıktı. Küçük bir avludan geçerek camiye giriyoruz. Oldukça sade güzel bir cami. Minberi koyu kahve renkli oldukça sade. Birçok küçük camide olduğu gibi tadilatlar geçirdiğinden orijinalliğinden eser kalmamış.

-TARİHİ GEDİK AHMETPAŞA HAMAMI
-MİMAR HAYRETTİN MAHALLE MUHTALIĞI
-ERMENİ İNCİL KİLİSESİ (Evangelist Kilise)

Gedikpaşa Caddesinden yokuş aşağı iniyoruz. Sol tarafımızda tarihi Gedik Ahmet paşa Hamamı karşımıza çıkıyor. Hamamın hemen bitişiğinde Mimar Hayrettin Mahalle Muhtarlığı bulunuyor. Mahalle muhtarlığının tam karşısında bahçe içerisinde Ermeni İncil Kilisesi’nin arka cephesi görülüyor. Gri ve kiremit rengi tonlarının hakim olduğu sade bir kilise. Kiliseye girmek için giriş kapısına doğru yol alıyorum. Sağımda bulunan Kilisenin köşesindeki Kafesli Çadır Sokağına yine sağa dönüyorum. Kilise bahçe duvarı bitiminde tekrar sağa Bali Paşa Yokuşuna dönerek yokuş yukarı birkaç adım attıktan sonra girişe geliyorum. Kilise açıktı ve de hareketli idi. Kilisenin iç giriş kapısının üzerinde Gdikpaşa Ermeni İncil Kilisesi (Gedikpasha Armenian Evangelical Church) yazısındaki “Evanjelist ifadesi ilgimi çekti. Evanjelist veya evangelist müjdeci anlamına geliyor. Kilisenin ikinci iç kapısını da geçtikten sonra oldukça sade bir salonda, Sahne arka fonda büyükçe bir haç bulunuyordu. Sahne de ise müzisyenler için hazırlanmış sahne düzeni yer alıyordu. Kilise oturma sıralarında 15 – 20 kadar kişi bulunuyordu. Tek bir fotoğraf çekebildim, kişileri rahatsız etmemek için çıktım. Kiliseyi farklı açılardan fotoğrafladım. Kilisenin üst katı nasıldır bilmiyorum. Ancak giriş katta hiçbir resim veya figür ve de mum alanı bulunmuyordu. Farklı bir anlayış olduğu belli idi. Tam çıkacakken girişte küçük bir masa da oturan saçları oldukça ağarmış yaşlı bir kişiye bu merakımı aktardım. Kilise hakkında sorular sordum. Yaşlı amca birçok şey anlattı. Zamanında Gümüşhane’de elektrik hattı döşeyen birimde çalıştığından bile bahsetti. Bir kaç ek soru sorduğumda rahatsız olarak konuşmamaya başladı. Ben de soru sormadan, araya girmeden dinlemeye çalıştım. Bir çok hurafe ve modern batıl inançların etkisinin olduğunu gördüm. Cin çıkarma konusundan bahsetti. Tam o arada kendisinin vaiz olduğunu düşündüğüm 40 yaşlarında bir adamın, genç bir hanımla hararetli bazen ses tonunun artığı bir tarzda konuşmasına / tartışmasına şahit oldum. Benim konuştuğum yaşlı amca ikide bir susmalarını, -belki benim orada olmam dolayısıyla- tartışmanın yerinin burası olmadığı sözlü ve de işaretle anlatmaya çalıştı. Yaşlı amca buraya gelenlerin çoğunun Müslüman olduğu da ifade etti. Ne kadar doğru bilinmez. Amca ikide bir Kur’an-ı defalarca okuduğunu hiçbirini diğerini tutmadığını, bazı hükümlerin eleştirisini yaptı. o arada masanın çekmecesinden hazırda tutuyor imajını verdiği Kur’an-ı Kerimleri çıkararak okuduğunu ispat etmeye çalıştı. Velhasıl bilinçsiz Müslüman gençlerin aklını çeşitli sorularla bulandırmak çaba sarf eden bir gurup. Dünyada bir çok ülkede bu akım çalışmalarını sürdürüyor. Yaşlı amca sustu. Konuşmak istemediğini anladığımda oradan ayrıldım.

-FUAD PAŞA CAMİ
-KEÇECİZADE FUAD PAŞA HAZİRESİ
-KEÇECİZADE FUAD PAŞA VE FATMA SULTAN TÜRBESİ

Bu kez Balipaşa Yokuşundan aşağı doğru inerek yoluma devam ettim. Birçok sokağa girip çıktım. Bazen geçen haftalardaki geçtiğim yerlere ulaştık. Hatta bazı sokaklarda film seti kurulmuştu. Bir çok karavan gördük. Merak edipte hangi film seti olduğu sormadım. Eski, yeni ve harap birçok binanın önünden geçerek tekrar Gedikpaşa Camii Sokağına ulaştık. Fotoğraf çekmeden ve başka bir sokağa sapmadan 5-6 dakika aynı sokakta devam ettim. Sokağın sonu Peykhane Caddesine çıkıyor. Sağa dönerek Peykhane Caddesinden aşağı doğru iniyorum. Sağ tarafımda Peykhane il Piyer Loti Caddesinin köşesinde İl Sağlık Müdürlüğü binası bulunuyor. Piyer Loti Caddesini geçerek Peykhane Caddesinde aşağı yönlü devam ediyoruz. Sol tarafımda Peykhane ile Klodfarer Caddelerinin kesiştiği uçta her iki caddeye de açılan kapısı olan Fuad Paşa Cami ve Haziresi yer almaktadır. Keçecizade Fuad Paşa ve Fatma Sultan Türbeleri ise Kültür ve Turizm Bakanlığınca restore edilmekte olduğundan göremedik. Caminin karşısında (Peykhane cephesinde) KYK Çemberlitaş Yüksek Öğrenim Yurdu yer alıyor. Caminin Klodfarer Caddesi üzerindeki avlu kapısından avluya girdik. Cami az da olsa yol seviyesinin altında kalmış. Kemerli avlu kapısından birkaç basamak ile avluya ulaşılıyor. Avlu giriş kapısının solunda bulunan cami hakkındaki tabelada camiyi yaptıran Fuad Paşa hakkında bilgi verdikten sonra, “Caminin Uzun Şuca Mescidi yıkıntıları üzerine Fuad Paşa tarafından 19.yüzyılda sekiz köşe olarak yaptırılmıştır. Kagir yapılı, tek kubbeli ve sekiz köşeli olan cami 100 m2 lik bir alana sahiptir. Cami içerisindeki bir levhada mescidin Fatih’in Şatırı Uzun Şucaya ait olduğu, Fuad Paşanın Debboyhane Camii mihrabı önünde medfun bulunduğu belirtilmiştir. Levha öce meşhur hattat Ebubekir Raşit, sonra bozulunca da Hattat Mehmet Salih ve en son Hattat Bekir Efendi tarafından yazılmıştır. Gövdenin ortasında yıldız motifli bir süs kuşak vardır.” bilgisi yer almaktadır. Cami duvarları ve kubbesi oldukça yoğun bir şekilde güzel desenlerle işlenmiş. Pencereler oldukça yüksek. Kahverenginin değişik tonları ağırlıkta olmak üzere mavi ve sarının değişik tonları da çokça kullanılmış. Caminin köşede geniş bir haziresi bulunuyor. Hazirenin girişinde yer alan tabelada Keçecizade Fuad Paşa Haziresi yazmaktadır. Tabelada yazılanlara göre burada “1453’te İstanbul’un fethine katılan Ni’me’l Ceyş askerlerinden Fatih Sultan Mehmed’in şâtırı Uzun Şücaeddin yatmaktadır. Fuad Paşa Cami bulunduğu yerde daha önce Uzunca Şuca Mescidi bulunmakta idi. Çeşitli meslek guruplarından zatların defnedildiği hazirede 1277 / 1861 senesinde vefat etmiş Hattat Mehmet Şükrü Efendi’nin de kabri bulunmaktadır.” Cümlede geçen Şâtır kelimesini merak ederek lügatimden baktık. Şâtırın bir anlamı da: “Pâdişâhın maiyetinde bulunan merâsim ve alaylarda peykler gibi atının yanında yürüyen görevliler sınıfına mensup kimse” (Kaynak: http://lugatim.com E.T: 24.8.2022)

-HATİCE KADIN ÇEŞMESİ
-MARMARA ÜNİVERSİTESİ
REKTÖRLÜK
-DOĞU TÜRKİSTAN SOKAĞI
-SULTANAHMET SUPHİ PAŞA MTAL
-GÜNGÖRMEZ MESCİDİ
(Kağnı Mescidi)
GÜNGÖRMEZ ÇEŞMESİ VE SEBİLİ
(Restore Bekliyor)
-SULTAN AHMET KÜLLİYESİ
TONOZLU GEÇİT
Hatice Kadın Çeşmesi
Yapılış Tarih: H.1193 / M.1779 – 1780
Kitabesi;
Bu çeşme-i zemzem-âsâ mahz-ı ayn-ı rahmet-i Hakdır  
Ki Mektûbî Emin Efendi rûhıyçün olup icrâ

Kemâl-i şefkatinden bu mahalde mâderi anın
Hatice Kadın etdi sarf-ı Tayyib-i mâl ile ihyâ 

Hudâ banisini hem oğlunu cennetde cem’itsün 
İkisin dahi âb-ı Kevser ile eyleyüb irvâ

Bu hayre Behçeti çok hizmet itdi hem didi târih
Suyun buldu yerinde âb-ı dil-cû çeşme-i ra’nâ

Kaynak: https://kulturenvanteri.com
(E.T.: 24.8.2022)

Fuad Paşa Camiinden çıktıktan sonra tekrar Peykhane Caddesinde aşağı yönlü yürümeye başladık. Biraz ilerledikten sonra sol tarafımda köşede çeşme dikkatimizi çekiyor (Peykhane Cad – Babayani Sokağı). Üç cepheli, kesme taştan yapılan çeşmenin 4 satır, 2 sütun kitabesi bulunuyor. Kitabenin son satırında 1193 tarihi göze çarpıyor. Yeni restore edilmişe benzeyen çeşmenin musluğu bulunuyor. Araştırmalarımız sonucu çeşmenin isminin Hatice Kadın Çeşmesi olduğunu öğreniyoruz. Hatice Kadın ölen oğlu hayrına yaptırmış çeşmeyi. Çeşmenin olduğu Babayani sokakta İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu yer alıyor. Çeşme ile birlikte Peykhane Caddesi son a eriyor. Sokak Üçler Sokak olarak devam ediyor. Üçler sokakta biraz ileride sol köşede etrafı tahtalarla çevrelenmiş 3 katlı bina onarılmayı bekliyor (Üçler – Aynalı Çeşme). Tam da bu köşeden binaların arasından Sultan Ahmet Camii ve Dikilitaş görülüyor. Üçler Sokakta sağa Aynalı Çeşme Sokağına, oradan da sola sönerek Dizdariye Çeşmesine, oradan da yine sola dönerek Şehit Mehmet Paşa Yokuşu Sokağından tekrar Üçler Sokağına çıkıyoruz. Marmara Üniversitesi Rektörlük binası meydanın bir ucunda bulunuyor. Bina halen restorasyon sürecinde. Sultan Ahmet Meydanı olarak bildiğimiz, dikilitaşların bulunduğu meydan tarihte At Meydanı olarak isimlendirilmiş. Rektörlük Binasının hemen bitiminde tek direk 3 sokak tabelası. Birisi At Meydanı Caddesi meydanı gösteriyor. Diğer ikisi Tavukhane ve Nakilbend Sokağı. Biz meydana uğramadan Sultan Ahmet Caminin bir alt sokağından etrafını dolaşmak üzere Tavukhane Sokağına giriyoruz. Sokağın başında köşede İsa Yusuf Alptekin Parkı yazısını görüyoruz. Sokağın sağ tarafı Doğu Türkistan davası ve önde gelenlerin isimlerinin yer aldığı, sembolik iki katlı rengarenk konak şeklinde duvar oluşturulmuş. İsimlerin yanı sıra doğu Türkistan ve Türkiye bayrakları ile güzel bir ortam oluşmuş. Doğu Türkistan’ın özgürlüğüne kavuşacağı görmek duasıyla sola kıvrılan sokakta ilerliyoruz. Sokakta onarılmayı bekleyen güzel apartmanlar bulunuyor. Biraz ilerledikten sonra sağ tarafımızda Sultan Ahmet Suphi Paşa MTA Lisesinin önünden geçiyoruz. Okul bahçesinin bitiminde, solda köşede onarımı devam eden tarihimize yeniden kazandırılan bir cami görüyoruz. Araştırmalarımızda caminin çok eskiden çekilmiş fotoğrafına rastlıyoruz. Daha sonra zamanla harabe haline gelmiş. Tekrar ayağa kaldırılıyor Güngörmez Mescidi. Diğer adı Kağnı Mescididir. Mescid 1465 yılında Fatih Sultan Mehmed’in Kağnıcıbaşı tarafından yaptırılmıştır. Eski fotoğraflarda caminin hemen yanında iki adet çeşme ve iki bu çeşme arasında bir sebil göze çarpıyor. Çeşme ve sebilin mescidin adıyla anıldığını düşünerek Güngörmez Çeşmesi ve Sebili diyoruz. Etrafı çevreli olduğundan çeşmeleri göremedik. Ancak eski fotoğraflar ve Google Earth’da gözüküyordu. Eski dememe bakmayın restorasyona başlayalı en fazla 2 yıl olmuştur. Onarılan cami ile Sultan Ahmet Camii minareleri güzel bir görüntü oluşturuyor. Caminin hemen yanında uzunca bir taş geçit bulunuyor. Geçidin önünde otopark tabelasından yolun sonunun otoparka açıldığını anlıyoruz. Geçit, Sultan Ahmet Külliyesi Tonozlu Geçit olarak anılıyor.

-İSKENDERPAŞA KIZ KURAN KURSU
-ARASTA BAZAAR
-ARASTA HAMAMI (Harabe)
-MÜLKİYE BAYTAR MEKTEBİ ALİSİ
-AZİZ EFENDİ TEKKESİ DUVAR ÇEŞMESİ
-İSİMSİZ ÇEŞME (Restore Bekliyor)
-AZİZ EFENDİ TEKKESİ
Aziz Efendi Tekkesi
Kitabesi;
Muktedâ-yı ins ü cândır Seyyid Ahmed er-Rufâʻî
Mültecâ-yı kudsiyândır Seyyid Ahmed er-Rufâʻî

Arş-pâye ferş-sâye mâlik-i mülk-i butûn
Kutb-ı aktâb-ı zamândır Seyyid Ahmed er-Rufa’i

Yeter hem burc-ı hakîkat sâhib-i âlî-tarîk
Feyz-fermâ-yı cihândır Seyyid Ahmed er-Rufâʻî

Hâk-i pâyi akdes-i kühlü’l-uyûn-ı sâlikân
Nûr-ı çeşm-i âşıkândır Seyyid Ahmed er-Rufâʻî

Vâkıf-ı sırr-ı Hudâ ârif-i deryâ-yı ışk
Ayn-ı zerkadan nişândır Seyyid Ahmed er-Rufâʻî

Feyz-i nutk-ı rûh-ı bahâdan hayât-ı maʻnevî
Âlem-i ecsâda cândır Seyyid Ahmed er-Rufâʻî

Ayn-ı hane-kâr-ı velâyet şems-i kevn-i ihtida
Mülk-i feyz-i câvidândır Seyyid Ahmed er-Rufâʻî

İntizâm-ı kişver irşâd-ı mahsûs zâtına
Mehdî-i sâhib-zamândır Seyyid Ahmed er-Rufâʻî

Derûnî arz eyle ol-gâh-ı sultân-ı âlem
Hâdim-i bî-çâre-gândır Seyyid Ahmed er-Rufâʻî

Kaynak: https://kulturenvanteri.com
(E.T.: 24.8.2022)

Caminin karşısında iki büyük bir küçük kubbesi olan yapı göze çarpıyor. Yapı halen İskenderpaşa Kuran Kursu olarak hizmet veriyor. Tarihi yapı Arasta Çarşı Sokak ile Küçük Ayasofya Caddesi arasında yer alıyor. Arasta Çarşı sokaktan geçerek turistik hediyelik eşyaların satıldığı Arasta Baazar’a ulaşıyoruz. Ancak çarşının sonuna kadar ilerlemeden girişten fotoğraflamakla yetiniyoruz. Arasta Bazaar girişi önündeki yol bir caddenin başlangıcı, bir sokağın bitim noktası. Küçük Ayasofya Caddesinin başlangıcı olan noktadan Torun Sokağa giriyoruz. Cadde ile sokağın kesiştiği köşede tarihi kalıntılara rastlıyoruz. Ne olduğunu merak ediyoruz. Araştırmalarımızda kalıntıların Arasta Hamamına ait olduğunu öğreniyoruz. Tekrar canlandırılabilir. Arasta Hamamı. Torun Sokakta ilerlemeye devam ediyoruz. Sağ tarafımızda harabenin hemen bitişiğinde avlu duvarı başlayan, tam sağa dönüşte kemerli, yüksek avlu kapısı bulunan yapıyı görüyoruz. Kapının üzerindeki Osmanlıca tabeladan “Mektebi Baytari Mektebi Aliyesi” yazını okuyoruz. Tabelanın sol alt köşesinde 1319 tarihi not düşülmüş (1901 – 1902). Sol tarafımızda Mozaik Müzesi ve bahçesi, sağ tarafımızda ise Mektebin avlu duvarı bulunuyor. Avlu duvarının bitiminde mektep binası müştemilatı olarak 3 katlı kule benzeri yapı bulunuyor, bahçe duvarına yaslı olarak. Araştırmalarımıza göre avlunun bu kısmında Tunuslu Hayreddin Paşa Konağı bulunuyormuş. Konak iki katlı. Tabi ki dışarıdan yakın mesafeden konak gözükmüyor. Halka açık gezilebiliyor mu bilmiyorum. Fotoğraflardan görüldüğü kadarıyla bahçesi ve manzarası çok güzel. Not olarak düşmüş olalım. Yukarıda 3 katlı kule benzeri yapıdan bahsetmiştik. Bu noktada bahçe duvarının yola bakan cephesinde üstü çatı ile kapatılmış, bir duvar çeşmesi bulunuyor. Araştırmalarımızda çeşmenin isminin hemen yanında bulunan tekkeden mülhem Aziz Efendi Tekkesi Duvar Çeşmesi olduğu anlaşılıyor. Teknesi yol seviyesinin altında kalmış çeşmenin, musluğu bulunmuyor. Çeşmenin hemen yanında restore edilmiş avlu duvarında duvar çeşmesi formatında üstü açık, bir çeşme daha gördük. Ancak çeşmenin sadece musluk yeri ve yol seviyesinde teknesi bulunuyor. Bu oluşumları görmesek sanki kemerli pencere gibi gözüküyor. Yine, çeşmenin birkaç adım ötesinde önü sacla çevrilmiş, önce çeşme olduğunu zannettiğim yapının Aziz Efendi Tekkesi olduğunu öğreniyoruz. Kitabe avlu kapısı zannettiğim kapının üzerinde yer alıyor. Tekke binası aynı isimli çeşmenin de bulunduğu yapımıdır, yoksa yapıdan geriye duvar mı kalmış, bilmiyorum. Kitabesi, 9 satır, 2 sütunluk uzun bir kitabe. Beytin ikinci satırı kafiyeli bir şekilde Seyyid Ahmed er-Rufâ’i sözcükleri ile bitiyor.

-TARİHİ YAPI (STK)
-MUSLU AĞA ÇEŞMESİ
(Restore Bekliyor)
-NAKŞIDİL VALİDE SULTAN ÇEŞMESİ (3’LÜ)
-DERSAADET CİNAYET TEVKİFHANESİ
Muslu Ağa Çeşmesi
Yapılış Tarihi: H. 1077 / M. 1666-1667
Kitabesi;
Hazret-i Ağa-yı Dârü’s-saltanât
Yani Muslu Ağa ol ferhunde zât

Bende-i cûd u sehâsı hâs ü âm
Garka-i bahr-i atâsı kâinât

Çeşme bünyâd eyledi Allâh içün
Tâzelendi çâr-rükn ü şeş-cihât

Hayr-ı cârîdir olan bî-şâyibe
Yevm-i ukbâ bâis-i fevz [ü] necât

Devletinde Nâliyâ târîhdir
Geldi akdı çeşme-i ayn-ı hayât

Kaynak: https://kulturenvanteri.com (E.T.: 29.8.2022)

Nakşıdil Valide Sultan Çeşmesi

Yapılış Tarihi: H.1203 / M.1788
Sağ kısım kitabesi;
Ayn-ı reʽfet menbaʽ-ı eltâf Han Abdülhamîd
Feyz-i eyyâmında cârî resm-i ihsân ü nevâl
Perde-pûş-ı ismeti Nakşî kadın hazretleri
Mâder-i şehzâde-i Sultân Mahmûdü’l-hisâl
Orta kısım kitabesi;
Dâr-ı hayyâtını gördü âb yok yüksük kadar
Teşnelikden sâhası pejmürde çün huşk-misâl
Su deyü sükkânı iğneyle kuyu kazmak gibi
Oldular usret çekip bir çırpıdan hep bî-mecâl
Çeşme-sâr edip binâ rûh-ı Hüseyni kıldı şâd
Fîsebîlillâh bast etdi nice mâl ü menâl
Âb-ı sîmînin gören seyyâl zerrîn lûleden
Altın olukdan su dünyâsı çıkar eyler hayâl
Sol kısım kitabesi;
Katresince iki âlemde verip ecr-i cezîl
Tâ ebed katʽ etmeye hayr ü sevâbın Zü’l-Celâl
Su gibi târîhin icrâ kıldı atşâna Münîb
Çeşme-i Nakşî Kadın’dan gel gel iç âb-ı zülâl

Kaynak: https://kulturenvanteri.com (E.T.: 31.8.2022)

Torun Sokağında devam ediyoruz Sonra sağımda sırasıyla İspark ve Hotel binasına rastlıyoruz. Hotel binasından sonra mozaik müzesi sınırı bittiğinden sol taraf genişliyor. Hotel binasının yanında kemerli bir avlu kapısı dikkati çekiyor. Kapıdan içeri avluya giriyoruz. Buradaki tarihi yapı bir STK tarafından kullanılıyor. Bu bölgeden değişik açılardan Sultan Ahmet Camiinin silueti çok güzel görünüyor. Bol bol fotoğraf çekiyoruz. Torun Sokağında yürümeye devam. 20-30 metre sonra yeni bir çeşme ile daha karşılaşıyoruz. Bu sokaktaki 4. çeşme. Ancak bu çeşmenin de restorasyona ihtiyacı olsa da formunu korumuş. Çeşmenin 4 satır, 3 sütun kitabesinde 1077 tarihi not düşülmüş. Bu tarih 1666 – 1667 tarihine denk geliyor. Araştırmalarımızda çeşmenin adının Muslu Ağa Çeşmesi olduğunu öğreniyoruz. Sultan Ahmet Camii yapımından yaklaşık 50 yıl sonra yapılmış. Çeşme, duvar çeşmesi formatında kesme taştan yapılmış, aynanın iki yanında dışarı çıkıntısı olan iki sütun bulunuyor. Çeşmeden sonra sağ tarafımızda 2-3 katlı binalar başlıyor. Sol tarafımızda Arasta Bazaar’ın diğer girişi bulunuyor. Bir kaç sokak dolaştıktan sonra kendimizi Tevkifhane Sokak ile Kutlugün Sokağının kesiştiği köşede yer alan büyükçe bir yapının önünde buluyoruz. Binanın köşesinde ortadaki geniş ve klasik tekneli, yanlardakiler ise lavabo misali 3 cephesi bulunan çeşmeler dikkatimizi çekiyor. Çeşmeye ismini veren Nakşıdil Valide Sultan II. Mahmud’un annesidir. Nakşıdil Valide Sultan Çeşmesi, tamamıyla mermerden yapılmış. Her bir çeşmenin üzerinde sağ ve soldakinde 4 satır 1 sütun, ortadaki geniş olanda ise 2 sütun 4 satır kitabesi yer alıyor. Yüzümüzü çeşmeye döndüğümüzde soldaki kitabede 1202 tarihi görülüyor. Bu da 1787/1788 yıllarına tekabül ediyor. Ancak bazı kaynaklarda 1203 tarihi verilmiş. Kitabede gözüken 1202, ancak “3” ün bir dişi düşmüşse onu bilemiyorum. Çeşmelerin muslukları ve de musluk yerleri bulunmuyor. Su Vakfı sitesinde çeşmeye ait şu bilgiler de verilmiş: “Ayna taşları düzdür ve birbirinden mermer sütunlarla ayrılmıştır. Sütun başlıkları üzerinden geçen düz bir korniş ile biraz daha yukarıdaki ikincisi arasına Antepli Şair ve Müderris Münib Mehmed Efendi’nin sekiz beyitlik kitabesi yerleştirilmiştir. Çeşmeyi geniş bir ahşap saçak üzerinde kurşun kaplı basık bir kubbe korumaktadır.” Çeşmenin  yaslandığı bina yeni restore edilmiş, şimdilerde otel olarak kullanılan Dersaadet Cinayet Tevkifhanesi. Bu yazı otelin giriş kapısının üzerinde Osmanlıca olarak yer alıyor. İsminden de anlaşılacağı üzere hapishane. Yazının altında 1337 tarihi okunuyor. Yani 1918 senesinde yapılmış, araştırdığımız kadarıyla da 1969 yılına kadar “amacı doğrultusunda” kullanılmış. 12 Eylül darbesi döneminde kısa süreliğine tekrar “eski günlerine” dönmüş. 1996 senesinden itibaren de otel olarak kullanılmakta imiş. Yakın dönem olunca hikayesi ve buraya uğrayanların bir kısmına aşinayız. Necip Fazıl, Nâzım Hikmet, Aziz Nesin, Kemal Tahir, Çetin Altan, Orhan Kemal gibi bir çok ünlü ismin yolu buradan geçmiş.

-SAHABE-İ KİRAMDAN ABDURRAHMAN ŞAMİ TÜRBESİ
-SAHABE-İ KİRAMDAN ABDURRAHMAN ŞAMİ TEKKESİ
-AYASOFYA HÜRREM SULTAN HAMAMI
-HASEKİ HÜRREM SULTAN ÇEŞMESİ
-AYASOFYA-İ KEBİR CAMİ ÇEVRESİ

Bir çok acıların yaşandığı Tevkifhane binasını sağıma alarak yukarı doğru yürüyüşümüze devam ediyoruz. Tevkifhane Sokağın başlangıcına geldiğimizde köşede, kapısı Kabasakal Caddesine açılan Sahabe-i Kiramdan Abdurrahman Şami Türbesini görüyoruz. Türbe kapısının üzerinde 2 satırlık bir kitabe bulunuyor. Kitabenin altında orta kısımda 1302 senesi yer alıyor
(1884/1885). Kitabe hattat Mehmet İzzet Efendi tarafından yazılmıştır. Kitabede “Mihmandar-ı Hazret-i Peygamber Hazret-i Halid’in Alemdarı Abdurrahman-ı Şami hazretlerinin meşhed-i âlîleri’dir” yazmaktadır. Türbenin kapısı kapalı idi, bu sebeple camdan görülebildiği kadarıyla içerisini fotoğrafladık. İçeride bir sanduka ve sandukaya dayalı Türkçe ve İngilizce çerçeveli iki ayrı pano bulunuyor. Yazılanlara göre; Abdurrahman eş Şami hazretleri, Halid b. Zeyd Ebu Eyyüb el- Ensari hazretlerinin alemdarı / sancaktarı olduğu rivayet edilmektedir. İlk kuşatmada şehit olduğu, bu mekanın daha sonradan yapıldığı da ifade edilmektedir. Bazı sahabelerin Bizans devleti ile anlaşarak şehri dolaştıkları, bu sırada bazılarının saldırıya uğrama ihtimali olduğu belirtiliyor. Muhtemelen XV. veya XVI. yy’da tespit edilen kabirler üzerine yaptırılan türbe, I. Abdulhamid tarafından tamir ettirilmiş. Rıfai tarikatından Şeyh Mehmed Râşid Efendi 1878 yılında türbeye meşihat koydurması suretiyle tekke kurulmuş. Türbenin bitişiğinde 2 katlı Abdurrahman Şami Tekkesi bulunuyor. (Ayrıntılı bilgi için DİB İslam Ansiklopedisinin ABDURRAHMAN ŞÂMÎ TEKKESİ maddesine bakılabilir E.T.:1.9.2022) Tekkenin çapraz karşısında 1556 yılında yapılmış Ayasofya Hürrem Sultan Hamamı bulunuyor. Hamamın bir yüzü Sultan Ahmet Parkına bakıyor. Hamamın parka bakan cephesinde ince uzun, etrafı sarmaşıkla çevrelenmiş güzel bir çeşmeye Haseki Hürrem Sultan Çeşmesine rastlıyoruz. Çeşmenin kitabesi ve musluk yeri bulunmuyor. Süs olarak konulmuş. Bulunduğumuz nokta kartpostallarda en çok gözüken Sultan Ahmet Parkı, Ayasofya Cami ile Sultan Ahmet Cami arası. Bizde farklı açılardan fotoğraf çekiyoruz.

SULTANAHMET PARKI VE AT MEYDANI ETRAFINDA HANGİ YAPILAR BULUNUYOR?

-SULTAN AHMET CAMİİ
-SULTAN I. AHMET TÜRBESİ
-SULTANAHMET MEDRESESİ
-FİRUZAĞA CAMİİ
-ALMAN ÇEŞMESİ
-MEHMET AKİF ERSOY PARKI
-DEFTER HAKANİ NEZARETİ
-İBRAHİM PAŞA SARAYI
(Türk İslam Eserleri Müzesi)
-DİKİLİTAŞ
-YILINLI / BURMALI TAŞ
-ÖRME DİKİLİTAŞ
-MARMARA ÜNİVERSİTESİ
REKTÖRLÜK
-SULTAN AHMET CAMİ VE KÜLLİYESİ
-SULTAN I. AHMET TÜRBESİ
-SULTANAHMET MEDRESESİ
-SULTANAHMET CAMİİ
-SULTAN AHMET SIBYAN MEKTEBİ ÇEŞMESİ

-SULTAN AHMET SIBYAN MEKTEBİ
-HÜNKÂR MAHFİLİ

Sultan Ahmet Parkına bakan sırtını Sultan Ahmet Camiine yaslamış I. Ahmet Türbesi oldukça geniş bir mekanda, işlemeleriyle estetik bir yapı. Türbe, dönemin ünlü mimarı, Mimar Sedefkâr Mehmed Ağa’ya yaptırılmıştır Türbenin önündeki prizma tabelada Sultan I. Ahmet Türbesi hakkında şu bilgileri okuyoruz: “Türbe, Sultanahmet Külliyesi’nin kuzeydoğu köşesinde bulunmaktadır. Duvar ile çevrili olan türbenin arkasında bir darülkurra, revakların önündeki köşede daha önce sebil olan ve XIX. yüzyılda muvakkithaneye dönüştürülen, günümüzde Türbeler Müzesi Müdürlüğü olarak kullanılan bir yapı bulunmaktadır. Türbenin  yapımına Sultan I. Ahmed’in 1617’de ölümünden sonra Sultan I.  Mustafa döneminde 1617- 18 yıllarından başlanmış Sultan II. Osman döneminde 1619’da tamamlanmıştır. Türbede Sultan I. Ahmet, oğulları, II. Osman, IV. Murad, Kösem Valide Sultan (Mahpeyker Sultan) ve bu padişahların kızları ile oğulları medfundur.” Avlu giriş kapısının sağındaki tabelada türbede medfun sultanlar hakkında ve yapı hakkında bilgi veriliyor. Prizma tabelada yapı hakkında bilgi yoktu. Eksiği buradan tamamlayarak okumaya devam ediyoruz: “Dıştan mermer kaplı olan türbe, köşeleri pahlanmış bir kare plana sahip olup, kubbeyle örtülüdür. Önünde üç birimli revak bölümü yer alan yapının kapısı kündeâri tekniğinde yapılmış, fildişi, sedef ve bağa kakmalarla süslenmiştir. Türbe giriş kapısının tam karşısında yer alan bir eyvanla batıya doğru genişletilmiştir. İç mekan üç sıra halinde düzenlenen pencerelerle aydınlatılmaktadır. Yapı içerisinde, sır altı tekniğinde bitkisel kompozisyonlu İznik Çinileri ve kalem işi süslemeler görülmektedir. Türbede 36 kişi medfundur.” Avlu kapısından içeri giriyoruz. Türbe giriş kapısının üzerinde 3 satır, 4 sütunluk kitabe yer almaktadır. Kitabenin üzerinde midye kabuğu kompozisyonu yer alıyor. Türbe içi yukarıda bahsettiğim üzere 1 cm2 boşluk olamayacak şekilde sanki ilmek ilmek dokunmuş. Birinci sıra pencere üzerinde tüm iç cepheyi kuşak gibi dolaşan mülk suresi hüsni hat yazısı ayrı bir güzellik katmış. Bu tür yerler çoğu zaman turistik bir amaçla geziliyor. Kimler gelmiş kimler geçmiş. Bu mekanda ölümü düşünmek zor. Bize düşen dua etmek ve rahmet dilemek. Türbenin hemen yanında Külliyenin bir parçası Sultanahmet Medresesi yer alıyor. Medresenin köşesinden dönerek medreseyi sağımıza almış olarak camiye doğru ilerliyoruz. Avlu giriş kapısının solunda prizma tabelada cami hakkında bilgi verilmiş: “I. Ahmet tarafından 1609 – 1617 yılları arasında Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’ya inşa ettirilmiştir. Cami kare planlıdır…..” Cami hakkında yazılanlar ve görseller o kadar çok ki. Külliye içerisinde, Hünkâr Kasrı, Sıbyan Mektebi, Medrese (Dârülhadis Medresesi), Dârülkurrâ, Türbe, Arasta ve Dükkânlar, Hamam, Dârüşşifâ, İmaret Yapıları, Sebiller, Çeşmeler bulunmaktadır (Ayrıntılı bilgi için DİB İslam Ansiklopedisinin SULTAN AHMED CAMİİ ve KÜLLİYESİ maddesine bakılabilir E.T.:2.9.2022). Cami restorasyonda olduğundan ve avlunun diğer kısımlarına uğramıyoruz. Sadece arasta çarşı tarafında olan avlu kısmında çeşmeyi fotoğrafladıktan sonra çıkıyoruz. Çeşme tamamıyla mermerden yapılmış, ancak dönemin mimarisini yansıtan bir unsur göremedim. Kitabesi ve musluğu bulunmayan çeşmenin, aynası düz mermer. Teknesi yerli yerinde. Çeşme, 2 katlı Sıbyan Mektebine bitişik. Başka bir ifadeyle çeşme, mektebin yukarı katlara çıkan merdiven bölümüne yaslanmış. Çeşmenin özel bir ismi var mıdır bilmiyorum. Sıbyan mektebinden dolayı Sultan Ahmet Sıbyan Mektebi Çeşmesi denilebilir. Sultan Ahmet Sıbyan Mektebi üst katına, çeşme kısmında bulunan merdiven sahanlığından giriyoruz. Burası yabancı turistler için tanıtım, bilgilendirme amacıyla kullanılıyor gibi. Gibi diyorum bu çıkarımı kapı üzerinde yazan “please come in free presentation” yazısından yaptık. Kapı kapalı idi, belki açıktı, girmiyoruz. Hünkar Mahfilini fotoğrafladıktan sonra, Arasta Bazaarın Mozaik Müzesi kapısından tünel mi demeliydim (F Kapısı) giriş yapıyoruz.

-BÜYÜK SARAY MOZAİKLERİ MÜZESİ
-CEDİD MEHMED EFENDİ MEDRESESİ
(İstanbul Sanatları Çarşısı)

Çarşıyı gezip, bazı vitrinleri fotoğrafladıktan sonra nihayet mozaik müzesinin bahçesine ulaşıyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Büyük Saray Mozaikleri Müzesi girişindeyiz. Yeni çıkarmış olduğumuz müze kart yanımda yok. Müzeye girmenin mutlaka bir yolu olmalı. Her zaman kartın yanımda olması mümkün değil. Müzekart zaten ismime özel. Önce dıştaki güvenlik kulübesindeki görevlilere soruyorum. Önce kartınızı unutmamalısın der gibi bir kaç ifadeden sonra, benim ısrarım ve açıklamalarım sonucu aklına gelmiş olacak ki cep telefonumdan müzeler uygulamasını indirip, karekod oluşturarak turnikede okutup içeri girmeyi başardık. Bahçede tam 20 dakika bu işi çözmek için uğraştım. Kültür Bakanlığına da teknolojiyi yakından takip ettiği için teşekkür ederiz. Karekod 15 saniye geçerli ve bluetooth açık olmalı. Yani aynı anda iki yerde olamazsınız. Bu bölgede çok sayıda müze var. Zamanım kısıtlı bu sebeple hızlıca müzeye girip çıkıyorum. Bir başka zaman daha ayrıntılı gezmek üzere. Müze giriş ve bodrum olmak üzere 2 katlı. Mozaik motiflerinde hayvan imgeleri ağırlıkta. Müzeden çıkıp Kabasakal Caddesine tekrar geliyoruz. Halı Müzesi yön tabelasını görüyoruz. Ancak müzeye bir başka zaman gitmek üzere Cedid Mehmed Efendi Medresesini görüyoruz. Yapı, 18.yüzyılda yapılmış, halen İstanbul Sanatları Çarşısı olarak hizmet veriyor. “1987 yılında restore edilen Cedid Mehmed Efendi Medresesi klasik üslupta medrese özelliği bozulmadan gelenekli el sanatlarının tanıtıldığı bir çarşıya dönüştürülmüştür. Medrese ve banisi hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Medresenin inşa tekniği 18. Yüzyılda yapıldığı izlenimini vermektedir. Avlulu medrese planında yapılmış olan bu yapının ön kısmında gelir getirmek amacını taşıyan 7 adet dükkan mevcuttur. Avluyu saran kemerli revağı üç taraftan 9 adet sütun taşır ve revağın arkasında 12 adet medrese hücresi yer alır. Eski kayıtlardan tedrisat-ı tâliyye (ortaöğretim) kurumu statüsünde olduğu anlaşılan medrese 16 Mart 1924 tarihinde Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kapatılmış ve böylece medresenin mülkiyeti Vakıflar İdaresi’ne geçmiştir. Uzun yıllar boş kaldıktan sonra medrese odaları Vakıflar tarafından kiraya verilmiştir. Zaman içinde evsiz barksızların kaldığı bir harabe haline gelmiştir. 1987 yılında restore edilmiştir. İstanbul Sanatları Çarşısı bünyesinde hat, tezhip, ebru, çini, kat’ı, kumaş boyama, kitre bebek, porselen boyama ve el işlemeleri sanatkarları hali hazırda eserler üretmektedir. Sanatkârlarımız tarafından üretilen eserler medresenin ön cephesinde yer alan, içten birbirine bağlı, iki dükkânda satışa sunulmaktadır. Sanatseverlerin çarşımızı gezdikten sonra dinlenebilmeleri ve şehrin kaotik atmosferinden sıyrılıp huzurlu vakit geçirebilmeleri için İstanbul Kahvehanesi, yine ön cephede bulunan iki dükkânda ve medresenin iç avlusunda hizmet vermektedir.” (Kaynak: https://www.turing.org.tr/istanbul-sanatlari-carsisi/ E.T: 3.9.2022)  Medrese içerisinde yan yana sıralanmış, 3 ayna ve 3 musluk bulunuyor. Avluda dersliklerin önünde ve caddeye bakan kemerlerin altında masa ve sandalyeler bulunuyordu. Bizim gezdiğimiz saatte kimseler yoktu. Avlunun tam ortasında bir de kuyu bulunmakta.

-ALMAN ÇEŞMESİ
-FİRUZAĞA CAMİİ

Cedid Mehmed Efendi Medresesinden çıkıp meydana Alman Çeşmesine doğru ilerliyoruz. Tekrar Sultan Ahmet veya namı diğer At Meydanındayız. Alman Çeşmesi, adından da anlaşıldığı 1898 yılındaki ziyaret üzerine, Alman dostluğu anısına Almanlar tarafından yaptırılan çeşme formunda bir anıttır. Çeşmeyi yakından fotoğraflamakta zorlandım kare içerisinde insanlar olmasın diye. Çeşmenin kubbesi, altın sarısı işleme içerisinde tam ortasında dairesel rengarenk motifler, (En merkezde onaltıgen yıldız ve her genişleyen dairenin 16 sembolü bulunuyor.) merkezdeki dairenin etrafında, daire içerisinde 4’ü Osmanlı padişahı II. Abdulhamide ait imza / tuğra, 4′ Kaiser’e ait günümüz deyimiyle arma / amblem / logo / mühür yer alıyor. 8 sütun üzerine oturan kubbenin iç kemeri üzerinde mavi zemin üzerinde tek sıra Osmanlıca kitabe bulunuyor. bir kemerde “Payidar olsun..” yazıyordu. Tamamında ne yazdığını sonra araştırmak üzere. Kubbe altında bulunan su haznesi üzerinde Almanca Kitabe yer alıyor. 7 kenarda birbirinden ayrı, 7 adet musluk bulunuyor, lavabo benzeri. Çeşme yanında bulunan prizma tabelada çeşmenin hikayesini ayrıntısıyla okuyoruz: “Prusya Kralı ve Alman İmparatoru II. Wilhelm’in 1898 yılında Osmanlı’ya yaptığı ikinci ziyaretin anısına ithaf edilmiş bir anıttır. Yapıldığı tarihte Türk – Alman dostluğunun simgesi olarak sunulduğundan politik anlamı öne çıkarken, günümüzde anıtsal değeri ile tanınmaktadır. Çeşmenin planlarını Kaiser’in özel danışmanı Mimar Spitta çizmiş, yapımını Mimar Schole üstlenmiştir… Kitabesi Ahmet Muhtar Bey tarafından yazılmıştır. Çeşmenin giriş bölümünde bir bronz plaka üzerinde de Almanca olarak bir kitabe bulunmaktadır. Tiplolojik olarak çeşmeden çok şadırvan modeline yakın bir tasarıma sahiptir ve bu anlamda tipik bir örnektir.  Eşmenin kâgir ve metal bütün yapısal öğeleri, Almanya ‘da hazırlanmış; mermer ve değerli taşlardan oluşan malzemesi orada işlenmiş ve gemiyle İstanbul’a taşınarak 1901’de şimdiki yerine monte edilmiştir. Alman Çeşmesi, temelde, en genel çizgisi içinde sekizgen bir şadırvan olarak tanımlanabilir. Yapıt, sekizgen planlı ve yüksek basamakla çıkılan bir platform, bir su haznesi ve sekiz kolonla taşınan bir kubbeden oluşmaktadır. Sekizgen tabanın yedi kenarında benzer kompozisyonlar içinde çeşmeler vardır. Güneydeki kenarı ise merdiven olarak düzenlenmiş ve böylece çeşmeye ön cephe kazandırılmıştır. Kenarlara aksiyal olarak yerleştirilen çeşmelerin geniş ve uzun yalağı, dairesel kesitli bir teknedir. Musluklar döküm metaldendir ve diyagonal yerleştirilmiş kare musluk tablalarına bağlanmıştır. Alman Çeşmesi, hiçbir figüratif motifin kullanılmadığı bezemesi, çeşme tipolojisi açısından özgün şeması, politik içeriği ve anıtsal kalitesi ile önemli bir mimari yapıttır.” (Ayrıntılı bilgi için DİB İslam Ansiklopedisinin ALMAN ÇEŞMESİ maddesine bakılabilir E.T.:3.9.2022).  Şimdi, Firuzağa Camii önündeyiz. Tramvay Durağında indiğinizde sizi karşılayan camiden söz ediyoruz. Defalarca namaz kıldığımız küçük camii. Caminin önünde prizma tabela bulunuyor. Caminin avlusu yok denecek kadar küçük. Cadde genişletmeleri sırasında geniş olan avlusu yola gitmiş. Cami giriş kapısının üzerinde 4 satır, 2 sütundan oluşan bir kitabesi bulunuyor. Kitabenin üstünde daire içerine alınmış, altın sarısı zemin üzerinde sağda ve solda kufi yazıyla yazılmış Muhammed yazısı, ortada ise 10 köşeli güneş ve etrafında 10 yıldız bulunan bir şekil bulunuyor. bu üçünün üzerinde ve ortada parlayan bir güneş ve yıldız figürü yer alıyor. Tek kubbeli caminin iç kısmı oldukça renkli, güzel motif ve işlemeli. Cami 1491 yılında II. Bayezid döneminde Firuz Ağa tarafından yaptırılmış. Şimdi prizma tabelada yazanları okumaya başlayalım: “Firuz Ağa Cami, Sultan II. Bayezid’ın Hazinedarbaşısı Firuz Ağa tarafından yaptırılmıştır. Divanyolu’nun genişletilmesinden önce büyük bir avlusu olan cami, 1491 yılında yapılmıştır. Kitabedeki yazı Şeyh Hamdullah Efendi’ye aittir. Tek kubbeli küçük camilerin tipik örneği ve Bursa üslubunun basit bir karışımı olan Cami, kare planlıdır. İçeride duvarların oluşturduğu dört köşenin yukarı kısımlarına dört bingi inşa edilmiş ve böylece oluşan sekiz köşeli kasnağın üzerine kubbe oturtulmuştur. Caminin iç avlusu yoktur. Yapı kesme taştan olup, kubbe kasnağı 12 kenarlı ve basıktır. Her duvarda altlı üstlü ikişer pencere vardır… Cümle kapısı dışarı biraz çıkıntılı olup, sade silmeli bir çerçeveye sahiptir. Kapının kenarları yuvarlağa oldukça yakın basık kemerli, beyaz ve pembe mermerden yapılmıştır. Kemer üstünde iki sütun, dört satırlık kitabe, kitabenin üzerinde ise badem motifleri işlenmiştir. Tam ortada bir şemse, yanlarda ise birbirinin eşi iki geometrik Muhammed yazısı bulunmaktadır. Firuz Ağa Camisinin tek şerefeli minaresi sol tarafta olup, gövdeye geçen pabuç kısmı son derece kısa ve baklavalıdır… Divanyolu’nun genişletmesi sırasında caminin haziresi -Keçecizade Fuat Paşa emriyle- kaldırılmıştır.” (Ayrıntılı bilgi için DİB İslam Ansiklopedisinin FÎRUZ AĞA CAMİİ maddesine bakılabilir E.T.:2.9.2022)  

-MEHMET AKİF ERSOY PARKI
-EUFEMIA MARTİRİONU
-DEFTER HAKANİ NEZARETİ
-THEODOSİUS DİKİLİTAŞ (OBELİSK)

Firuzağa Caminin sağ yanında yeşil bir alan aşağı meydana doğru uzar. Çoğu zaman bu yolu kullanarak meydana çıkarız. Tramvay kenarından başlayıp aşağı kadar inen havuzlu bu parkın adı Mehmet Akif Ersoy Parkı. Yine bu parkın içerisinden geçerken bazı kalıntılar gözümüze çarpar, ancak çoğu kez merak etmeden geçip gideriz. İşte bu kalıntılarda Eufemia Martirionu (St. Euphemia’s Martyrion). Kalıntıların kenarında Martirion hakkında bilgi veren prizma bir tabela bulunuyor. Eufemia Antik Halkedon’un Hıristiyan döneminde yaşamış bir azize. İnancı yüzünden 16 Eylül 303 tarihinde öldürülmüştür. Grekçe Martir kelimesi ise, din uğruna şehit olan kimse, martirion ise bu kimselerin gömüldüğü kiliselere (mezar şapelleri) denir. Halkedon bugünkü Kadıköy’ün ismi. Sultan Ahmet Meydanına bakan halen restorasyonu devan eden bir yapı, Osmanlıca Tabelasından okuduğumuz kadarıyla Defteri Hakani Nezareti. Bugünkü deyişle Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü. Bina, 1908-1910 yılında yapılmış. Mimarı Vedat TEK’tir. Son zamana kadar aynı amaçla işev görmüş yapı, 2020 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiştir. Ayasofya’daki eserlerin sergilenmesi için müze amacıyla restorasyon süreci devam etmektedir. Sultan Ahmet Meydanı denildiğinde akla ilk gelen unsurlardan biriside dikilitaşlardır. Meydanda üç adet dikili sütun vardır. Sırasıyla Theodosius Dikilitaş, Burmalı veya Yıalnlı Sütun ve Örme Dikilitaş. Tüm sütunların ortak özelliği, kaidelerinin zamanla yol seviyesinin altında kalması, bu sebeple etrafının kazılarak kaidesinin ortaya çıkarıldığıdır. Ayrıca, örme dikilitaş hariç diğer ikisi Mısır ve Atina’dan taşınmıştır. Mevcut haliyle yükseklikleri sırayla 19,59 – 5,5 ve 32 metredir.   Şimdi her bir sütunun yanında bulunan prizma tabelalarda yazanlara kulak verelim: Dikilitaşlardan ilki Theodosius Dikilitaşı (Obelisk): “Bu Dikilitaş, ilk olarak eski Mısır’da 18.sülale hükümdarlarından III. Tutmosis adına M. Ö. 1450’ye yakın bir tarihte, bir benzeri ile birlikte, Karnak’taki Amon-Ra mabedi önüne yerleştirilmiştir. Obeliskin üzerindeki Mısır hiyeroglif yazısı net bir biçimde görülmektedir. Bu yazı, Tutmosis’in babası için Karnak’ta bir obelisk diktirdiğini ve Mezopotamya’da bir anıt yaptırdığını anlatmaktadır. Üzerinde Firavunla tanrı Amon Ra’nın resimleri de vardır. Yeni Roma kentine Mısır’dan çok sayıda obelisk taşınmıştır. Büyük Konstantin de kendi kurduğu yeni başkenti süslemek için bu obeliski yerinden söktürmüş ancak buraya getirilmesi bilinmeyen bir sebepten dolayı uzun süre gecikmiştir. I.Theodosius zamanında şimdi ki bulunduğu yere dikilmiştir. 19,59 metre yüksekliğindeki taşın ilk halinin daha yüksek olduğu ve bugüne kalan kısmının, aslının ancak üçte ikisini oluşturduğu söylenebilir…. Dikilitaş mermerden bir kaide üzerine oturtulmuştur. Kaidenin mermerden yapılmış temel kısmının iki yüzüne Grekçe ve Latince kitabeler işlenmiştir. Dikilitaş’ın dört yüzünde hiyeroglif yer almaktadır. Osmanlı dönemi boyunca Dikilitaş’ın etrafındaki zemin zamanla yükseldiği için kaidenin alt kısmı toprağa gömülmüştür. İngiliz araştırmacı C.T. Newton, Nisan 1857’de kaidenin etrafında kazı yaparak en alt seviyeye kadar açmıştır. Bu tarihten beri Dikilitaş’ın kaidesi, etrafı demir parmaklıklı kare bir çukurun içerisinde bulunmaktadır. Hipodrom’a konulurken obelisk için mermerden bir kaide ve çeşitli kabartmalar arasında taşın dikilişini gösteren bir resim yapılmıştır. Hipodrom’u süslemek için getirilen obeliskin kaidesinde burada yapılan araba yarışlarını ve onları seyreden İmparator’u resmeden kabartmalar bulunmaktadır.” 

-BURMALI SÜTUN VEYA YILANLI SÜTUN
-ÖRME DİKİLİTAŞ

ikinci sütunumuz iki yüksek dikilitaşın arasında kalan uzaktan çokta fark edilmeyen Burmalı Sütun veya Yılanlı Sütun. Birbirine sarılmış 3 başlı 28 boğumlu yılanın başları ortalıkta gözükmüyor. Prizma tabelada hikayesini okuyoruz: “Roma Hipodromundan günümüze ulaşabilmiş, Yılanlı Sütun ismiyle de tanınmış Tunç anıttır. I. Konstantin’in şehri kurarken daha önceden önemli tarihi olayları anmak ve kutlamak amacı ile başka memleketlerde dikilmiş abidevi bazı dikilitaşları, yeni şehri süsleme amacıyla Hipodroma getirtip diktirmiştir. Burmalı Sütun bu dikilitaşlardan birisidir. Burmalı Sütun, Delphi’de Apollo Mabedi önünden sökülerek taşınmıştır.  Anıtın Apollon tapınağına dikilmesinin ilginç bir hikâyesi vardır. 31 Yunan kolonisi birleşerek kentlerini istila eden Persleri M.Ö. 480 yılında Salamis ve bir yıl sonra Platea Savaşlarında yenilgiye uğratmışlardı. Bu sevinçle elde ettikleri ganimetleri ateşte eriterek anıtı oluşturmuşlardır. Anıt birbirlerine sarılmış, 8 metre uzunluğunda 29 boğumlu üç yılanın taşıdığı, 3 ayaklı altın bir kazandan meydana gelmektedir. Yılanların başları üç ayrı yöne bakmaktadır. Yılan gövdesinin üzerinde savaşa katılmış 31 yunan kolonisinin isimleri yer almaktadır. Hünername’deki minyatürlerde 16.yy’a kadar bu anıtın tamam olduğu gözükmektedir. Daha sonraki süreçte yılanların başları kaybolmuştur. 19.yy sonlarında yılanlara ait bir adet üst çene bulunarak İstanbul Arkeoloji Müzesine teslim edilmiştir. İlk orijinal hali 8 metre olan anıt, bugün 5,5 metre kalmıştır. Yol seviyesinin altında kalan kısmı 19. Yy’ın ortalarında yapılan kazı ile etrafı açılmış ve bugünkü halini almıştır.” Son dikilitaşımız, Marmara Üniversitesi Rektörlük binasına yakın olan, Örme Dikilitaş. Halen İBB tarafından etrafı kısmen çevrelenmiş onarımda bulunuyor. Diğerine göre daha sade. “Örme Obelisk de denilen Örme Sütun günümüze kadar gelebilmiş olan 3 eski anıttan birisidir. Roma Döneminde Konstantinopolis’in araba yarışlarının yapıldığı hipodrom’un tam ortasında, yarış alanını ikiye ayıran ve “spina” olarak adlandırılan bir set bulunmaktaydı. Bu set üzerinde çeşitli yerlerden buraya taşınmış olan anıtsal yapılar yer almaktaydı ve spinanın ucunda son anıt olarak bu sütun yer almaktaydı. Sütun değişik ölçülerde yontulmuş taşlardan örülerek meydana getirilmiştir. Mermer kaidesinin bir tarafında, Grekçe 6 mısralık bir kitabe işlenmiştir. Kitabesinde: “anıtın zamanla harap olduğunu, İmparator Konstantin ile oğlu Romanos tarafından onarıldığı anlatılıyor. Rodos kolosu harikulade idi, bu bronz anıt ise hayranlık yaratmaktadır” burada adı geçen kolos, Rodos Limanında bulunan ilk çağ dünyasının yedi harikasından biri sayılan dev ölçülü Apolion heykeli idi. Osmanlı Döneminde, 16. Yüzyılda Pierre Gilles, Örme Sütununun oldukça etraflı tasvirini yapmıştır. Evliya Çelebi ise bu anıtın şehrin tılsımlarından biri olduğunu bildirmektedir. At Meydanının toprak seviyesinin yükselmesi sonucu anıtın kaidesi zamanla toprak altında kalmış, 1856 Kırım Savaşı sırasında Charles Newton’a verilen izinle kaide kısmının etrafı açılmıştır. Anıt 32 metre boyundadır. Temelindeki üç basamaktan sonra mermer kaide başlamaktadır. Gövde pek muntazam olmayan taşlardan örülmüştür.”

-İBRAHİM PAŞA SARAYI (Türk İslam Eserleri Müzesi)
-FATİH BELEDİYESİ SULTANAHMET SOSYAL TESİSLERİ

Dikilitaşları fotoğrafladıktan sonra, Meydana bakan son yapı İbrahim Paşa Sarayı’nın önündeyiz. Burası 1983 yılından beri Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılıyor. Meydana cephesi bulunan en uzun yapı bu yapıdır. Yapının önünde Prizma tabeladan bilgi edinerek içeri giriyoruz.: “16. yüzyıl Osmanlı sivil mimari örneklerinin en önemlilerinden olan İbrahim Paşa Sarayı, adını Kanuni Sultan Süleyman’ın ikinci veziri olan Pargalı Damat İbrahim Paşa’dan almaktadır. Roma dönemine ait tarihi hipodromun kademeleri üzerinde yükselmiştir. Sarayın yapım tarihi tam olarak bilinmemektedir. II. Bayezid dönemine denk gelmektedir. Tarihi belgelerde adı, Atmeydanı Sarayı, Mehterhane Kasrı ya da Köşkü, Çadır Mehterleri Kasrı ve Hiyamiye Kasrı olarak da geçmektedir. İbrahim Paşa’nın 1536’da idamından sonra saray birçok kez el değiştirmiştir. Zaman içerisinde değişik amaçlar için kullanılmıştır. Bu kullanımlar sırasında bazı bölümler eklenmiş veya bazı bölümler yıkılmıştır. İbrahim Paşa Sarayı günümüze kadar gelebilmiş 16. Yüzyıl ricaline ait olan ve ayakta kalan tek örnektir. … Müstahkem görünüşlü olan saray, Osmanlı saraylarının geleneksel kabul edilen mekân organizasyonunu yansıtmaktadır. Özgün haliyle, meydana doğru alçalan bir alanda inşa edilmiş, dört avlu etrafında şekillenmiştir. At meydanına bakan cephesi 140 metre civarındadır.” Müze Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı. Girişte yine aynı yöntemle karekod okutarak içeri girdim. Daha geniş bir zamanda gezmek üzere hızlıca gezerek müzeden ayrıldım. Türk ve İslam tarihinin her bir dönemi için ayrı bölümler oluşturulmuş. Tek tek bütün yazıları okuyarak ve sergilenen materyalleri dikkatlice incelemek gerekiyor. Güzel planlanmış. Üst kat avlusundan Sultan Ahmet Camii muhteşem gözüküyor. Avluda kafede bulunuyor. Zamanımız olmadığı için ayrıntılı bakamadım. Müzeden çıkıp, Memhmet Akif Ersoy parkından geçerek tramvay yoluna çıkmak üzere ilerliyoruz. Parkın kenarında, restore edilen eski tapu binasının yanında Fatih Belediyesi Sultanahmet Sosyal Tesisleri bulunuyor. Bir sonraki sefere oturup dinlenmeyi ve çay yudumlamayı planlayarak caddeye çıkıyoruz.

-BİNBİRDİREK PARKI
-BİNBİRDİREK SARNICI
-İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ
-ŞEREFİYE SARNICI
-TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI

Divanyolu Caddesinde Bayezid yönünde birkaç adım atmıştık ki solda bulunan Işık Sokağa sonra sağdaki Dr. Şevki Bey Sokağa girdik. Sol tarafımızda Binbirdirek Parkı bulunuyor. Parkın içerisinde yeraltı çarşı girişlerine benzer bir kapı göze çarpıyor. Burası henüz ziyarete açılmamış Binbirdirek Sarnıcı. Parkın içerisinde İbrahim Müteferrikaya ait bronz bir büstü bulunuyor. İbrahim Müteferrika 1674 -1745 yıllarında yaşamış Osmanlı Macaristan’ında doğmuş. İstanbul’da vefat etmiş en önemli eseri 2 ciltlik Arapça Türkçe lügati olan “Vankulu Lügatı’dır. Büst 2022 temmuz ayında kaidesine tekrar konmuş. Parkı çevreleyen Binbirdirek Meydanı Sokaktan geçerek tekrar Işık Sokağa girdik. Bulunduğumuz yer biraz yüksek. Alt tarafımızda İl Milli Eğitim Binası bulunuyor. Klodfarer Caddesinden sağda Dostluk Yurdu Sokakta ilerleyerek bugün içerisinde önünden geçtiğimiz Şerefiye Sarnıcının önüne geliyoruz. Sarnıç İBB tarafından işletiliyor. Bu bölge de yer altı sarnıçlarla dolu. Sarnıca giriş ücreti yabancı ziyaretçiler için 150-TL yerli ziyaretçiler için 50-TL, indirimli 20-TL. Hem zamanım yok, hem de şarjım bitmek üzere. Bu bölgeyi tamamlamak ta istiyorum. Sarnıcın önünden ayrılıyorum. Sarnıcın camında yazan bilgilere göre Şerefiye Sarnıcı’nın 1600 yıllık geçmişi bulunan en eski su yapılarındandır. Şerefiye Sarnıcının arkasında sırtını dayadığı Piyer Loti Caddesi üzerindeki 4 katlı Türk Devletleri Teşkilatı binası dikkati çekiyor. Google Earth da bu bina bir-iki yıla kadar “Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi Vakfı” tarafından kullanılıyormuş. Önündeki direklerde 8 Türk Devletinin bayrağı bulunuyor.

-KÖPRÜLÜ KÜLLİYESİ
-KÖPRÜLÜ KÜTÜPHANESİ
-KÖPRÜLÜ MEHMEDPAŞA MEDRESESİ (STK)
-KÖPRÜLÜ MEHMETPAŞA CAMİİ, TÜRBE VE HAZİRESİ

-KÖPRÜLÜ MEHMETPAŞA ÇEŞMESİ

Türk Devletleri Teşkilatı binası solumuzda olduğu halde Piyer Loti Caddesinde, Divanyolu Caddesine doğru yürüyoruz. Bu Binanın hemen yanında bir cephesi Divanyolu Caddesine bakan 2 katlı, kubbeli Köprülü Kütüphanesi bulunuyor. Kütüphane geniş bir bahçe içerisinde, girişi Boyacı Ahmet Sokağından yapılıyor. Kütüphane kapalı idi. Uzaktan bahçe ve girişini biraz bakımsız gibi gördüm. Kütüphane Tabelasında 1661 tarihi yer alıyor. Tramvay yoluna tekrar çıkıyoruz. Bir bina geçtik ki solumuzda Köprülü Medresesi ve Köprülü Cami ile karşılaştık. Medrese ve cami hakkında bilgi edinmeden aklıma gelen husus bu yapının ilk olarak Köprülü Mehmedpaşa Külliyesi olarak yapıldığı, sonradan bazı sebeplerden dolayı bütünlüğün bozulduğudur. Kütüphane bu külliyenin -aradan sokak geçmeden ve ilgisiz bir bina olmadan- parçası olduğunu düşünüyorum. Köprülü Mehmedpaşa Medresesi halen bir STK tarafından kullanılıyor. Araştırmalarım tahminimin doğru çıktığını gösteriyor. İslam Ansiklopedisine göre, “külliye, IV. Mehmed devri sadrazamlarından Köprülü Mehmed Paşa tarafından 1072’de (1662) yaptırılmış, dershane-mescid (dârülkurrâ), medrese odaları (dârülhadis), dükkânlar, çeşme, türbe ve sebilden oluşmaktaydı. Türbenin etrafına zamanla eklenen mezarlarla bir de hazîre oluşmuştur. Külliye yapılarından sebil günümüze ulaşmamıştır. Divanyolu caddesinin genişletilmesi esnasında değişikliğe uğrayan külliyenin eski düzeni hakkında tek belge Köprülü Su Yolları Haritası’ndaki görünüştür…” (Ayrıntılı bilgi için DİB İslam Ansiklopedisinin KÖPRÜLÜ KÜLLİYESİ maddesine bakılabilir E.T.:4.9.2022) Medrese ile Cami arasında hazire ve üstü açık türbe yer alıyor. Türbe sekizgen planlı, pencere üstlerinde 2 satırlık kitabe bulunuyor. Kitabenin altında 1072 tarihi not düşülmüş. Türbede Köprülü Mehmed Paşa, Ayşe Hanım ve Fâzıl Ahmed Paşa medfundur. Köprülü Mehmetpaşa Camii kapısı direk caddeye açılıyor. Cami sekizgen formda. Fuad Paşa Camiine benziyor. Giriş kapısı yanında bulunan mermer tabelada yapılış tarihi olarak 1659 tarihi verilmiş. Giriş kapısı yanında iki sütun bulunuyor. Sütunlar estetik sivri bir kemerle birbirine bağlanmış güzel bir görünüm almış. Kapının üzerinde ayeti kerime yer alıyor. Cami küçük bir cami. İki kat penceresi bulunuyor. Alttakiler dikdörtgen, üstekiler kemerli bir yapıdadır. Her bir cephede 2 sıra pencere bulunuyor. Caminin Peykhane Sokağına bakan cephesinde camiye ait Köprülü Mehmetpaşa Çeşmesi bulunuyor. Medresenin bu sokaktan da girişi bulunuyor. Çeşmenin tek satırlık kitabesinde “Sâhibü’l hayrât Sadr-ı Esbak merhûm Köprülü” yazıyor. Çeşmede külliye gibi H 1072 tarihinde yaptırılmış. Çeşme, “klâsik tarzda mermerden yapılmıştır. Renkli taşlardan örülmüş sivri kemerinin içi ve köşelerindeki boşluklar kabartma motifler ve rozetler ile süslüdür. Çeşmeyi saran ince silmelerden başka iki yan kenarında burmalı ince birer sütun görülmektedir.” (Kaynak:http://www.suvakfi.org.tr/ E.T:4.9.2022) Musluğu bulunmayan çeşmenin ve medrese kapısının üzeri saçakla örtülmüştür.

Merzifonlu Kara Mustafapaşa Medresesi
Kitabesi
Kazâ-yı mübremi tedbîr ile tağyîr mümkün mü?
O tîrin def’i kâbil mi râmîdir kazâ kavsi
Ziyaret eden ahbâbı desin fevtüçün tarîh
Vedûdâ Mustafâ Paşa’ya ihsan eyle firdevsi
-ATİK ALİ PAŞA MEDRESESİ (STK)
-MERZİFONLU KARA MUSTAFAPAŞA KÜLLİYESİ
-MERZİFONLU KARA MUSTAFAPAŞA SEBİLİ
-MERZİFONLU KARA MUSTAFAPAŞA MEDRESESİ

Peykhane Sokaktan tramvay yolundayız. Bu noktadan sonra caddenin ismi Yeniçeriler Caddesi olarak değişiyor. Şarj bitti bitecek. Bu sebeple fotoğraf çekim işini iyice azalttım. Bu bölgeyi tamamlamak istiyorum, aceleye gelse de. Biraz ilerledikten sonra yine sol tarafımda tarihi bir yapı ile karşılaşıyoruz. Araştırdığımızda bu yapının Atik Ali Paşa Medresesi olduğunu öğreniyoruz. Şaşırıyoruz. Çünkü Atik Ali Paşa Külliyesinin bir parçası tramvay yolunun tam karşısında. Demek ki yol külliyeyi ikiye ayrılmış. Bina halen bir STK tarafından kullanılıyor. Zamanım olmadığı için içeri girmedim. Başka bir zaman içerisini fotoğraflamak isterim. Yapının üzerinde tarihine ait herhangi bir bilgi olmaması eksiklik. Yapının her iki ucunda 2 katlı yapı ortasında kubbeli yapı bulunuyor. U şeklinde avlusu caddeye bakıyor. “Simetrik plana göre inşa edilen medresenin ortasında revaklı bir avlu, onun da etrafında hücreler mevcuttur. Aslında 16 tane olan bu hücrelerden günümüze 12 tanesi ulaşmış. Diğer 4 hücre ise, 1880’lerde cadde genişletilirken yıkılmış, yerine caddeye bakan üst odalar yapılmış, cadde kenarına ise düz bir duvar çekilmiş.” (Kaynak: https://www.sanatinyolculugu.com/ E.T.: 4.9.2022) Günün son medresesi biraz ilerledikten sonra sol tarafımda kalan Merzifonlu Kara Mustafapaşa Külliyesi oldu. Külliyenin köşesinde sebil bulunuyor. Sonra Medrese giriş kapısı üzerinde 4 satırlık bir kitabe yer alıyor. Günümüz ifadesiyel kitabede “Allah’ın kaçınılmaz olan takdirinin yerine gelmesini önlem almak suretiyle değiştirmeye çalışmak, yaydan çıkan oku durdurmak mümkün mü? Burayı ziyaret eden dostları ölüm tarihi için desinler ki: “Ey kullarını çok seven ve gerçekten sevilmeye layık olan Allah! Mustafa Paşa’ya Firdevs cennetlerini ihsan” (Kaynak: https://osmanlicaogren.com/ E.T.: 4.9.2022) Avlu giriş kapısının solunda Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Medresesi 1095 / 1684, sağında ise Yahya Kemal Müzesi 1961 tabelasını okuyoruz. Yapının hemen önünde bulunan prizma tabeladan ise külliyenin geçmişini ve hikayesini okuyalım: “Külliye, 1683 yılından önce Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından yapımına başlanmış, ancak ömrünün vefa etmesi ile 1690 – 91 yılında oğlu Ali Bey tarafından Mimar Hamdi beye tamamlattırılmıştır. Külliye, medrese, dershane, mecsid, sıbyan mektebi, sebil, su deposu, dükkânlar ve zamanla oluşan hazireden meydana gelmektedir. Medresenin içine kütüphane kurulmuştur. Deprem sonrası harap olan yapılar birçok kez restorasyon geçirmiştir. 1918’de Harikzedeler tarafından (Yangın felâketine uğramış, yangından zarar görmüş, evi barkı yanmış kimse) işgal edilen külliyenin 1953 -1954 yıllarında yapılan yol genişlete çalışmaları sırasında dış cephesindeki dükkânları yıktırılmış, sebil ve haziresi doğuya taşınmış, avlu kapısı geri çekilmiştir. 1960- 1964 yılları arasında Vakıflar İdaresince restore edilmiştir. Caddeye bakan avlu kapısı üzerinde yer alan kitabede talik yazıyla baninin ölüm yılı ebced olarak verilmiştir. Avlunun kuzeydoğusunda yer alan dersane – mescid sekizgen bir plana sahiptir. Kesme küfeki taşından inşa edilmiş olan yapının üzeri dıştan sekizgen kasnaklı pandatifli bir kubbe ile örtülüdür. Yapının doğu cephesi dışındaki pencerenin sağında derin bir niş içinde mermer bilezikli bir kuyu vardır. Bunun külliyenin altında olduğu bilinen Doğu Roma sarnıcı ile bağlantılı olabileceği düşünülebilir. Külliyenin batı ve güney sınırını teşkil eden “L” şeklinde sıralanmış on medrese odasının önü “U” biçiminde düzenlenmiş on birimli bir revakla örtülmüştür. Külliyenin doğu köşesinde yer alan sebil beş cepheli olarak düzenlenmiş olup, üstü sekizgen kasnaklı kurşun kaplı bir kubbeyle örtülüdür.”(Ayrıntılı bilgi için DİB İslam Ansiklopedisinin MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA KÜLLİYESİ maddesine bakılabilir E.T.:4.9.2022)

Nihayet başladığım noktaya tekrar geliyorum Kaliçeci Hasanağa Camine. Geziye başlarken cami kapalıydı. Şimdi açık. Alt pencereler yüksekçe ve kemerli bir şekilde yapılmış. Duvarları, pencere kemerleri hizasına kadar çepe çevre çinilerle kaplanmış. Sade bir cami. Bugünkü gezimizde nihayete erdi. Rabbimize hamd olsun.

BAZI SOKAK İSİMLERİ:

HANGİ MAHALLELERDEN GEÇTİK? -MİMAR HAYRETTİN, -MOLLA FENARİ, -ŞEHSUVARBEY, -BİNBİRDİREK, -KÜÇÜKAYASOFYA, -SULTANAHMET (12:33 – 17:01)

GEZİ GÜZERGAHI: -ÇEŞME, -KALİÇECİ HASANAĞA CAMİİ, -CANFEDA HATUN ÇEŞMESİ, -DİVAN-I ALİ CAMİİ (Gedikpaşa Camii), TARİHİ GEDİK AHMETPAŞA HAMAMI, -MİMAR HAYRETTİN MAHALLE MUHTARLIĞI, -ERMENİ İNCİL KİLİSESİ (Evangelist Kilise), -FUAD PAŞA CAMİ, -KEÇECİZADE FUAD PAŞA HAZİRESİ, -KEÇECİZADE FUAD PAŞA VE FATMA SULTAN TÜRBESİ -HATİCE KADIN ÇEŞMESİ, -MARMARA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜK, -DOĞU TÜRKİSTAN SOKAĞI -SULTANAHMET SUPHİ PAŞA MTAL, -GÜNGÖRMEZ MESCİDİ (Kağnı Mescidi), -GÜNGÖRMEZ ÇEŞMESİ VE SEBİLİ (Restore Bekliyor), -SULTAN AHMET KÜLLİYESİ TONOZLU GEÇİT, -İSKENDERPAŞA KIZ KURAN KURSU, -ARASTA BAZAAR, -ARASTA HAMAMI (Harabe), -MÜLKİYE BAYTAR MEKTEBİ ALİSİ, -AZİZ EFENDİ TEKKESİ DUVAR ÇEŞMESİ, -İSİMSİZ ÇEŞME (Restore Bekliyor), -AZİZ EFENDİ TEKKESİ, -TARİHİ YAPI (STK), -MUSLU AĞA ÇEŞMESİ (Restore Bekliyor),  -NAKŞIDİL VALİDE SULTAN ÇEŞMESİ (3’LÜ), -DERSAADET CİNAYET TEVKİFHANESİ -SAHABE-İ KİRAMDAN ABDURRAHMAN ŞAMİ TEKKE VE TÜRBESİ, -AYASOFYA HÜRREM SULTAN HAMAMI, -HASEKİ HÜRREM SULTAN ÇEŞMESİ, -AYASOFYA-İ KEBİR CAMİ ÇEVRESİ, -SULTAN AHMET CAMİ VE KÜLLİYESİ (-SULTAN I. AHMET TÜRBESİ, -SULTANAHMET MEDRESESİ, -SULTANAHMET CAMİİ, -SULTAN AHMET SIBYAN MEKTEBİ ÇEŞMESİ, -SULTAN AHMET SIBYAN MEKTEBİ, -HÜNKÂR MAHFİLİ -BÜYÜK SARAY MOZAİKLERİ MÜZESİ, -CEDİD MEHMED EFENDİ MEDRESESİ (İstanbul Sanatları Çarşısı), -ALMAN ÇEŞMESİ, -FİRUZAĞA CAMİİ, -EUFEMIA MARTİRİONU, -MEHMET AKİF ERSOY PARKI, -DEFTER HAKANİ NEZARETİ, -THEODOSİUS DİKİLİTAŞ (OBELİSK), BURMALI SÜTUN VEYA YILANLI SÜTUN, -ÖRME DİKİLİTAŞ, -İBRAHİM PAŞA SARAYI (Türk İslam Eserleri Müzesi), -FATİH BELEDİYESİ SULTANAHMET SOSYAL TESİSLERİ, -BİNBİRDİREK PARKI, -BİNBİRDİREK SARNICI, -İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ, -ŞEREFİYE SARNICI, -TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI, -KÖPRÜLÜ KÜLLİYESİ (-KÖPRÜLÜ KÜTÜPHANESİ, -KÖPRÜLÜ MEHMEDPAŞA MEDRESESİ (STK), -KÖPRÜLÜ MEHMETPAŞA CAMİİ, TÜRBE VE HAZİRESİ, -KÖPRÜLÜ MEHMETPAŞA ÇEŞMESİ) -ATİK ALİ PAŞA MEDRESESİ (STK), -MERZİFONLU KARA MUSTAFAPAŞA KÜLLİYESİ (-MERZİFONLU KARA MUSTAFAPAŞA SEBİLİ, -MERZİFONLU KARA MUSTAFAPAŞA MEDRESESİ )