ADIM ADIM TARİHİ YARIMADA: GÜLHANE – SİRKECİ (1)

29. DURAK 21 Eylül 2022 ÇarşambaCANKURTARAN – GÜLHANE – SİRKECİTAYFUN NASUHBEYOĞLU

Bugün Marmaray’ı kullanarak Sirkeci İstasyonu Cağaloğlu Girişinden 3 gün önce geçtiğim güzergahı izleyerek (Ebussuud Caddesi) Alemdar Caddesine, oradan da yukarı Ayasofya Camiine doğru yokuş yukarı ilerliyoruz. Hoca Beşirağa Sebili ve Çeşmesinin önünden geçerken çeşme önünde oturan kimse olmamasından faydalanarak boş hali ile fotoğraf çektikten sonra Ayasofya-i Kebir Camine ulaşıyoruz. Camii çokça bilinen bir cami olduğundan ve içeri girmek için uzun kuyruklar olduğundan etrafında yapılara yoğunlaşıyoruz. Öncelikle Topkapı Sarayı Giriş kapısı ve III. Ahmet Çeşmesinin yanından İshakpaşa Camiine kadar fotoğraflama yapmadan alt kısımlardan başlayarak çevreyi dolaşıyoruz eksik bir yer kalmasın diye. Sultan Ahmet durağımızda kesişen yerler olduğundan yeni fotoğrafları o duraklara ekleyeceğiz.

Bugünkü rotamıza Ayasofya Camiinin III. Ahmet Çeşmesine köşesinde bulunan ve halen büfe olarak kullanılan Ayasofya Sebilini fotoğraflayarak başlıyoruz. Sol yanımızda Ayasofya, karşımızda Topkapı Saray Girişi, Kabasakal Caddesinde ilerliyoruz. Ayasofya Camiinin bazı bölümlerini, kapılarını, kitabelerini fotoğraflıyoruz. Bol bol Ayasofya Camii ve müştemilatına ait fotoğraflar çekiyoruz.

III. Ahmet Sebil ve Çeşmesi Kitabesi
Yapılış Tarihi: H.1141 / M.1728 – 1729

Şâhenşeh-i Alî-neseb sultân-ı memdûhu’l-haseb
Ferman-dîh-i Rûm u Areb Hân Ahmed-i kişver-küşâ
Adl ü kerâmet menbaı şems ü velâyet-matlaʽı
Dergâhının her mısraı şehbâl-i sîmurg ü hümâ
Zâtı mülûka âb-rû şemşîri bâğ-ı fethe cû
Gülzâr-ı mülke verdi sû mîzâb-ı kilki dâimâ
Hem pâdişâhtır hem velî zâtında olmuş müncelî
Adl-i Ömer cûd-i Alî hulk-i Muhammed Mustafâ
Destinde devlet hâtemi kılmış musahhar âlemi
Hak resm-i ism-i aʽzamı nakş-ı cebîn etmiş ana
Hayret verir sad kaysere gâlib hezâr İskendere
Hükmü revân her kişvere ferman-ber-i şâh u gedâ
Hem hâmi-i Beytü’l-Harem hem hâdim-i şâh-ı ümem
Rûm u Arab mülk-i Acem mahkûmudur ser tâ-be-pâ
Oldur imâmü’l-müslimîn zıll-i Hudâvend-i muʽîn
Bâ nass-ı Kur’ân-ı mübîn emrine vâcib iktidâ
Şehler ana kişver verir ol şâhlara efser verir
Seyfine düşmen ser verir oldukça tûğu ser-nümâ
Olur menba-ı cûy-ı merâm ol maksem-i rızk-ı enâm
Olsun ilâ yevmi’l-kıyâm şâhân-ı dehre mültecâ
İskender edip cüst u cû zulmette gezmiş sû-be-sû
Bâb-ı Hümâyununda bu etdi revân âb-ı bekâ
Bu tarh-ı pâk-i hurremi sevk etdi sadr-ı aʽzemi
Dâmâd-ı hass-ı ekremi hem-nâm-ı ceddü’l-enbiyâ
Oldu o düstûr-ı celîl bu hayr-ı cârîye delîl
Halka edip Zemzem sebîl celb etdi ol şâha duâ
Ol şehriyâr-ı zer-nisâr bezl etdi mâ-i bî-şümâr
Yapdı sebîl ü çeşme-sâr meʽcûr ola rûz-ı cezâ
Bu mevkii âbâd edip bir tarh-ı nev îcâd edip
Rûh-ı Hüseyni şâd edip etdi sebîl âb-ı safâ
Bu ayna ey sâfî-derûn destini Kevser gibi sûn
Her katresi safvet-nümûn olmakta bir ayn-ı şifâ
Âb-ı zülâle mâ-sadak tâk-ı felekle yeknesâk
Gök kubbenin altında bak var mı bu resme bir binâ
Oldukça ber-câ mihr ü mah zîb-i serîr olsun o şâh
Sadr-ı güzînin yâ İlâh etme rikâbından cüdâ
Ey hüsrev-i âli-tebâr âsârına yokdur şümâr
Ammâ bu dil-cû çeşme-sâr oldu aceb hayret-fezâ
Bak sîm ü zerden tâsına âb-ı hayât-efzâsına
Benzer gümüş sakkâsına bekler kapın subh ü mesâ
Mehdinde hâmem oldu lâl izhâr-ı acz etdi makâl
Evsâfın eylerken hayâl hâtifden erdi bu nidâ
Vehbî hâmuş ol beste-leb haddin değil eyle edeb
Senden mukaddem oldu hep şâirlere birden salâ
Târîh için dâniş-verân hayrette iken nâgehân
Buldu şehinşâh-ı cihân bir mısra’-ı âlem-bahâ
Her lafzı bahr-i mevc-zen maʽnâsıdır dürr-i Aden
Görmek dilersen onu sen ey teşne-i hüsn-i edâ
Târîhi Sultân Ahmedin cârî zebân-ı lûleden
Aç besmeleyle iç suyu Hân Ahmede eyle duâ
Kaynak: https://kulturenvanteri.com (E.T.: 18.11.2022…………………….)
-AYASOFYA SEBİLİ
-III. AHMED SEBİLİ VE ÇEŞMESİ
-TOPKAPI SARAYI

III. Ahmet Sebil ve Çeşmesi estetik yönü öne çıkmış, dört köşesinde sebilin yer aldığı ve her cephesinde çeşmenin bulunduğu oldukça görkemli bir meydan çeşmesi. 4 köşede yer alan her bir sebilin 3 penceresi bulunuyor. 3 pencerenin üzerinde kitabesi bulunuyor. Kitabenin altında ve özellikle üst kısımları tam bir renk ve desen cümbüşü. Çeşmelerin 3 cephesinde 5 satır 2 sütun kitabe yer alıyor. bir cephesinde ise her iki köşeye sebillere kadar uzayan tek satır 2 sütun sülüs yazısı dikkati çekiyor. Okuyabildiğim kadarıyla “tarihi sultan ahmedin ….. aç besmeleyle iç suyu han ahmede eyle dua” yazıyor. Sol alt köşede 1141 tarihi not düşülmüş (1728-29). Bu cephede diğer çeşmelerden ayrı olarak musluğun hemen üzerinde, ayna kısmında dairesel formda besmele yazısı öne çıkıyor. Çeşmenin çatısı geniş saçaklı, üzerinde her bir köşede ve tam ortasında birer adet küçük kubbecikler bulunuyor. Saçakların iç kısım süslemelerinde batı sanat akımlarının etkisi gözüküyor. Çeşmenin tavanla birleştiği noktada çeşmeyi çepeçevre kuşatan yeşil çiniler farklı güzel bir görünüm vermiş. Çeşmenin yanında bulunan Prizma Tabelada yazılanları okuyoruz: “III. Ahmet Çeşmesi, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın önerisiyle III. Ahmet tarafından Perayton isimli bir Bizans Çeşmesinin yerine Mimar Ahmet Ağa’ya yaptırılmıştır. Türk rokoko tarzının en güzel örneklerinden olan çeşmenin yapım tarihi 1729 ‘dur. Çeşme köşeleri yumuşatılmış kare planlıdır. Köşelerde sebiller bulunan çeşme, üzeri ahşap saçaklı bir çatı ile kapatılmıştır… Ondört kıtalık Kayseri ve Halep kadısı şair Seyit Hüseyin Vehbi bin Ahmet’e ait kaside, sebillerin ve her cephede bulunan çeşmelerin üzerine ta’lik hatla yazılmıştır. Üstte mukarnaslı bir kuşak, onun üzerinde de çini bir kuşak yer almaktadır. Bu çiniler hem klasik motifleri hem de lale ve akantüs yaprakları gibi Avrupai motifleri ihtiva etmektedir.” (Ayrıntılı bilgi için İslam Ansiklopedisinin AHMED III ÇEŞMESİ maddesine bakılabilir. E.T.:18.112022) Çeşmenin hemen yanında bulunan Topkapı Sarayı girişi önünde içeri girmek için bekleyen yerli ve yabancı turistler kuyruk oluşturmuş (Bab-ı Hümayun). Sokak köpekleri sessiz sakin yatıyor veya dolaşıyorlar çevrede. Bir ara köpekler kendi arasında havlamaya başladı. Tabi etrafta kısa bir telaş oldu. Neyse ki, uzun sürmedi. Topkapı Sarayı önünde Prizma Tabela ve Kültür Bakanlığı tabelası yanyana bulunuyor. Bakanlığın tabelasında yazanları buraya aktararak yola devam edeceğiz. Ayrıntıya girmeyeceğiz: “Topkapı Sarayı, İstanbul’un 1453 yılında fethedilmesinden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında yükselen tarihi İstanbul yarımadasının ucundaki Doğu Roma akropolü üzerine 1460 – 1478 yılları arasında inşa ettirilmiştir. Yaklaşık 700 bin metrekarelik bir alana yayılan Topkapı Sarayı, deniz tarafında Doğu Roma surları ile çevrilidir., kara tarafında ise Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan ve Sûr-ı Sultânî adı verilen surlar ile şehirden ayrılmıştır. Sultan Abdülmecid’e kadar (1839 – 1861) Osmanlı Sultanlarının resmî ikametgahı olan Topkapı Sarayı, yaklaşık dört yüzyıl süreyle devletin idare, eğitim, sanat merkezi ve padişahın konutu olarak kullanılmıştır. 19.yüzyılın ortalarında hanedan Dolmabahçe Sarayı’na taşınmış olsa da Hazine ve Mukaddes Emanetler’in burada bulunması sebebiyle Topkapı Sarayı hiçbir zaman önemini yitirmemiştir. 3 Nisan 1924’te müze haline getirilmiştir.” Prizma tabeladan ek olarak şu cümleleri de ekleyerek bilgilendirmeyi bitirelim: “Müzenin temel olarak “Hazine” ve “Harem” olmak üzere iki bölümü vardır. Hazine, saraydaki bütün değerli eşyanın sergilendiği bölümdür. Mücevherattan nadide Çin porselenlerine, el yazması kitaplardan minyatürlere, kıyafetlerden, zırhlara, silahlar ve daha bir sürü değerli eşya buradadır.”

-AYASOFYA İMARETHANE VE KAPISI
-SOĞUKÇEŞME SOKAĞI
-SOĞUK ÇEŞME
-İSTANBUL KİTAPLIĞI

Ayasofya Camii ile Topkapı Saray Surları arasında bulunan Soğukçeşme Sokağına giriyoruz. Girişte sol köşede Ayasofya İmaret Avlu Kapısı ihtişamlı bir şekilde yer alıyor. Kapının sağında ve solunda iki sütun arasında ve nişlerin üst kısmında rozet içerisine alınmış II. Mahmud’a ait birer tuğra bulunuyor (Kapı I. Mahmud döneminde yapılmasına rağmen, tuğra II. Mahmud’a aittir). Kapıya 3 basamak merdivenle ulaşılıyor. Kapının üzerinde 4 satır, 4 sütunluk kitabe bulunuyor. Kitabenin sol alt kısmında 1155 tarihi yer alıyor (1742/1743). Kitabenin altında kapının hemen üstünde ise tek satırlık kısa bir kitabe bulunuyor. Tarih, tam da batı mimarisinin ilk yansımalarının görüldüğü barok dönemine denk geliyor. Ahşap çatı, kapının dört bir yanını geniş saçaklarıyla çepeçevre kuşatmış. Kapıya göre oldukça geniş saçaklarıyla, ölçüsüz olmuş. Çatının iç kısımları oldukça güzel motif ve renk uyumu ile farklılık oluşturuyor. Avlu kapısı kapalı idi. Kapının iç kısmında bulunan kitabede ise besmele ve nisa 59.ayetin ilk kısmı sülus hatla büyükçe yazılmış. Nisa Suresi 59. ayeti kerimede “Ey iman edenler! Allah’a itaat din, resulüne itaat edin ve sizden olan ve sizden olan ulul emrede…” buyurmaktadır. Allah’a ve Resulüne itaat ederse, ulu’l emre itaat edilir.

Tarihi Soğukçeşme Sokağında yer alan yapılardan bahseden imarethane duvarına monte edilmiş Fatih Belediyesince hazırlanan tabela ve İBB tarafından hazırlanan prizma tabela yer alıyor. Her iki tabeladan özetle: “Topkapı sarayı surlarına yaslanmış cumbalı ve kafesli oniki ev ve bir Roma sarnıcının yer aldığı tarihi bir sokaktır. Sokağın 18.yüzyılda şekillendiği sanılmaktadır. Sokak adını Roma devrinden kalma sarnıcın cephesine monteli, 1800 yılında III. Selim dönemine ait mermer bir Türk Çeşmesinden almıştır. Sonraki yıllarda geçirdiği yangınlar sonucu harabeye dönen yapılar 1986 yılında yenilerek hizmete açılmış ve şimdilerde butik otel ve lokanta olarak hizmet vermektedir. 19. yüzyılda İstanbul’a gelen yabancı gezginler ve ressamlar bu sokak ile özellikle ilgilenmişler ve eserlerine konu edinmişlerdir. Sokağın ortasındaki evde 6. cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün doğduğu ev bulunmakta imiş.” Soğukçeşme Sokakta ilerliyoruz. Sol tarafımızda Ayasofya, sağ tarafımızda zemin artı iki katlı yeşil renkli, cumbalı evler… Sokak boyunca 3 adet çeşmeye rastlıyoruz. Çeşmeler aralıklı olarak cumbalı evlerin arasında Topkapı surlarına yakın veya sırtını dayamış halde bulunuyor. Bunlardan ortada bulunan çeşme yukarı da bahse konu olan sarnıc duvarına yaslı olarak yapılmış sokağa ismini veren tarihi Soğuk Çeşme‘dir. Diğer iki çeşme yakın tarihte yapılmış. Sarnıçla birlikte çeşmeyi farklı açılardan fotoğraflıyoruz. Ayasofya İmarethanesi avlu duvarı bitiminde tam köşede ikinci bir kapı daha bulunuyor. Bu kapı bir önceki kapıya göre daha sade. Kapının üzerinde -zemini kiremit rengi benzeri- diğerinde olduğu gibi 4 satır, 4 sütun kitabesi yer alıyor. Kitabenin sol alt kısmında ise kısacık 2 satırlık ek bir bölüm dikkati çekiyor. Sokaktaki binalardan birinn kapısının sol yanında İstanbul Kitaplığı 1986, sağ yanında ise Çelik Gülersoy Vakfı yazısını okuyoruz. Kapı üzerinde kütüphanenin salı ve perşembe günleri 9-12 / 13.00 -16.30 saatleri arasında açık olduğunu anlıyoruz.

-AYASOFYA MEDRESESİ
-CAFERAĞA TEKKESİ (SİNAN ERDEBİLİ TEKKESİ)
-CAFERAĞA MEDRESESİ
-AYASOFYA ÜÇYÜZLÜ ÇEŞMESİ

Ayasofya İmarethanesi bitiminde Ayasofya Medresesi başlıyor. Medrese, Soğukçeşme Sokak ile Caferiye Sokağı köşesinde yer alıyor. Medrese halen Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesinin yerleşkesi olarak hizmet vermektedir. Caferiye Sokaktan içeri giriyoruz. Köşede Maden Galerisi binasını belli belirsiz görüyoruz. Hemen bitişiğinde İngilizce Ayasofya Kültür Merkezi yazısının yer aldığı küçük yapıyı görüyoruz. Yapının üzerinde Caferağa Tekkesi Mustafa Öncel Salonu yazılı tabelayı ve açıklamalarını okuyoruz: “Caferiye Tekkesi’nin (Sinan Erdebili Tekkesi) banisi Sinan Hızır Erdebili, Halvetiliğin Sünbüli koluna mensuptur. Zamanın önde gelen mutasavvıflarından Şeyh Sinan Hızır Erdebili 951 /1544 yılında vefat etmiştir. Defter Emini gerçekleştirilmiştir.” Tekkeden 20 30 adım ötede sağda, aşağı doğru kıvrılarak inen patika yola Soğukkuyu Çıkmazına giriyoruz. Çıkmazın sonu Caferağa Medresesine ulaşıyor. Medrese avlu kapısından içeri girmeden sağda medrese hakkında panoda yazanları okumaya başlıyoruz: “Medrese, Kanuni Sultan Süleyman dönemi Babüssaade ağalarından Cafer Ağa tarafından Mimar Sinan’a 1559 yılında yaptırılmıştır. Medrese zamanla bir çok onarım geçirmiş olup, en son 1987 – 1988 yılları arasında Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından restore edilmiştir. Halen Gelenekli Türk Sanatlarının öğretildiği 15 dershane /sergi odası, bir büyük salon ve avlusuyla sanatın tarihle buluştuğu bir merkez olarak hizmet vermektedir.” Avlu kapısından içeri geniş bir avluya giriyoruz. Kubbeli ve revaklı odaların / atölyelerin tamamı avluya açılıyor. Avluda dinlenmek ve çay yudumlamak üzere masalar yer alıyor. Avlunun bir cephesinde revaklardan ayrı bir parça olarak daha büyük kubbeli, bir yapı dikkati çekiyor. Kapısı üzerinde koyu mavi zemin üzerinde 3 satırlık bir kitabe, kapının sağında 7 satır, 2 sütunluk, solunda ise tek sütun, 12 satırlık uzunca bir kitabe yer alıyor. Sağdaki kitabenin altında 1263 / 1846 -1847, sol tarafta yer alan tek satırlık kitabede ise 1261 / 1845 tarihi bulunuyor. Burası diğer atölyelere göre daha büyük ve seminer vb küçük çaplı toplantılar için kullanılıyor. Kubbesi oldukça sade. Atölyeleri tek tek dolaşıyoruz. Müzik, kuyumculuk, takı tasarım, seramik, minyatür ve katı’ vs atölyeler sıralanmış. Medresede ilgi çekici iki duayı “Vakıf Duası” ve “Vakıf Bedduası” çerçeveleterek asılmış. Zamanımız olmadığı için hızlıca fotoğrafladıktan sonra medreseden ayrıldık. Ancak nasip olursa bir sonrakinde oturup çay yudumlamayı isterim. Medreseden çıkıp, yokuş yukarı çıkmaz sokağın başına geliyoruz. Sola Caferiye Sokağa dönerek yürüyüşümüze devam ediyoruz. Sol tarafımızda Ayasofya Camii avlusunu ve gezen yerli yabancı çok sayıdaki turisti görüyoruz. Sokağın bitimine yakın sağa Mustafadede Sokağa dönüyoruz. Biraz ilerledikten sonra Alemdar Caddesine çıka köşede Ayasofya Üçyüzlü Çeşmesini görüyoruz. Çeşme, isminden anlaşıldığı gibi üç çeşmeden oluşuyor. Ortadaki çeşme yanlarda yer alan çeşmelere göre daha yüksekçe. Çeşmelerin her birinde tek sıra ayeti kerimeler yer alıyor. Soldaki birinci çeşmenin kemer kısmının üzerinde sülüs hatla insan suresi 21.ayeti kerimesi (“Ve sekâhum rabbuhum şerâben tahûrâ”), ayna kısmının üzerinde talik hatla İnsan Suresi 18.ayeti kerimesi (“Aynen fîhâ tusemmâ selsebîlâ”1220 ??), Ortada bulunan çeşmenin ayna kısmında sülüs hatla insan suresi 17. ayeti kerimesi (“Ve yuskavne fîhâ ke/sen kâne mizâcuhâ zencebîlâ)” yer alıyor. Sağdaki çeşmede ise soldaki gibi kemerin üzerinde olduğu gibi sülüs hatla enbiya suresi 30. ayeti kerime (“Vece’alnâ mine-lmâ-i kulle şey-in hayy)” , ayna üzerinde ise, talik hatla besmele yazısını görüyoruz. Her üç çeşmede de aynanın her iki yanında musluk hizasında nişler yer alıyor.

-MADEN GALERİSİ
-NAZIR İSMAİL EFENDİ ÇEŞMESİ
Nazır İsmail Efendi Çeşmesi Kitabesi
Yapılış Tarihi: H.1216 / M.1801 – 1802  
Kitabesi;
Kâmilüyyü’z-zât İsmâil Efendi kim odur
Mefhar-ı küttâb-ı devlet âb-rûy-ı hâcegân
Nâzırıyken Humbarahâne Ocağı pâkinin
Oldu inşa-kerdesi bu çeşme-i Kevser-nişân
Fisebîlillâh nâsı niyet-i irvâ edip
Böyle bir âb-ı musaffa eyledi icrâ hemân
Ârifâ kıldım bu târîh ile atşâna nidâ
Etdi İsmail Efendi gel için Zemzem revân
Kaynak: https://kulturenvanteri.com (E.T.: 20.11.2022)

Çeşmeyi fotoğrafladıktan sonra aşağı Gülhane yönünde inmeye başladık. Parkın giriş kapısına kadar ilerledikten sonra içeri girmeyerek, Soğukçeşme Sokağının Alemdar Caddesine açılan kısmından yokuş yukarı çıkmaya başladık. Caferiye Sokağına kadar Ayasofya Medresesi köşesine kadar ilerliyoruz. Caferiye Sokağı köşesinde üzerinde Maden Galerisi yazılı kapıdan içeri giriyoruz. Küçük bir avludan geçerek solsa bulunan kapıdan içeri giriyoruz. Giriş kapısında asılı tabelada. “Eskişehir – Sarıcakaya yöresinde Hititliler döneminden bu yana (belki daha da öncelerinden) işlenen bu mavi taş, Romalılar döneminde ……torunlarından M. Sırrı Gerçin ve eşi Birsen Gerçin tarafından işletilmektedir.” Çeşitli taşların ve taşlardan imal edilmiş ürünleri sergilendiği ve satıldığı küçük bir salona giriyoruz. Zamanımız olsa ve ilgilisi için görevli kişilere soru sorularak madenler hakkında bilgi alınabilirdi. Tekrar çıktığım yokuştan aşağı doğru iniyoruz. Sağ yanımda küçük bir çeşmeye rastlıyorum. Soğuk çeşmeye benzeyen mermer üzerine işlenmiş ayna kısmı, aynadan bağımsız 1216 tarihli en üstte tuğranın yer aldığı 4 satır 2 sütun kısa bir kitabe yer alıyor. Ve sonunda Gülhane Parkı giriş kapısının önündeyiz.

I. Ahmet Çeşmesi Kitabesi
Yapılış Tarihi: H.1014 / M. 1605-1606
İnşâ Kitabesi;
Hayr edip Allâh için bu çeşmeyi
Yapdı Sultân Ahmed ol zıll-i Hudâ

Suyunu nûş eyleyen bulsun hayât
Halka cân-bahş olsun aksın dâimâ

Deh düşünce Hâfızâ târîh olur
Vere ehl-i meşrebe bu mâ’ safâ
Tamir Kitabesi;
El-Gâzi es-Sultân Abdülhamîd Hân-ı sâni
Efendimiz Hazretlerinin müceddeden
binâ ve inşâ buyurdukları
Hamîdiye Çeşmesidir.
Kaynak: https://kulturenvanteri.com
(E.T.: 20.11.2022)


Gülhane Parkı Çeşmesi Kitabesi
Yapılış Tarihi: H.1329 / M.1911
Kitabesi;
Âb-ı hayâtın aynı olan işbu çeşmenin
Aʽsâr geçdi kimse varmadı farkına

Bildi emânet eyledi ihyâ müceddeden
Verdi hayât doğrusu Gülhâne Parkı’na
Kaynak: https://kulturenvanteri.com
(E.T.: 21.11.2022)
-GÜLHANE PARKI
-SOĞUKÇEŞME KAPISI
-I. AHMET ÇEŞMESİ / HAMİDİYE ÇEŞMESİ (Dış)
-SOĞUKÇEŞME KAPISI ÇEŞMELER (İç 2 adet)
-ALAY KÖŞKÜ / AHMET HAMDİ TANPINAR

EDEBİYAT MÜZE KÜTÜPHANESİ
-ÇEŞME, ALAY KÖŞKÜ SOĞUKÇEŞME

KARAKOL ÖNÜ ?,

Gülhane Parkının Soğukçeşme Kapısındayız. Park Surla çevrili. Kemerli iki giriş kapısı bulunuyor. Dış cepheye yaslanmış, iki kapının arasında Sultan I. Ahmet Çeşmesini fotoğraflıyoruz. Çeşme üzerinde 3 adet kitabe yer alıyor. En üstte 2 satırlık, talik hatla yazılmış, 1307 (1889 – 1890) tarihli II. Abdulhamid Han tarafından yaptırılan tamir kitabesi, altta 1014 (1605 – 1606) tarihli, 3 satır, 2 sütunluk inşa kitabesi ve ayna üzerinde ise ayeti kerimeden bölüm bulunuyor. Çeşme Hamidiye Çeşmesi olarak ta biliniyor. Çeşme, duvar çeşmesi sınıfında yer alıyor. Tamir edildiği dönemin sanatını yansıtıyor gibi. Tekne kısmı klasik tiplerden ayrı olarak günümüz ayaklı lavabosu formatında yapılmış. Çeşmenin tekne kısmından başlayarak yukarı kadar uzanan niş’i oldukça estetik görünümlü. Çeşmenin musluğu bulunmuyor. Çeşmenin en üst kısmında muhtemel tuğra yeri olsa gerek içi boş rozeti görüyoruz. Gülhane Parkına girdiğimizde Soğukçeşme Kapısı iç cephede, 2 adet duvar çeşmesi bulunuyor. Çeşmeler ince yapısı, ve tekne kısmının ayaklı lavabo olması ile bugün benzerini gördüğümüz 4-5.ci çeşme. Çeşmenin kitabesi ve musluğu bulunmamaktadır. Parkta girişine yakın bulunan prizma tabelada Gülhane Parkı hakkında yazılanları okuyoruz: “Osmanlı İmparatorluğu döneminde içinde bir koruyu ve gül bahçelerinin barındıran Topkapı Sarayının dış bahçesidir. 1912 yılında dönemin şehremini Cemil Topuzlu zamanında düzenlenerek halka açılmıştır. Sarayburnu Park kısmı eskiden Sirkeci demiryolu hattı üztünden bir köprüyle ana parka bağlıydı. 1958 yılında sahil yolu ile parktan ayrılmıştır. Tanzimat Fermanı, 3 Kasım 1839’da Abdülmecit döneminde Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhane Parkı’nda okunmuştur ve bu nedenle Gülhane Hatt-ı Hümayunu da denilmektedir.” Girişte sol köşede yer alan Alay Köşkü olarak bilinen Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi yer alıyor. Köşk, halen Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bakım ve onarım işi yapıldığından kapalı idi. Alay Köşkünün önünde bulunan prizma tabelada: “Alay Köşkü, Topkapı Sarayının dış suru üzerinde, padişahların geçit yapan alayları seyretmesi için yaptırılan köşktür. Köşk ilk yapıldığında 16. yüzyılda ahşaptı. II. Mahmut tarafından Batı üslubunda yaptırılmıştır. Gülhane Parkı’nın içinden geniş bir rampa ile çıkılan köşk, yuvarlak bir hünkâr salonu ile hizmet binalarından oluşmaktadır. Köşkün üstünü geniş saçaklı soğan biçiminde ve dilimli, kurşun kaplı bir külah örtmektedir. İçeride ise bu külahın kubbe halinde olduğu görülmektedir. İsviçreli Mimar Fossati kardeşlerin projesine göre, 1855’te Alay Köşkü ile Soğukçeşme Kapısı yanındaki burç arasında ve surun dışına bitişik olarak Telgrafhane-i Amire binası yapılmıştır. Dolmabahçe Sarayı’nın bir köşesine yeni Alay Köşkü yapıldığından Gülhane Alay Köşkü fonksiyonunu kaybetmiştir. Bu sebeple Alay Köşkü telgrafhane nazırlarına makam olarak tahsi edilmiştir. Telegrafhane taşındıktan sonra binası yıkılmıştır. Alay Köşkü’de uzun süre atıl kalmıştır. Müze ve Kütüphane olarak 12 kasım 2011 tarihinde hizmete açılmıştır.” yazmaktadır. Alay Köşkünün hemen bitişiğinde çeşme dikkatimizi çekiyor. Çeşme ilk dönem mimarisine göre inşa edilmiş. Araştırmalarımızda çeşmenin ismin bulamadık. Ancak bir yerde alay köşkü soğukçeşme karakol önü diye yer ve konum belirtildiğini gördük. Çeşmenin, geniş kemeri, teknesi ve aynası bulunurken, kitabesi bulunmamaktadır. Ayna kısmı sonradan eklenmiş.

-PROF.DR FUAT SEZGİN DR. URSULA SEZGİN
BİLİMLER TARİHİ KÜTÜPHANESİ
-İSLAM BİLİM VE TEKNOLOJİ TARİHİ MÜZESİ
-BELTUR KANDİL KAFE
-PROF.DR FUAT SEZGİN İSLAM BİLİM TARİHİ

ARAŞTIRMALARI VAKFI

Park, yüzyıllık çınar ağaçları ile bakımlı güzel bir park. Parkın sol tarafında surların dibinde iki katlı yapılar uzanıyor. İlk yapı, Prof. Dr. Fuat Sezgin ve Dr. Ursula Sezgin Bilimler Tarihi Kütüphanesi, kütüphanenin hemen bitişiğinde İBB kuruluşu Gülhane Kandil Cafe Beltur yer alıyor. Beltur’un orada kemerli kısa bir tünelden geçerek Alemdar Caddesine çıkılabiliyor. Beltur gerek içecek gerekse yemek için daha makul fiyatları olduğunu çoğunluk biliyor. Belturu geçtikten sonra aynı sırada bu kez İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesini” görüyoruz. Prof. Dr. Fuat Sezgin hocamızın yılların birikimini taşıyarak, büyük emekler verdiği bu müze Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Müzenin önünde açık alanda, 9. yüzyılda Abbasiler devrinde yapılan haritanın yerküre maketi yer alıyor. Bilgilendirici tabelada: “Bu yerküre Abbasi Halifesi el-Me’mun’un 9. yüzyılın ilk ….Harita kayıptı, ancak 1980’lerde yeniden bulundu. Bu yeryüzü harita tasarımını gelişimini gerek İslam dünyasında, gerekse Avrupa’da doğrudan doğruya ve dolayısıyla derinden etkiledi.” Müzeye daha önce defaatle gittiğim için, şu an girmiyorum. Yerküreyi bir çok yönden fotoğrafladıktan sonra aynı güzergahta devam ediyoruz. Müzeden sonra yine iki katlı tarihi bir konak formatında yapıyı görüyoruz. Bu yapı Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı olarak kullanılıyor. Fuat Sezgin hocamızla kendisi Almanya’da iken telefonla bir kez görüşme imkanım oldu. Belediyemizden ilgili üniversite ve de dahili numarasını çevirdiğimizde / ya da bağladıklarında karşımızda hocamızın sesini duyunca şaşırdık. Belediyemizin yeni hizmete geçirdiği Bilim Merkezine rızaları olursa ismini vermek istediğimizi, ilettik. Hocamız, teklifimizi, hiç düşünmeden kabul ettiği gibi, “sizlere farklı alet ve araç desteğinde de bulunurum” diyerek bu alanda yapılacak her türlü girişime açık olduğunu hissettirmişti. Hocamız onca kariyerine ve sadece sesini duymama rağmen mütevaziliği açıkça anlaşılıyordu. Rabbim mekanını cennet eylesin. Sayılarını artırsın.

Zeynep Sultan Çeşmesi Kitabesi
Yapılış Tarihi: H.1184 / M.1170-1771
Kitabesi;
Gazi Ahmed Han-ı sâlis duhteri cûd-i zeman
Câmi-ül- hayr-ü kerem hazret-i Zeyneb Sultan
Rûh-i Sultaniyye ayağını cârî kıldı hem
Çok eser yapdı duâsın ide yürüyen civan
Yoluna girdi bu su dest-i melekle açılub
Menba’-ı lütf-ü atâsı çürevandır bu mekân
Gören ecdadına rahmet deyû târihin okur
Suyu ayn-ı selsebîl-saz çeşme-i âb-ı revan
Kaynak: https://kulturenvanteri.com
(E.T.: 21.11.2022)
-KAFE
-GÜLHANE KORU ŞEFLİĞİ

-GÜLHANE PARKI SARNIÇ VE ÇEŞMESİ
-SALKIM SÖĞÜT ÇEŞMESİ
-ZEYNEP SULTAN ÇEŞMESİ

Sol tarafta özel bir kafeye daha rastlıyoruz. Binalar bittikten sonra İBB Gülhane Koru Şefliği binasının önünden geçerek bu kez sağ tarafa Topkapı Sarayı Surları tarafına doğru yöneliyoruz. Gülhane Soğukçeşme girişten başlayarak denize kadar dümdüz etrafı yüksek çınar ağaçlarıyla çevreli yolun sura doğru olan kısmı yamaç şeklinde. Gülhane parkına daha önce çokça gelmeme rağmen bazı yerleri ilk kez görüyorum. Bunlardan birisi de Gülhane Parkı Sarnıcı ve Çeşmesi. Sarnıç Roma dönemine ait, yamaç araziye kurulmuş. Sarnıcın önü açık, sırtı ise toprağa dayalı. Sarnıc atıl durumda. Turizme kazandırılabilir. Camdan içeriyi fotoğraflama imkanı buluyoruz. Sarnıç tek katlı, içeriye merdivenle inilen, kemerli sütunların olduğu bir yapı. Sütunların orta kısmında büyük ihtimal ışıklandırma için unsurlar eklenmiş. Zeminde su var mı yok mu belli olmuyor. Sarnıc girişinde sırtını duvara yaslamış, ince uzun estetik bir çeşme yer alıyor, Gülhane Parkı Çeşmesi. Çeşmenin 4 satırlık talik hatla yazılmış kısa bir kitabesi bulunuyor. Kitabenin üst kısmında rozet içerinde tuğra yer alıyor. Kitabenin tarihi bu kez ve de ilk kez kitabenin hemen üstünde yer almış. İlk hali de mi böyle idi. Yoksa sonradan mı böyle yapıldı bilemiyorum. Tarih olarak 1326 tarihi verilmiş (1911). Çeşmenin teknesi kare şeklinde yere yakın iken, musluğu bulunmuyor. Sarnıcın üst kısmına çıkıyoruz. Yapının etrafı çevreli, ortada betondan bir baca bulunuyor. Gezimiz tam bu anında eşim telefon açtı. Bacanağımın kız kardeşinin vefat ettiğini, cenazesinin öğlen namazına müteakiben kaldırılacağını söyledi. Ben de hızlıca park içerinde bulunan abdesthanede abdestimi alarak Sirkeci Marmaray İstasyonuna doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. Yürürken yol üzerinde bulunan 2 adet çeşmeyi fotoğraflamadan geçemedim. Bunlardan ilki Salkım Söğüt Çeşmesi. Çeşme, “Şah Huban Çeşmesi” ve “Su Dibi Çeşmesi” (su dibi sur dibi olmasın) olarak ta biliniyor. Çeşme Alemdar Caddesinde Gülhane Parkı Surlarına dayalı güzel bir çeşme. Tamamı mermerden yapılmış. Ayna kısmında musluğun hemen üzerinde simetrik çiçek vazosu kabartmalı bir şekilde yer almış. Hemen üstünde ise polis armasına benzeyen sekiz köşeli güneş bulunuyor. Aynanın üst kısmında ayeti kerimeden kısa bir bölüm tarihsiz olarak göze çarpıyor (Ve sekahüm Rabbühüm şeraben tahura). Musluğu ve teknesi bulunan çeşme barok stilinden izler taşıyor. Araştırmalarımızda çeşmenin yapım tarihine ilişkin bir yerde 1606 tarihini bulduk. Ancak bana göre 18.yüzyılda ayna kısmı dönemin mimarisine göre yeniden yapılmış. Aşağı doğru adımlarımızı sıklaştırdık. Tramvay sola kıvrılırken (Tam da Gülhane Parkın içerisinde bulunan İBB Beltur Kandil kafenin girişi) biz düz devam ederek Taya Hatun Sokağa kestirme olsun diye sapıyoruz. Dükkanların arasında kalmış ve üzerine zemin dahil 4 katlı bina yapılmış Zeynep Sultan Çeşmesi bugünün son fotoğraf karesi. (Not: Hangi akıl, sur dibine surun görüntüsünü kapatacak şekilde 4 katlı bina yapar. Bizim ülkemizde oluyor bazen. Ben olsam en az iki katını tıraşlarım.) Caddesinin karşı tarafında aynı isimli Zeynep Sultan Camii, Sebili ve Çeşmesini Bayezid Durağımızda fotoğraflamıştık. Çeşmenin aya kısmının üzerinde 4 satır, 2 sütundan oluşan kitabesi bulunuyor. Sol alt köşede 1184 tarihi yazılmış (1770 – 1771). Çeşmenin estetik bir özelliği kalmamış. Yanyana 3 musluk takılı ancak teknesi bulunmamaktadır. (12:49)

BAZI SOKAK İSİMLERİ: 

HANGİ MAHALLELERDEN GEÇTİK? -CANKURTARAN (9.59 – 12.49)

GEZİ GÜZERGAHI  -AYASOFYA SEBİLİ, -III. AHMED SEBİLİ VE ÇEŞMESİ, -TOPKAPI SARAYI, -AYASOFYA İMARETHANESİ VE KAPISI, -SOĞUKÇEŞME SOKAĞI, -SOĞUKÇEŞME, -İSTANBUL KİTAPLIĞI, -AYASOFYA MEDRESESİ, -CAFERAĞA TEKKESİ (SİNAN ERDEBİLİ TEKKESİ), -CAFERAĞA MEDRESESİ, -AYASOFYA ÜÇYÜZLÜ ÇEŞMESİ, -MADEN GALERİSİ, -NAZIR İSMAİL EFENDİ ÇEŞMESİ, -GÜLHANE PARKI (-SOĞUKÇEŞME KAPISI, -I.AHMET ÇEŞMESİ / HAMİDİYE ÇEŞMESİ (Dış), -SOĞUKÇEŞME KAPISI ÇEŞMELER (İç 2 adet)i -ALAY KÖŞKÜ / AHMET HAMDİ TANPINAR EDEBİYAT MÜZE KÜTÜPHANESİ, -ÇEŞME, ALAY KÖŞKÜ SOĞUKÇEŞME KARAKOL ÖNÜ ?, -PROF.DR FUAT SEZGİN DR. URSULA SEZGİN BİLİMLER TARİHİ KÜTÜPHANESİ, -İSLAM BİLİM VE TEKNOLOJİ TARİHİ MÜZESİ, -BELTUR KANDİL KAFE -PROF.DR FUAT SEZGİN İSLAM BİLİM TARİHİ, ARAŞTIRMALARI VAKFI, -KAFE, -GÜLHANE KORU ŞEFLİĞİ, -GÜLHANE PARKI SARNIÇ VE ÇEŞMESİ), -SALKIM SÖĞÜT ÇEŞMESİ, -ZEYNEP SULTAN ÇEŞMESİ

Ayasofya İmaret Kapısı Kitabesi
(Soğuk Çeşme Sokağı Girişi – Bab-ı Hümayun tarafı)

Şehenşāh-ı cihān Sulṭān Maḥmūd-ı mekārim-kār
Vücūd-ı bī-naẓīri oldu dehre ni‘met-i ‘uẓmā

O ḫāḳān-ı ni‘ām-fermā-yı evreng-i ḫilāfet kim
Anıŋ eyvān-ḫvān-ı cūdudur ma‘mūre-i dünyā

Ḫuṣūṣen ‘ahd-i Fātiḥ’den beri bu ḫayr-ı vālāya
Muvaffaḳ olmamış eslāfı şāhāndan beri ammā

Meger merhūn imiş vaḳt-i hümāyūn-ı cihānbāna
Ki yapdı böyle bir dārü’n-ni‘ām şāhenşeh-i dānā

Zihī dārü’n-ni‘ām kim kāse-şūyı maṭbaḫ-ı cūdı
Sezādır olsa Keyḳāvus u Ḫusrev dāver-i Dārā

Maḥallinde hele bir bī-bedel ḫayr-i cezīl oldu
Simāṭ-ı luṭfuna sīr oldu el-Ḥaḳḳ pīr ile bernā

Mü’eyyed eyleyip iḳbāl ü şevketle o Sulṭānı
Muvaffaḳ eylesin ās̱ār-ı ḫayra Ḥażret-i Mevlā

Bu Ni‘met bendesi vech-i cemīl ile dedi tārīḫ
İmāret eyledi Sulṭān Maḥmūdü’n-nevāl iḥyā

1155

Ketebehu el-ḥaḳīrü’l-muḥtāc ilā-raḥmeti
Rabbihi’l-Ḳadīr Ḫāzin-i Şehriyārī Beşīr 
(Kaynak: http://www.ottomaninscriptions.com/E.T.:20.11.2022)
Sadeleşmiş Hali

1 Cihanın şahlar şahı cömert padişah Sultan Mahmut’un
eşi benzeri bulunmaz zatı kâinata büyük bir nimet oldu.

2 Dünya, o hilafet kumaşını güzelleştiren
hakanın cömertlik sofrasının eyvanıdır.

3 Fatih devrinden bu yana böyle bir yüce
hayır işine eski padişahlardan kimse muvaffak olmamıştı.

4 Meğer bu padişahın zamanını beklemekteymiş ki o bilgili şahlar şahı bu imareti yaptırdı.

5 Öyle bir imaret ki o padişahın cömertlik mutfağının
kâse yıkayıcısı Keykavus, Hüsrev ve Dârâ olsa yaraşır.

6 Yerli yerince benzersiz bir hayır eseri oldu.
Yaşlı genç herkes lütuf sofrasına gözler oldu.

7 Allah, o sultanı ikbal ve azametle destekleyip
hayır eserleri yaptırmaya muvaffak eylesin.

8 Nimet kulu güzel bir şekilde tarih söyledi:
Kaderin lütfu olan Sultan Mahmut, imaret ihya etti.”
M. 1742-43

(Kaynak: Kitabelerin Kitabı Fatih E.T: 20.11.2022)
Ayasofya İmaret Kapısı Kitabesi
(Soğuk Çeşme Sokağı)
1 Şehriyâr-ı dâd-ger hâkân-ı Skender-zafer
Pâdişah-ı bahr ü ber şâhenşeh-i çerh-âsitân
2 Hazret-i Sultân Mahmûd-ı Felâtun-reʽy kim
Oldu zâtı bâis-i âsâyiş-i kevn ü mekân
3 Ol şehin olmakta mirʽat-ı cihânda nev-be-nev
Vech-i pâkinden nice âsâr-ı hayriyye ayân
4 İşte ez-cümle Ayasofiye gibi maʽbedin
Kıldı etrâfın nice âsâr ile cennet-nişân
5 Mekteb ü dârü’l-kütüb dil-cû sebîl inşa edip
Eyledi sükkânı gark-ı âb-ı cûd-ı bî-kerân
6 Baʽdezîn dârü’n-ni’am bünyâd edip ol kâm-kâr
Oldu seyr ihsânına sad-vech ile pîr ü civân
7 Hâsılı geldi cihâna gerçi çok şâh-ı kerîm
Gelmedi böyle veliyyü’n-niʽmet-i bî-imtinân
8 Hak edâ-yı şükrüne ikdâr ede bu âlemi
Kim nazîrin görmedi devrânda bunu âsümân
9 Pâyidâr etsin hemen Allah o şâh-ı ekremi
Vâye-dâr-ı niʽmet-i ihsânı olsun bende-gân
10 Dedi Niʽmet havâr-hân-ı devleti târîhini
“Dâr-ı niʽmet yapdı nev Sultân Mahmûd-ı cihân”
H. 1155 / M. 1742-43
(Kaynak: Kitabelerin Kitabı Fatih E.T: 20.11.2022)
Sadeleşmiş Hali
1 Âdil sultan, İskender zaferli hakan, denizlerin ve karaların
padişahı, eşiği felek olan şahlar şahı,
2 Eflatun gibi isabetli görüşleri olan Sultan Mahmut
Hazretleri’nin zatı yeryüzünün emniyetine vesile oldu.
3 O padişahın temiz yüzünden cihan
aynasında yeni yeni nice hayır eserleri görünmektedir.
4 Mesela Ayasofya gibi bir mabedin
etrafını nice eserlerle cennet döndürdü.
5 Mektep, kütüphane, sebil yaptırıp civarda oturanları
sonsuz kerem suyuna gark etti.
6 O mutlu padişah, bir de imaret yaptırıp yaşlı genç herkes
ihsanına yüz türlü bakar oldu.
7 Kısacası cihana çok cömert padişah geldi, ama böyle bir
karşılıksız nimet dağıtan gelmedi.
8 Allah, âlemi şükrünün edasına muvaffak etsin, zira felek çağlar
boyu benzerini görmedi.
9 Allah, o cömert şahı payidar etsin.
Kulları, ihsan nimetlerinden nasiplensin.
10 Devlet sofrasının yiyicisi Nimet, tarihini “Cihanın
Sultan Mahmut’u yeni bir imaret yaptı” dedi.
Caferağa Medresesi
(Ortadaki Kapı üzerindeki Kitabe)

Nişân-ı şerîf-i âlişân-ı sâmi-mekân-ı sultânîve
tuğra-yı garrâ-yı gîtî-nişân-ı hâkânî oldur ki;
hâliyâ mahrûse-i İstanbul’da cârî olan bodrum
suyundan bundan akdem kapum ağası olup fevt
olan Cafer Ağanın mahrûse-ı mezkûrede binâ
ettiği medresesine bir masura su verilmek emr
edip hükm-i şerîfimi verdim. Ve buyurdum ki;
fermân-ı hümâyûnum mûcibince zikrolunan
sudan medrese-i mezkûreye bir masura su verilip
dâima câri olup ol bâbda efrâd-ı âferîdeden hiç
ahad mâni‘ ve dâfi‘ ve râfi‘ olmaya. Şöyle bileler,
alâmet-i şerife itimad kılalar. Tahriren fî evâil-i
şehr-i Zilkade sene seb’a ve sittîn ve tis’amie.
H. 967 senesi Zilkade ayı başları
M. 1560 senesi Temmuz ayı sonu
Padişahın yüce fermanı
budur ki halen İstanbul’da
akmakta olan bodrum
suyundan önceleri kapı
ağası iken vefat eden
Cafer Ağa’nın yaptırdığı
medresesine bir masura su
verilmesini emretmiştim. Adı
geçen medreseye bir masura
su verilmesi hükmüm
geçerli olup hiç kimse
men olunmasın. Emrimi
bilip uysunlar. Bu ferman,
967 yılının Zilkade ayının
başında yazıldı.

(Kaynak: Kitabelerin Kitabı Fatih E.T: 20.11.2022)
Soldaki Kitabe
(2 sütun / 7 satır)
Sarây-ı hümayûnda kâin teberdârân-ı zülfiyân-ı hâssa
kethüdası olup tarik-i hacc-ı şerifde vefât eden Niğdeli
Süleyman Ağanın sülüs-i malından olarak teberdârân-ı
merkûm neferâtından vâsisi olan Mustafa Efendi
marifetiyle Ayasofya-yı Kebir cami-i şerif kurbunda kâin
Soğukkuyu Medresesinde mevcûd odalarda kâin talebe-i
ulûm için revgân-ı zeyd bahâsı olmak üzre teberdârân-ı
merkûmun vakfına dört bin kuruş vaz‘ olunup ve her
kîsesi şehriyye beşer kuruş nema itibariyle şehriyye
kırk kuruş vakf-ı mezbûrun mütevellisi tarafından ahz
olunarak ne mikdar revgan-ı zeyd eder ise talebe-i ulûm-ı
merkûmun mekâsıma olmak ve vâkıf-ı mezkûru hayır
dua ile yâd ve cümlenin ma‘lûmu oluna.
H. 1263 / M. 1846-47
Hacca giderken vefat eden Zülüflü
Baltacılar Kethüdası Niğdeli
Süleyman Ağa’nın malının üçte birini;
baltacılardan vasîsi olan Mustafa Efendi
marifetiyle Soğukkuyu Medresesi’ndeki
talebeler için zeytinyağı bedeli olmak
üzere adı geçen baltacının vakfına dört
bin kuruş ayrılması ve her kesesi aylık
beşer kuruştan toplam kırk kuruş
olmak üzere vakıf mütevellisi tarafından
alınarak lüzumu kadar zeytinyağı
alınmak ve vakıf sahibine hayır duada
bulunmak için şart koşulduğu herkes
tarafından bilinsin.
(Kaynak: Kitabelerin Kitabı Fatih E.T: 20.11.2022)
Sağdaki Kitabe
(1 sütun / 12 satır)

Saray-ı hümayûn Uncubaşısı olan merhum Hacı
Mustafa Ağa’nın vasîsi bulunan Ser-teberdârân-ı
Hâssa Süleyman Ağa vasıtasıyla adı geçen merhum
Mustafa Ağa’nın üçte bir malının fazlası olan üç bin
beş yüz kuruş teberdârân-ı hâssa evkafının gelirine
katılarak her kesesi aylık beşer kuruş olmak üzere her
ay toplam otuz beş kuruş Cafer Ağa Medresesi’ndeki
kuyu başı, helâ ve kapı aralığında asılı olan üç adet
kandilin zeytin yağları için sarf olunmak üzere ve bu
kandiller hava karardıktan güneş doğuncaya kadar
yakılmaları şart koşulmuştur. Bunun için medrese
talebelerinden biri vazifelendirilerek her aya vakıf
mütevellisinden belirlenen parayı alıp harcaması ve
merhumun bu vesile ile hayr duadan unutulmaması
için bu vakfiye kaydolunmuştur.
H. 1261 / M. 1845