Fıkralar-1

Fıkralar-1  Fıkralar-2 Fıkralar-3  Fıkralar-4  Fıkralar-5

İşaret Koydun mu?

Karadenizli iki arkadaş tatilde balık avlamak için bir sandal kiralayarak denize açılmışlardı. Bir süre sonra bir yerde durdular ve oltalarını denize bıraktılar. Kısa süre içinde sandalları balıkla doldu. Bu durum iki arkadaşın çok hoşuna gitti. Balığın çok bol olduğu bir yer bulduklarını anlamışlardı. Arkadaşlardan biri diğerine:

—Ula Temel ha puraya bir işaret koy da yarin yine ayni yeri pulmamuz kolay olsun, dedi.

Bir süre sonra sahile döndüler. Karaya çıkarlarken arkadaşı Temel’e tekrar hatırlattı:

—Temel nişan koymayu unatmadun değil mi? Temel:

—Unutmadum tabiiçi

—Peçi ne işareti koydun?

—Sandalun ucuna tepeşirle bir çarpı işareti koydum. Arkadaşı Temel’in bu cevabına çok sinirlendi:

—Ula hiç öyle şey olur mu? Tekrar aynı sandalı kiralıyacağumuzu nereden pileysun?

 

Hiç Vermedim ki

Bir boşanma davasında adam karısından şikâyet ediyordu.

Hâkim sordu:

—Hanımından niçin boşanmak istiyorsun?

—Çok para istiyor hâkim bey. Her gün benden en aşağı bir milyon lira istiyor.

Hâkim şaşırdı:

—Peki, her gün nereye sarf ediyor bu kadar parayı?

—Ne bileyim hâkim bey, bugüne kadar hiç vermedim ki…

 

Danalar Devam Etsin

Bir gün bir davette bir hocayla makamı yüksek biri ayni masada oturuyorlarmış. Davetliler aralarında konuşurken, makamı yüksek adam da hocayı küçük düşürmek için, söyle bir fıkra anlatmış:

—Bir gün danalar bir bostanın içine girmişler. Bir hoca da o sırada bostandaymış, bostan sahibi danaları kovmaya çalışan çocuklarına “danayı bırakın hocayı çıkarın” diye bağırmış. Tabii hoca bu sözlere çok kızmış ama ses çıkarmamış sabretmiş.

Biraz sonra yemekler getirilmiş, masalar donatılmış ve hep beraber yemek yemeye başlamışlar. Hoca az miktar yedikten sonra çekilmiş. Makamı yüksek bey hocanın çekildiğini görünce:

—Hocam niye çekildin, devam etsene, bizi yalnız bırakma, demiş. Hoca bunun üzerine hemen cevabi yapıştırmış:

—Hoca çekildi, danalar devam etsin.

 

Neresi Orası

Telefon çalmış. Bekçi açınca telefonun öbür ucundaki ses sormuş:

—Ahmet Bey orada mı?

Bekçi:

—Hayır, efendim yok.

—Ne zaman gelir?

—Bilemeyeceğim.

—Peki, gelirse orada ne kadar kalır?

—Kıyamete kadar efendim.

—Anlamadım, neresi orası?

—Belediye mezarlığı efendim.

 

Sürüngen

Öğretmen sınıfa dönerek:

—Evet, çocuklar, artık hayvanların türlerini öğrenmiş olduk, dedikten sonra kendisini dinlemeyen Ali’ye dönerek:

—Evet, Ali, simdi bana sürüngenlerden bir örnek ver, bakalım.

—Benim on aylık kardeşim, öğretmenim.

 

Oyuncakçı da

Yaramaz çocuk, babasıyla oyuncakçıya girdi. Uzun uzun oyuncakları inceledikten sonra elektrikli bir araba seçti. Kasada oyuncağın parasını öderken, babası bezgin bir şekilde çocuğa döndü ve:

—Sardırayım mı, yoksa burada mı kıracaksın?”

 

Şaşıracak

Uçak, Yeşilköy havaalanından havalanmıştı. Bakırköy Akıl Hastanesi’nin üzerinden geçerken, pilot birden gülmeye başladı. Hostes meraklandı. Pilota neden güldüğünü sorunca, pilot gülmesine devam ederek, şu cevabı verdi:

“Başhekim kaçtığımı öğrenince kim bilir nasıl şaşıracak.”

 

Karımı Görseydin

Şair Hakkı Bey çirkinliğiyle meşhur olmuş bir insandı. Bir gün bir meslektaşı, düşüncesizce:

—Ya Hakkı, sana baktıkça zevcen olacak hanıma acıyorum, demiş.

Hakkı bey derin bir iç geçirdikten sonra:

—Ahh arkadaşım, benim hanımı görseydin sen asıl bana acırdın.

 

Ödev

Okuldan koşarak eve dönen çocuk:

—Babacığım, okulda zayıf not aldım.

—Neden oğlum?

—Akşam ödevimi yanlış yapmışsın.

 

Ölmek Gerekir

Din dersi öğretmeni sorar:

—Söyle bakayım kızım, cennete gitmek için ne gerekir?

—Ölmek gerekir öğretmenim.

 

Günler Uzadı

Öğretmen sorar:

—Bir gün kaç saattir?

Öğrenci:

—Yirmi beş.

—Yirmi beş mi? Hiç öyle şey olur mu?

—Geçen gün günlerin bir saat uzadığını söylemediniz mi efendim?

 

Yanında Çok Oturma

Ağır bir hastayı ziyarete gelip saatlerce oturan bir adam, giderken hastaya sorar:

—Birader! Vasiyetin var mı?

Hasta, “Evet” der ve ekler:

—Bir hastayı ziyarete gittiğin zaman yanında çok oturma.

 

Aldığı Gibi

Hayvanat bahçesi müdürüne giden adam:

—Size birkaç siparişim var?

—Buyrun beyefendi, temin edebilirsek memnuniyetle.

—Siparişlerim söyle, 150 fare, 5000 pire, 2500 tahtakurusu.

—Hay Allah, bu kadar hayvanı ne yapacaksınız beyefendi?

—Evi, çıkarken ev sahibine aldığımız gibi teslim etmemiz gerekiyor da.

 

İki Kez Hakaret

Amerikalı taksi şoförü, müşterinin verdiği bahşişi beğenmeyip, şikayetçi bir tarzda konuşur:

—Bahşiş olarak yalnızca 15 sent mi veriyorsunuz? Bu bana hakarettir.

—Peki, size ne kadar vereceğimi umuyordunuz?

—Hiç olmazsa bir 15 sent daha.

—Doğrusu size iki kez hakaret etmek istemem.

 

Çobanın Hesabı

Ağa elinde bir koyun derisiyle karşısına gelen çobana sinirli sinirli sorar:

—Koyunlar nerede?

 Çoban başladı anlatmaya:

—Yağmur yağdı, şimşek çaktı, yetmiş ikisinin ödü patladı. Önden gitti beş toklu, geri kaldı beş toklu, onunu verdim kasaba, onunu da katma hesaba. Kurt kaptı birisini, getirdim birinin derisini, al ağam derisini sorma artık gerisini…

Bu sözlere iyice sinirlenen ağa yakınında duran yoğurt kabını çobanın yüzüne fırlatır. Yüzü gözü yoğurt içinde kalan çoban pişkince:

—Hesabı doğru verenin yüzü ak çıkarmış.

 

Gezmediğiniz Yer Kalmamış

Bir kaç Amerikalı Avrupa seyahatine çıkmışlardı. Vezüv yanardağını da ziyaret ettiler. Kraterin içine baktıklarında biri:

—Vay canına! Aynı cehennem gibi, dedi.

Amerikalıların rehberi hayretle gülerek:

—Siz Amerikalılar yaman adamlarsınız vallahi, gezmediğiniz yer kalmamış.

 

Oynatmaktan Kurtarmış

Cimrinin biri arkadaşıyla konuşuyordu:

—Zavallı bir dilenciye sana 1 milyar versem ne yaparsın? dedim.

—Sevincimden aklımı oynatırım, dedi.

Arkadaşı sordu:

—Peki, sen ne yaptın?

—Ne yapayım adamı aklını oynatmaktan kurtardım.

 

Kıyamete Kadar

—Alo Ahmet beyle görüşmek istiyorum, orada mı?

—Hayır efendim, yoklar.

—Ne zaman gelirler acaba?

—Hiç belli olmaz efendim.

—Geldiğinde ne kadar kalır?

—Kıyamete kadar.

Karşıdaki şaşırarak sordu:

—Affedersiniz orası neresi?

—Belediye mezarlığı.

 

Görüntü İyi Ses Parazitli

Hayatının büyük bir kısmını televizyon başında geçiren zamane çocuklarından birinin annesi hastalanmış, sesi de kısılmıştı. Aksam eve gelen baba kapıda çocuğa sordu:

—Annen nasıl oğlum…

—Görüntü iyi ama ses parazitli baba…

 

Hepsi Bu Kadar mı?

Küçük Ayşe’ye teyzesi yüz bin lira vermişti. Ayşe sesini çıkarmadan hemen cebine attı.

Annesi:

— Kızım teyzene bir şey demen gerekmiyor mu? deyince Ayşe ne demesi gerektiğini düşünüyormuş gibi yapıp yine ses çıkarmayınca,

— Baban bana para verdiğinde ben ne diyorum? diye yardımcı olmak istedi.

Küçük Ayşe hemen atıldı:

—Hepsi bu kadar mı?

 

Biraz da Başkaları Sevinsin

Ali her sene sınıfını birincilikle geçiyordu. Ancak bu sefer karnesi eskisi kadar iyi olmayınca annesi:

—Yavrum, her sene sınıfını birincilikle bitiriyordun. Bu sene neden böyle oldu? diye sordu.

Ali şu cevabı verdi:

 —Anneciğim her sene sen seviniyorsun, bu sene de başka bir arkadaşımın annesi sevinsin.

 

Saçma Tavsiye

Temel doktora gitmiş. Çok ağrısı olduğu için kendisine gelmeden önce bir eczacıya uğradığını söylemiş. Doktor:

—Kim bilir eczacı size ne saçma bir tavsiyede bulunmuştur?

Temel:

—Ne kadar saçma olduğini pilemeyrum gidin bir doktora görunin dedi.

 

Sabıkan Var mı?

Hâkim Temel’e sormuş:

—Sabıkan var mı?

Temel:

—Hayır, efendim Allah’tan başka kimsem yok.

 

Anlamasınlar Diye

Temel doping yaptığı halde girdiği yarışta sonuncu olmuştu.

Dursun sordu:

—Temel doping yaptigun halde sonuncu oldun bu ne iştir.

Temel:

—Doping yaptigumi anlamasinlar diye sonuncu oldum.

 

Şansın Böylesi

Bir İskoçyalı arkadaşıyla konuşuyordu:

—Şu Tom’da öyle bir şans var ki sorma. Geçen sene kaza sigortası yaptırmıştı, sigortayı yaptırdıktan üç gün sonra bacağını kırdı. Altı ay önce de yangın sigortası yaptırmıştı, sigortadan bir hafta sonra evi yanmasın mı? Geçen hafta da ölüm sigortası yaptırmıştı, ister inan ister inanma ama adam üç gün içinde öldü.

 

Zayıf Karne

Dersleri çok zayıf olan Ali’nin babasını öğretmen çağırır:

—Oğlunuz çok zayıf.

—Evet, bu günlerde hiç yemek yemiyor. Öğretmen:

—Hayır, o yönden değil, karnesi çok zayıf, deyince. Baba:

—Tabi. Eskiden karneler birinci hamur kâğıttan yapılıyordu, simdi ise üçüncü hamur kâğıttan yapılıyor.

 

İnsan Kılçığı

İlkokul birinci sınıfta öğretmen bir iskelet resmini tahtaya asarak sordu:

—Bilin bakalım bu nedir?

Arka sıralarda oturan Temel’in parmağı ve sesi hemen yükseldi: -İnsan kilçugu öğretmenum.

 

Saat

Temel’e misafirliğe giden Dursun, duvarda asılı iki saat görmüş, ama ikisinin de gösterdiği zaman farklıymış.

“Temel” demiş Dursun, “Bu saatler farklı farklı zamanı gösteriyor”

Dursun’un bu saflığına bir süre alaycı şekilde gülümseyen Temel, birden ciddileşerek;

“Ula ben aptal mıyım” demiş, “İkisi de aynı zamanı gösterse, ikisini birden duvara asar mıyım?

 

Pirenin Cenazesi

Otel sorumlusu, zengin müşterisine otelin en temiz ve güzel odasını vermişti. Müşteri odasına bakarken yatağa şöyle bir göz atınca, yatağın üzerinde bir pire gördü ve otel sorumlusuna manalı manalı baktı.

Otel sorumlusu:

—Merak etmeyin efendim, bu ölü bir pire.

Ertesi sabah otel sorumlusu zengin müşterisine gece rahat uyuyup uyuyamadığını sorunca, müşteri şu cevabı verdi:

—Valla dünkü sizin o ölü pire vardı ya, cenazesi çok kalabalıktı, gece gözümü bile kapayamadım.

 

Çorbadaki Kum

Askerliğe yeni başlamış bir er çavuşunun yanına giderek:

—Efendim, çorbada kum vardı.

Çavuş kaşlarını çatarak:

—Ne olmuş yani, buraya yemek beğenmeye değil, vatan toprağını korumaya geldiniz. Bir daha böyle bir şikâyet görmeyeyim.

—Evet, ama komutanım, biz buraya vatan toprağını yemeye de gelmedik.

 

Gözlerini Bir Yumsa

Küçük çocuk dedesinin kucağında otururken, birden:

—Dedeciğim gözlerini bir yumsana.

—Neden yavrucuğum?

—Annem geçenlerde “deden gözlerini bir yumsa çok zengin olacağız” diyordu da ondan.

Hazine Kavgası

Temel ve tayfaları iyi bir kavgaya tutuşuyor. Tayfalardan ikisi ölüyor, birçoğu da yaralanıyor. Ne olduğu sorulunca, Temel:

—Hazineyi paylaşamaduk, kavga paşladu pöyle oldi.

—Peki, hazine nerede?

—Mesela demuştuk da…

 

5–6 Gün Sıkar

Temel oğluna yeni ayakkabı almıştı. Ama oğlunun ayakkabıları giymediğini görünce merakla sordu:

—Ayakkabını niye ciymeysun da?

—Beş altı gün ciymeyeceğum.

—O niyedur o?

—Satıcı peş altı gün sıkar demedu mi?

 

Rafları Taşıyor

Akıl hastanesinde doktor iki hastasına:

-Şu dolabı beraber yukarı çıkarın, dedi.

Biraz sonra hastalardan birinin dolabı omuzlamış oflaya puflaya yukarı çıkardığını gördü.

-Oğlum hani diğer arkadaşın ben size dolabı beraber taşıyın demiştim.

-Arkadaşım dolabın içinde rafları taşıyor doktor bey.

 

Aynı Yerde mi?

Temel uzun zamandır görmediği Cemal’le İstanbul’da karşılaşır:

-Ha uşak nasilsun pakayum?

-İyiyum.

-Çocuklarun nasildur?

-Onlar da çok iyidur.

-Ha uşak karin nasildur?

Temel böyle sorunca Cemal’in birden yüzü değişir… Temel arkadaşının karısının geçen yıl öldüğünü hatırlayıp hemen şöyle der:

-Yani ayni mezarda mi yatayii?

 

İkimiz de yalancıyız

Er komutanının karşısına çıkıp:

-Efendim karım çocuğumuzun çok ağır hasta olduğunu yazmış izin istiyorum.

-Yalan söylüyorsun karından gelen mektubu ben de okudum, hiç öyle bir şey yazmıyordu hadi bakayım işinin başına.

Er selam verip tam kapıdan çıkacağı zaman komutanına dönüp:

-Efendim anlaşılan ikimiz de yalancıyız çünkü ben evli değilim.

 

Cehenneme Uğramak

Büyük zatlardan birine kendisini zor durumda bırakmak amacıyla sormuşlar:

-Hocam cennette her şey var diyorsunuz, ben sigara içmeden duramam orada sigara içebilir miyim?

-Tabii evladım, ancak cennette ateş bulunmaz sigaranı yakmak için cehenneme uğraman gerekir, diye uygun bir şekilde cevap vermiş.

 

Susmasını Bilmiyor

-Nasıl senin küçük yaramaz konuşmasını öğrendi mi?

-Hem de nasıl şimdi de susmasını öğretmeye çalışıyoruz.

 

Aç Kalırsın

Bernard Shaw bir nehirden karşıya geçmek istiyormuş ama cebinde hiç parası yokmuş. Bir sandalcıya yaklaşmış:

-Beni karşıya geçirirseniz size para veremem ama güzel bir öğüt veririm demiş.

Sandalcı bakmış başka müşteri de yok boş bekliyor, kabul edip karşıya geçirmiş. Sıra öğüde gelmiş:

-Azizim bu bana yaptığını herkese yapma yoksa aç kalırsın.

 

Yavaşla

Temel otobanda180 kmhızla gidiyormuş. Karşısına bir tabela çıkmış. Tabelada “Yavaşla 150” yazıyormuş. Temel hızını 150’ye düşürmüş. Biraz gittikten sonra başka bir tabelada “Yavaşla 100” yazıyormuş. Temel hızını 100’e düşürmüş. Biraz daha gittikten sonra bu kez tabelada “Yavaşla 50” yazıyormuş. Temel hızını 50’ye düşürmüş. Daha sonra bir tabela daha çıkmış tabelada “Yavaşla 5” yazıyormuş. Temel hızını bu kez de 5’e düşürmüş ve sonra bir tabela daha çıkmış karşısına “YAVAŞLAYA HOŞ GELDIİNİZ”

 

Elini Çabuk Tut

Park bekçisi göldeki adamı görünce öfkeyle bağırdı:

—Tabelayı görmedin mi be adam? Burada yüzmenin yasak olduğunu bilmiyor musun?

-Ben yüzmüyorum ki, boğuluyorum yahu!!

—Öyle mi? Hadi öyleyse elini biraz çabuk tut.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir